BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Demirel standardı

Demirel standardı

Turgut Özal’la Süleyman Demirel Cumhurbaşkanlığı makamına yeni bir standart getirdiler. Özal ve Demirel’den sonra seçilecek isim lisan bilmeyen, temsil kabiliyeti olmayan, toplumu okuyamayan silik biri olamaz. Peki böyle bir isim var mı? Türkiye onu aramalı ve bulmalı.



Rahmetli Özal’la Sayın Demirel Cumhurbaşkanlığı makamına fevkalade bir standart getirdiler. Bu iki isim Çankaya Köşkü’nü tabir yerinde ise noter olmaktan çıkarıp devlet başkanlığı konumuna taşıdılar. Kuşkusuz bunda 82 Anayasası’nın da payı var, ancak örneğin bu anayasada rahmetli Fahri Korutürk bir kez daha seçilseydi fazla bir şey değişmeyecekti. Ya da başka bir ifade ile Özal’la Demirel 61 Anayasası ile de seçilselerdi yine bugünkü gibi iz bırakırlar ve devlet başkanlığı makamının varlığını hissettirirlerdi. Bu tablo makamlar kadar olmasa da kişilerin de ne denli önemli olduğunu gözler önüne seriyor. Makamlar ya da koltuklar ancak orada oturanlarla öne çıkıyor. Siyaset okulu Kuşkusuz Özal ve Demirel hadiseleri iki ayrı numunedir. Her iki isim de onlarca yılın deneyimleri ile oraya erişmişlerdir. En önemlisi ikisi de siyaset okulunun yıldızlarıydı. Turgut Bey 12 Eylül’ü, Süleyman Bey de 12 Eylül’le beraber 12 Mart’ı da iliklerine kadar yaşamıştı. İki isim de halktan kopuk değil, iç içeydi. Dahası, sadece halkın bütün katmanlarını değil aynı zamanda devleti de bütün boyutları ile tanıyorlardı. Öyle olduğu içindir ki gerek Turgut Bey kısa döneminde, gerekse de Süleyman Bey normal süresinde bize göre Atatürk ve İnönü’den sonra -ki onlarda tarihi şahsiyetlerdir ve özel şartlarda gelmişlerdir- en çok iz bırakan Cumhurbaşkanları olmuşlardır. Silik biri Şimdi bu iki ismin adeta fiili anlamda yeniden kurumlaştırdığı Cumhurbaşkanlığı makamına seçilecek olan yeni ismi tahayyül edin. Hayır bu isim lisan bilmeyen biri olamaz ya da olmamalı. Halktan kopuk ya da onu romanlardan bilen biri de olmamalı. Temsil kabiliyeti mutlak olmalı. Backgraundu dolu olmalı ve devleti de çok iyi tanımalı. Mazisi pırıl pırıl olmalı, zerre bir defosu olmamalı. Bu satırların yazarı gerek rahmetli Özal’ın, gerekse de Sayın Demirel’in pek ama pek çok iç ve dış gezisini izlemiş biridir. Dolayısı ile bu iki liderin heyecanlarına, birikimlerine ve de şevklerine tanıklık etmiştir. Ne bileyim ben yeni seçilecek Cumhurbaşkanı Avrupa Birliği Platformunda evrensel değerleri gözünü kırpmaksızın layıkı ile savunurken aynı zamanda da Moğolistan’daki Orhun Anıtları ya da Üsküp’teki bedestenden de keyif almalı ve de onu yansıtabilmeli. Adriyatik’ten Çin Seddi’ne Seçilecek olan yeni cumhurbaşkanı hiç abartısız bir iklimin demokrat ve de çağdaş hükümdarı olacaktır. Bu iklim Adriyatik’ten Çin Seddi’ne kadar olan hinterlanddır. Tabii hadise sadece bununla da sınırlı değil. Bütün bunlara paralel olarak Batı realitesiyle kolkola girecek ve de Ortadoğu, Balkanlar, Kafkasya coğrafyasında da lider olarak sivrilebilmelidir. Diyeceksiniz ki böyle biri yok. Ama olmalı. Demirel’i beğenmeyip kenara itenler böyle birini bulmaya mecbur ve hatta mahkumdurlar. Bulamazlarsa tarih önünde sorumlu olacaklardır. Diyeceksiniz ki aynısıyla yok. O zaman ona yakın biri bulunmalı ve de tereddütsüz o makama oturtulmalı. Peki kim midir Süleyman Bey’in boşluğunu kısmen de olsa dolduracak olan? Ben de peşinen şu diyemiyorum ve diyemediğim için de Sayın Demirel’in gerekliliğini günler boyu dillendirdim. Devr-i Süleyman’ın sonu deyip sevinç çığlıkları atanlar susmasınlar ve Adriyatik’den Çin Seddi iklimine tarihi bugünle sentezleyip realiteyi sunabilecek adaylarını açıklamak durumundadırlar. Açıklayamazlarsa onlarınki şahsi ve nefsi hedef ya da intikam hırsı olduğu tescillenecektir. Bize göre yeni Cumuhurbaşkanımız mutlaka ama mutlaka siyasetten gelmeli ve de yukarıda saydığımız özellikleri taşımalıdır. Elimize Meclis albümünü alalım ve layık olanı araştıralım bakalım...
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT