BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > LYS stresini azaltmasına yardımcı olun

LYS stresini azaltmasına yardımcı olun

Büyük sınava az zaman kaldı. Bu dönemde çocuğunuz kendini baskı altında hissedebilir. Anne baba olarak kendi heyecanınızı ona kesinlikle yansıtmayın. İmtihanın çocuğunuzdan daha değerli bir anlamı olmadığını dile getirin...



Büyük oğlum iki hafta sonra LYS’ye girecek. Özellikle son günlerde evde çok gergin ve onun yanına yaklaşamıyoruz. Ne desek bize sesini yükselterek ters cevaplar veriyor. Kardeşine karşı zaman zaman şiddet uygulayabiliyor. Anne-baba olarak ona nasıl davranacağımızı bilemiyoruz. Bu konuda bizlere neler tavsiye edersiniz? (İstanbul’dan bir okurumuz) Saygıdeğer okuyucumuz, LYS’ye sayılı günler kala sınava girecek birçok aday, oğlunuzun gösterdiği benzer tavırları sergiliyor. Kabul etmeliyiz ki üzerlerinde çok ağır yük var. Bu yüzden onlara anlayış göstermeliyiz. Aylardır bu sınav için hazırlık yapıyorlar ve artık bütün çalışmalarının karşılığını alacakları imtihan geldi çattı. Bu son düzlükte anne-baba olarak nasıl hareket etmeli, ev içindeki stres ve gerginliği nasıl yönetmeliyiz? YA BAŞARAMAZSAM ENDİŞESİ İsterseniz bu sorunun cevabını vermeye, kaygının tanımını yaparak başlayalım. En genel anlamıyla kaygı, tehlike ya da talihsizlik korkusunun meydana getirdiği tedirginliktir. Sınava girecek bir gencin aklına sürekli “Ya başarılı olamazsam, ya beceremezsem?” düşüncesi gelir. Bu düşünce, onun sınava yönelik kaygılanmasına yol açar. Dolayısıyla anne-baba olarak sınavı ortadan kaldıramayacağımıza göre çocuğumuzun kaygısını azaltmak için sınav hakkındaki düşünce ve inançlarını olumlu yönde değiştirmeye çalışmalıyız. Örneğin oğlunuza “Zamanında çalışsaydın bu durumlara düşmezdin!” gibi yıkıcı sözler söylemek yerine “Elinden gelen çabayı gösterdin. Gayretlerinin farkındayız ve her zaman yanındayız.” şeklinde bir mesaj vermek hem daha güven verici hem de onu rahatlatıcıdır. Ayrıca kendi heyecanımızı ve stresimizi ona kesinlikle yansıtmamaya özen göstermeliyiz. Hayatın normal seyrinde akıp gittiğini ve sınavın olağanüstü bir durum oluşturmadığını hissettirmeliyiz. ‘LYS ARAMIZA GİREMEZ’ DEYİN Oğlunuz sizin yanınıza geldiğinde ona hep olumlu ve güzel şeylerden bahsetmelisiniz. Özellikle geçmişte elde ettiği başarılardan ve mutlu anılardan söz etmelisiniz. Çünkü bu dönemde çocuğunuzun negatif enerjisini alacak keyifli zamanlar geçirmeye ihtiyacı vardır. Özetleyecek olursak anne-baba olarak bize düşen görev, sınavın çocuğumuzdan daha değerli bir anlamı olmadığını ve onunla aramıza hiçbir zaman giremeyeceğini uygun şekillerde dile getirmektir. Ancak bunu yaparken yemek düzeni de dâhil olmak üzere aşırıya kaçmamalı ve ev içinde ona baskı oluşturacak bir hava oluşturmamalıyız. Paylaşma duygusunu oyun yoluyla geliştirin 4.5 yaşında bir çocuğum var. Anasınıfı öğretmeni, kızımın sınıf arkadaşlarıyla, paylaşma konusunda sıkıntı yaşadığını söyledi. Gerçekten de kızım kendisiyle aynı yaşta olan akrabalarımızın çocuklarıyla oynarken oyuncaklarını paylaşmak istemiyor ve bu yüzden genelde onlarla kavga ediyor. Çocuğumun paylaşma duygusunu nasıl geliştirebilirim? (Sevim Karakurt, Ankara) Paylaşma, empati ile yakın ilişkisi olan bir kavramdır ve çocuk paylaşmayı görerek öğrenir. Bu nedenle ebeveyn olarak ona doğru model olmalıyız. Bunun yanında bir çocuk için arkadaşının isteklerini anlayabilmesi ve onun ihtiyaçlarına duyarlılık gösterebilmesi ancak 5-6 yaşından sonra oluşabilir. Dolayısıyla anne-babaların 5 yaşından küçük çocuklarını, kardeşleri ya da arkadaşlarıyla oyuncaklarını paylaşmaları konusunda zorlaması doğru değildir. Çünkü bu yaştan önce çocuklardan bu olgunluğu beklemenin bir anlamı yoktur. Buna karşın eşyalarını paylaşmaya zorlanan çocuk, kendi istek ve ihtiyaçlarının önemsiz olduğunu düşünmeye başlayabilir. Peki, çocuğunuzun paylaşma duygusunu geliştirmesine nasıl yardımcı olabilirsiniz? Bu konuda oyunu bir araç olarak kullanmanızı tavsiye ederim. Örneğin çocuğunuzla al-ver oyunu oynayabilirsiniz. Bu oyunu oynarken çocuğunuzun elindeki oyuncağı isteyin, o oyuncakla bir-iki dakika ilgilenip tekrar ona verin. Böylece çocuk, verdiği bir şeyin ona geri geleceğini kavramaya başlar. Son olarak ona, paylaşmanın ne kadar güzel bir duygu olduğunu anlatan çocuk hikâyeleri anlatın. Ahmet Rasim Akdağ - ahmetrasim.akdag@ihlaskoleji.com 100 kakao çekirdeği ile bir köle alınırdı > Çikolata kelimesi Aztek dilinde; kakao çekirdeklerinin gürültülü bir şekilde havanda dövülmesinden dolayı “gürültü” anlamına gelen “choco” ve “su” anlamına gelen “atle” kelimelerinden türetilmiştir. > Azteklerde ve Mayalarda çikolata içmek önemli bir olay sayılırdı. Efsaneye göre, Aztek kralı Moctezuma günde 50 fincan çikolata içiyormuş. > Kakao çekirdeklerinin para gibi ödeme aracı olarak kullanılması çok yaygındı. 100 kakao çekirdeği ile bir köle ve 4 kakao çekirdeği ile bir tavşan alınabilmekteydi. KARMA SÖZLÜK İngilizce kelimeli Türkçe fiiller > - Ben maili size de forward ediyorum o zaman... > O konuşmalarda beni de cc ye koy lütfen... > Aaa, ben koydum zaten ama sanırım reply all yapmadığı için size düşmedi... (architetto) > Bir üniversite hocası: > Kendinizi underestimate etmeyin arkadaşlar. (doktor bey) > Emergency declare etmek, havacılıkta kullanılan yarı İngilizce yarı Türkçe ilginç bir fiildir. (mufuma) > “feedback yapmak” fiilini cümle içinde kullanalım: minutes of meeting üzerinden open itemları check ettikten sonra bana feedback yaparsın. (ilk yarının son düdüğü) > egzajere etmek: “abartmak” gibi anlamını tam olarak karşılayan bir sözcük varken yurdum entelleri tarafından Türkçeye monte edilmeye çalışılan söz. Duydukça tüylerim diken diken oluyor. (justinian) Hayattan ve her şeyden bir anda soğutan şeyler > 15 dk’sı 50 krş olan kampanyada, bir görüşme bittiğinde ekranda görüşme süresini 15 dk 1 sn olarak görmek, akabinde 91 krş ödemek. (fakir olmak) > Karşıdan karşıya geçmek için düğmeye basıp yeşil ışığın yanmasını beklerken o düğmeye basmayı sadece kendisinin akıl ettiğini sanan birinin gelip alaycı bir bakışla ve mağrur bir tavırla düğmeye basması ve o sırada yeşil ışığın yanması. (sleepwriter) > Kendini her konuda haklı çıkarma yeteneği dışında başka hiçbir şeyi olmayan bir insana mecburiyetlerden ötürü sesini çıkaramamak. (çok dertliyim sözlük) > Ayakkabının içinde ayağına bakan küçük taşımsı sert bir şey. Hadi sakin bir yer buldun çıkardın ayakkabıyı silkeledin. Peki ya o şey çorabının içindeyse? (biotexnanoloji) > Saçları ıslattıktan sonra şampuanın bitmiş olduğunu fark etmek. İnsanın bütün yaşama sevincini alıp götürür. (ajedrez) TWITTER’DA NE KONUŞULUYOR? Büyük Türk yalanları > Oktay Çavuşoğlu: Ayağımız alışsın, benim çevrem çok geniştir, bak sana ne müşteriler getireceğim. > Fatih Dover: Sırf tatsızlık çıkmasın diye bir şey demedim. > Sabiha Kuruay: Uyumuyordum ki gözlerimi dinlendiriyordum ben. > Merveilleuse: Ablacım Allah seni inandırsın aynısından evde kullanıyoruz biz garanti veriyorum sana hiçbir şey olmaz sapasağlam ürün. > Kübra Şahiner: Kazanmak önemli değildi mühim olan yarışmaya katılmaktı. BASMAKALIPÇI > Bunların arkasında hep Amerika var. (aphroad) > - Sigarayı bıraksam ayda 150 lira taksitle ... alırım. (die armut) > Ben de tam seni arayacaktım. (Wall enin böcüğü) > Bana kalbin kadar temiz bu sayfayı ayırdığın için... (geçiyordum, uğradım) > Yarışmacı arkadaşlarıma başarılar diliyorum. (simsiyah) --------------------------- İhlas Koleji’nden mektup Hami KOÇ - hami.koc@tg.com.tr İstanbul’da yüz bin can Geçtiğimiz hafta sonu iki gün, İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü Eğitim Denetmenleri Başkanlığı tarafından düzenlenen “İstanbul’da Öğretmen Olmak” konulu çalıştaya İhlas Koleji olarak ev sahipliği yaptık. Çalıştaya; İstanbul İl Milli Eğitim Müdürü Dr. Muammer Yıldız, Eğitim Denetmenleri Başkanı Talip Başer ve yardımcıları, İl ve İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü yöneticileri, sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri, akademisyenler, okul yöneticileri, öğretmenler, veliler ve öğrenciler katıldı. Çalıştayda bir konuşma yapan İstanbul İl Milli Eğitim Müdürü Dr. Muammer Yıldız, “İstanbul’daki yüz bin öğretmen yüz bin can, yüz bin entelektüel birikim, yüz bin cevher demektir.” dedi. Bu yüz bin can ne kadar iyi ve huzurlu bir hayat sürerse yetiştirecekleri yüz binlerce cana o kadar çok faydalı olacaklardır. Napolyon boşuna dememiş: “Dünyada tek bir başkent olsaydı İstanbul olurdu.” diye. Dünyanın en güzel şehirlerinden birinde, dünyanın en güzel mesleğini icra eden yüz bin öğretmenin maddi-manevi meselelerini gündeme taşıyan, inceleyen bu etkinlik, umarım önümüzdeki yıllarda genişleyerek devam eder. OKUMAK MUTLULUKTUR... Yine İstanbul’da “Yazarlar Okullarda” projesi kapsamında 27 Mayıs Pazar günü Millî Eğitim Bakanımız Sayın Ömer Dinçer’in de katıldığı çalıştaydaydık. Okullarda öğrencilerle buluşan ve minik yürekleri kitap okumaya teşvik etmek için canla başla çalışan yazarlar da oradaydı. Bakan Dinçer, projeye katılan yazarlara teşekkür etti ve plaket verdi. Proje için seçilen yazar listesi çok titiz bir çalışma sonucunda ortaya çıkmış. Gazetemizin eski yazarlarından, eski velimiz Sevinç Çokum ile İhlas Kolejinin şair ve yazar öğretmenlerinden biri olan Bestami Yazgan da bu projede görev alan şair-yazarlar arasında idi. Kitap okumanın maksadı düşünce dünyasını zenginleştirmek ve en nihayetinde mutlu olmaktır. Mutluluk da ancak doğru bilgileri, doğru kaynaklardan, doğru zamanda öğrenerek ele geçen bir şeydir. İnsan yiyip içerek bedeni ihtiyaçlarını giderir. Kitap okumak ise ruhu besleyen bir faaliyettir. En büyük enerji kaynağıdır. Bilgisiz insan susuz bir şehirde yaşıyor gibidir, susuz bir şehirde yaşamak nasıl mümkün olur? Kitap okuma zevkine, lezzetine ulaşamamış insanlar yaşıyor mu ki? Öyleyse, “Çocuğum okusun da hangi kitabı okuduğu önemli değil!” gibi bir mantık olabilir mi? “Çocuğum yesin de, içsin de ne yediği, içtiği çok önemli değil!” diyen bir anne-baba düşünebilir misiniz? Zehirli ve bozuk yiyecekler insanın sağlığını tehlikeye atar, belki ölümüne sebep olur. Zehirli ve zararlı bilgiler de ruh sağlığını tehlikeye atarak insanı ebedi felakete sürükleyebilir. İnsanın dünyası da ahireti de zehir olabilir. Gerçek mutluluk için gereken şey çok kitap okumak değil, doğru kitabı çok okumaktır. Bu vesile ile huzur ve enerji kaynağımız kitaplarımızla daha çok hemhâl olmak dileği ile mutlu bir hafta diliyorum, değerli okuyucularımız. --------------------------- TWEETÇİ Ahmet Rasim Akdağ ahmetrasim.akdag@ihlaskoleji.com Ömer Söztutan Şaka bir yana hâlâ şoktayım... Gözlemeci teyzelerle ikinci oldular resmen... :) Biz Ajda Pekkan’ı çok erken yolladık söyleyeyim :) Yusuf Aygün Erozyon = TOPRAK Kayması Eurovision = TOPRAK KAYIRMASI... Bu ne arkadaş o ona verdi, o ona... Biri birinin komşusu, diğeri karşı kıyısı... Mine Ucgun Aysun Kayacı demişti “Ev alma komşu kirala” diye, dalga geçtik o kadar. Bugünlüğüne kiralasaydık keşke. Bakın ne oldu şimdi? Ömer Demir Osmanlı döneminde Eurovision olsaydı her sene 1. olurduk. 42 ülkenin yarısı zaten bizimdi. Neyse... dusunenmadam Yıllarca ‘ülkemizin 3 tarafının denizlerle çevrili olması jeopolitik açıdan çok önemlidir’ diye kandırıldık. Balıklar mı oy kullanacak! AbSurDMaN_ Ya bize neden tırt tırt 2’şer 3’er puan veriyorsunuz! Gemi yaptık sahnede, İNSANDAN GEMİ YAPTIK BORU MU? Mesut Can Can’t Bonomo:)
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT