BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Şair Nâbî’ye vefa

Şair Nâbî’ye vefa

Önde gelen Osmanlı şairlerinden Yusuf Nâbî Efendi‘ye, memleketi Şanlıurfa‘da gösterilen vefadan çok etkilendim. Zira, Şair Nâbî‘ye vefa, aynı zamanda klasik Türk şiirine vefa demektir ki, asıl etkileyici olan da bu.



Önde gelen Osmanlı şairlerinden Yusuf Nâbî Efendi‘ye, memleketi Şanlıurfa‘da gösterilen vefadan çok etkilendim. Zira, Şair Nâbî‘ye vefa, aynı zamanda klasik Türk şiirine vefa demektir ki, asıl etkileyici olan da bu. Anadolu Yazarlar Birliği ile Şanlıurfa Belediyesinin birlikte düzenlediği, 3. Ulusal Balıklıgöl Şiir Akşamı vesilesiyle gittiğim Şanlıurfa‘da, bu büyük şairimizin adını taşıyan bir kültür merkezinin varlığını öğrendim. Nitekim, konuşmacı olarak katıldığım kültür sanat paneli ve “Demirci Yaylası” başlıklı şiirimi okuduğum program da bu mekânda icra edildi. -Nâbî adı sadece kültür merkezinde mi? -Elbette ki hayır! Kültür Merkezi‘nin yanı sıra; Şanlıurfa‘da, Şair Nâbî ismini taşıyan bir ilköğretim okulu, bir Anadolu lisesi, bir kütüphane, bir mahalle ve bir de dernek var. Dahası, Nâbî, latifeleri ve gazelleriyle Şanlıurfalıların dilinde: Es-selâm ey server-i evlâd-ı Âdem es-selâm Es-selâm ey bâdi-i îcâd-ı âlem es-selâm İşte geldi Nâbî-i dil-haste hâk-i pâyine Eyle zahm-ı cürmüne lütfunla merhem es-selâm ŞANLIURFA’DAN SARAYA Şair Nabi Kültür Merkezi‘ne vardığımda, giriş kapısının hemen yanında bir kitabe dikkatimi çekti. Kitabede şu bilgiler var: “Asıl adı Yusuf olan Nâbî, 1642 yılında Urfa‘nın Ulucami Mahallesi‘nde doğmuştur. Urfa‘nın köklü ailelerinden Hacı Gaffârzadelerdendir. Yaşadığı dönemde, “Ekmel-i Şu’âra-yı Rûm” ve “Melik-üş Şu’âra” diye anılmıştır. Geleneksel şiirimizin temel taşlarından olan Nâbî, Divan Edebiyatı‘na Hikemiyât‘ı sokmuş ve bu ekolün kurucusu olmuştur. Çocukluğu ve gençlik yıllarının bir kısmı Urfa‘da geçen Nâbî, 1665 yılında 24 yaşında iken İstanbul‘a gitmiş ve burada şöhret bulmuştur. Urfa‘da medrese tahsili gördüğü bilinen ve Arapça, Farsça eserler yazacak kadar bu dillere vakıf olan Nâbî, klasik şiirimizin ekol olmuş birkaç şairinden biridir. İstanbul‘da uzun süre saray çevresinde bulunan Nâbî, 1680 yılında Halep‘e yerleşmiş, 1700 yılında Baltacı Mehmet Paşa ile birlikte İstanbul‘a dönmüştür. 12 Nisan 1712’de vefat eden Nâbî, Karacaahmet Mezarlığı‘na defnedilmiştir.” ŞİİRİMİZİN KÖŞE TAŞI Şanlıurfalılar, değişik mekânlara vererek, Nâbî‘ ismini toplum hafızasında canlı tutmakla, klasik Türk şiirine vefa konusunda hepimizin ders alması gereken takdire şayan bir duruş sergiliyorlar. Zira, Nâbî, 17. yüzyıldan bu yana kendisinden sonraki şairleri etkileyen ve etkisi bugün de devam eden köşe taşı üstadlardan biridir. Esasen örnek almamız, öne çıkarmamız gereken de, Paul Verlaine, Arthur Rimbaud ve taklitçilerinin yazdığı değil; Nâbî, Bâkî, Nedîm, Yunus Emre, Mevlânâ ve bunların yolunda gidenlerin yazdığıdır. Dolayısıyla bu büyük üstadlara gösterilen vefa, hakîki Türk şiirine vefadır. Diğer taraftan, 20’den fazla akademisyenin katılımıyla bir “Şair Nâbî Sempozyumu” düzenlenmesi (2009); ayrıca, bu sempozyumun Şair Nabi Kültür Merkezi‘nde yapılması; sempozyumda sunulan tebliğlerin hacimli bir kitap hâlinde, Belediye Başkanı Dr. Ahmet Eşref Fakıbaba imzasıyla yayınlanıp, şehre davet edilen şair, yazar ve gazetecilere sunulması da Şanlıurfalılar adına başlı başına bir vefa örneği. -Ne demiştik? Şair Yusuf Nâbî Efendi‘ye, memleketi Şanlıurfa‘da gösterilen vefadan çok etkilendim. İşte bu etkiyle titreyen gönül telimden bilgisayar ekranına yansıyıveren bir beyt: Şair Nâbî’ye vefa, Osmanlı’ya vefadır, Melik-üş Şu’âra’nın vefakârı Sefa’dır!.. *** ÖZÜR: İslami Edebiyat Dergisi Yazıişleri Müdürü Siyami Akyel’den, 11 Mart 2012 tarihli makalemde yer alan bazı ifadelerin, okuyucu nezdinde yanlış anlamalara yol açabileceğini belirten bir mail aldım. Makalemde, söz konusu dergiyle alakalı bir yanlış anlamaya yol açmış isem, ilgililerden özür dilerim. Sefa Koyuncu
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT