BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Fikirleri sahibleriyle zikretmek -I-

Fikirleri sahibleriyle zikretmek -I-

Bir sütun paylaşmaya başlamamız 9 Kasım 1976’dan 31 Mayıs 2012’ye kadar geçen uzun bir zamandır. Biz bu kadar zamandır ne yapıyoruz? Niyetimiz ne? Neden dergiler çıkartıyor, kitaplar yazıyoruz? Niçin tv ve radyo konuşmaları yapıyoruz? Hangi sebeple yeni zamanların keşfi sosyal medyayı kullanıyoruz. Bir insan, bir ömürde kaç mektup yazabilir?



Bir sütun paylaşmaya başlamamız 9 Kasım 1976’dan 31 Mayıs 2012’ye kadar geçen uzun bir zamandır. Biz bu kadar zamandır ne yapıyoruz? Niyetimiz ne? Neden dergiler çıkartıyor, kitaplar yazıyoruz? Niçin tv ve radyo konuşmaları yapıyoruz? Hangi sebeple yeni zamanların keşfi sosyal medyayı kullanıyoruz. Bir insan, bir ömürde kaç mektup yazabilir? Her gün makale yazmak kolay mıdır? Bir yazarın her gün bir yazı kaleme alması, bir kadının her gün doğum yapması kadar sancılı bir iştir. Hele yazarlık fikir, teklif ve proje üretmek olarak görülüyorsa sancı daha da ağırlaşır. Peki öyle ise niçin? Niçin, hukuk tahsil ettiğimiz halde bilgisayar başındayız. Neden parayı değil de kalemi tercih ettik? Şöyle düşündük. ‘Hukukçuluğu herkes yapabilir. Düşündüğünü kaleme almaksa ihsan edilmiş bir kabiliyettir. Dahası, herkes hem yazıp hem de anlatamaz. Şayet böyle bir nimet bahşedilmişse emanet yerli yerince kullanılmalı’. Osmanlı Devlet-i Ebed Müddet Medeniyeti, yalnızca kılıçla yıldızlara yükselmemiştir. Arkada Sultanları besleyen âlimler vardır. Son bir asırda çok şeyimizi yitirdiğimiz gibi bu teamül de kayboldu. Onun için kendini bilen yazar, esasında kendine emanet edilen sütununda bu mükellefiyeti hissetmelidir. Şüphesiz ki her sütun dolduran yazar değil. Bizim bir kitap tarifimiz var. Şöyle diyoruz: -Her deste kağıt eser değildir.. Köşesinde kahvehane dedikodusu yapan, iktidarlara yaranmaya çalışan veya körü körüne iktidara düşman olanlar, gelip-geçici ve arkada hiç bir iz ve eseri kalmayanlar, şahsiyeti zaafa uğramış gizli işsizlerdir. Ne yapmak istediğimizin hülasası belki de salı akşamı Taşkent hava meydanında Özbekistanlı genç rehberimize veda ederken söylediğim sözlerdedir. İstikbalini parlak gördüğümüz o gence şunu dedik: -Bu sabah namazından sonra dua ederken ya Rabbi salimen vatanıma varmamızı nasip buyur, demedim, ya Rabbi salimen şehrime varmamı nasip buyur dedim. Zira burası da benim vatanım. Biz, iki devlet tek milletiz. İdareler arasında zaman zaman ihtilaflar olabilir. Aslolan millettir. İdareler arasındaki ihtilafın en unutulmaz misali Yıldırım Han’la Timur Han arasındaki muharebeydi. Geçen gün yaptığım konuşmada ne dedim? Bu muharebe devrin iki süper gücü arasında geçmiştir. Dünya, dar geliyordu. İki güç de bizimdi. Hangi hükümdar galip gelirse gelsin neticede galip gelen bizdik. Biz, bu fikirleri otuzbeş yıldır böylece işlemekteyiz. Nitekim bahsettiğim konuşmada hadiseye ümmet vizyonuyla bakma mecburiyetini dile getirmiştik. Bizim için vatan sadece toprak unsurlu değil aynı zamanda mânevi ve kültüreldir. Bu anlamda Gırnata’dan Urumçi’ye, Bahçesaray’dan Mekke’ye, Somali’den Bakü’ye, Fas’tan Malezya’ya vatandır. İşte bu bakış üslubu, bu geçen uzun zaman içinde bazı temel fikirleri üretmemize maya oldu. Onlar, inşallah gelecek zamanlara rehber olacaktır. Onlar kayıtlara geçmiştir. Fikirler, sahiplerinindir.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT