BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Nasıl bir cumhurbaşkanı...

Nasıl bir cumhurbaşkanı...

Bir fırtına dindi, giden gitti, Türkiye’nin Demirel’siz de yaşayabileceği anlaşıldı. Hep 5+5 dendi ama, bunu şahsa uyguladığımızda 7+5 gerçeği ile karşılaşıyorduk. Üzerinde durulmadı, ortalık toz-dumandı farketme imkânı olmadı.



Bir fırtına dindi, giden gitti, Türkiye’nin Demirel’siz de yaşayabileceği anlaşıldı. Hep 5+5 dendi ama, bunu şahsa uyguladığımızda 7+5 gerçeği ile karşılaşıyorduk. Üzerinde durulmadı, ortalık toz-dumandı farketme imkânı olmadı. Süleyman Demirel, 7 yıl Cumhurbaşkanlığı yaptıktan sonra ilaveten bir 5 yıl daha o makamda kalacaktı. Kalamadı. Kalamayacağı en baştan belli idi. İsminin açıklandığı ilk günden itibaren hangi parlamenterle görüşsek buna kimse ihtimal vermiyordu. Demirel’i teklif eden en ısrarlı isim eski rakibi Bülent Ecevit’ti. Bu yüzden son zamanlarda sinirleri bile bozuldu. Israrın psikolojik boyutu olduğu muhakkak. Onlar ‘70’li yıllarda bugünkü nesillerin inanamayacağı ölçülerde kavgalı idiler. Yapılan, ismini koymadan özür dilemedir. Karşılıklı olarak birbirlerini affediyorlar. Bunu görünce yok yere ölen 5 bin genci, sakat kalanları, istikbalinden olanları düşünmemek mümkün mü? Hatta hatta PKK’ terörü yüzünden can veren 30 bin vatandaşı. Bunlar, uzun Demirel-Ecevit döneminin eseridir. Sorumluluk makamında olmak zor iş. Vicdan azabı bazan insanı kıvrandırıp durur... Referandum mecburiyeti olmadan teklifin 303 oyla reddi isabetli olmuştur. Çünkü, o zaman referanduma gidilmeyecek, bu da millete itimatsızlık olarak yorumlanacaktı. Demirel’in “açık oy-gizli oy” tartışmaları ile seçlmesi de pek yerinde olmazdı. Böyle münakaşalı bir seçimden sonra partilerden bazıları veya bir kısım parlamenter, mutlaka Anayasa Mahkemesi’ne gidecekti. Mahkemeden hangi kararın çıkacağı belli olmaz. Bir düşününüz; Cumhurbaşkanlığı seçimi yüksek mahkeme tarafından iptal edilmiş bir Türkiye. Bu Türkiye, dünyada mutlak prestij kaybına uğrardı. Bunlar dünde kaldı... Dün dündür bugün de bugün olduğuna göre, onlar artık tarihe mal olmuştur. Şimdi merak edilen iki konu var? Demirel, bundan sonra ne yapacak? Kim Cumhurbaşkanı olacak? Süleyman Demirel’in ne yapıp-yapmayacağını doğrudan kendisi açıkladı. Seçilmediği takdirde Güniz Sokağa döneceğini, fakat orada çiçek yetiştirip, tavuklarla uğraşmayacağını söyledi. Emekliliği kabul etmediğini ima ediyor. Kendisi bilir, en tabiî hakkıdır. Çok takdir ettiği İsmet İnönü de öyle yapmıştı. 14 Nisan 1950’deki seçimlerde Reisicumhurluğu kaybedince, ana muhalefet lideri olarak politik hayatını sürdürmeye devam etti. O günün şartları ile bugünküler farklıdır. Demirel, 5+5’e taraf olmakla kendi kendine darbe vurdu. 12 Mart ve 12 Eylül’den sonra son darbeyi bizzat kendisine yaptı. Neticede Demirel de Ecevit de yara almıştır. Hükûmet, bugünü atlatsa da bu yara ile nihayet 17 Mayıs’a kadar gidebilir. Eğer Demirel, müracaat edilecek makam olmayı tercih etmeyerek yeniden meydanların nabzını tutmaya kalkarsa bir kere daha hüsrana uğrayabilir. Köprülerin altından çok sular akmıştır. Zaman tersine çevrilmez. Açıkçası, Demirel, Ecevit, Erbakan devri sona erdi. Bu itibarla ‘Devri Süleyman’ bitmiştir. Bu dünyada bitmeyecek ne var? Zaten dünyanın kendisi fani, kendisi bizzat bitecek. Kim Cumhurbaşkanı olacak, sualine gelince: Bunu şu günden hiç kimse cevaplandıramaz. Kader kimi tayin etmişse o olacak. Birçok isimler geçiyor. Belli ki her parti pazarlık payını arttırmak için kendi adayını çıkaracaktır. Hem Başbakan ve hem de Cumhurbaşkanının aynı partiden olması imkânsız. Meclis, sivil bir Cumhurbaşkanı mı seçecek yoksa 20 yıl evvelinin adetlerine mi dönülecek? İmtihan devam ediyor. Cumhurbaşkanının kim ve nereden olmasından ziyade en lazım olan nasıl biri olacağıdır. Evet, nasıl bir Cumhurbaşkanı? En hayati sual budur... Turgut Özal ve Süleyman Demirel gibi yorulmak nedir bilmeyen iki devlet adamından sonra pasif biri seçilirse yazık olur. Şahsiyetli, çalışkan ve namuslu bir isim cumhurbaşkanı olmalıdır. Çankaya’ya noter değil devlet başkanı lazım. “Kim Cumhurbaşkanı olmamalıdır” sualine bütün baskılara rağmen haysiyetle karşı koyan parlamentonun aynı hassasiyeti şimdi de kim “Cumhurbaşkanı olmalıdır” mevzuunda göstermesi gerekir. Her parlamentonun işi ağırdır. Cumhurbaşkanı seçen parlamentolarınsa aynı zamanda vebali de ağır...
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT