BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Peygamber Efendimizin “Mu’cize”lerine dâir

Peygamber Efendimizin “Mu’cize”lerine dâir

Allahü teâlânın izniyle, Peygamberlerden (aleyhimüs-selâm), peygamberliklerine delîl olarak meydâna gelen hârikulâde (olağanüstü) hâllere “Mu’cize” denir...



Bugün i’tibâriyle, içerisinde bulunduğumuz kıymetli aylardan [üç ayların ilki olan] “Receb ayı”nın 18. gününe gelmiş bulunuyoruz. Önümüzdeki hafta, inşâallah 16 Haziran Cumartesi günü, çok önemli bir geceyi idrâk edeceğiz. O gün, 26 Receb’i 27 Receb‘e bağlayan gece, “Mi’râc Kandili”dir. Öbür hafta yazacağımız iki makâlemizde inşâallah, “Mi’râc Gecesi”nin önemi, o gün vukû’ bulan çok önemli “isrâ ve mi’râc” hâdiseleri üzerinde durmak istiyoruz. İşte bu sebeple, o makâlelerimize bir mukaddime teşkîl etmesi bakımından, bugün ve yarın kaleme alacağımız iki yazımızda, iki cihân güneşi “Peygamber Efendimizin Bazı “Mu’cize”leri”ne temâs etmek istiyoruz. Peki, “Mu’cize” ne demektir? “Mu’cize”: “Allahü teâlânın izniyle, Peygamberlerden (aleyhimüs-selâm), peygamberliklerine delîl olarak meydâna gelen hârikulâde (olağanüstü) hâller”e denir. Peygamberler İslâmiyetin emirlerini ve yasaklarını bildirirlerdi. Ümmetleri mu’cize isteyince; “Mu’cizeleri Allahü teâlâ yaratır. Bizim vazîfemiz, O’nun emirlerini bildirmektir” buyururlardı. Allahü teâlâ dilerse, ümmetlere merhamet ederek, inanmaları, saâdete kavuşmaları için, o anda mu’cize yaratırdı. (İmâm-ı Rabbânî) RESÛLULLAH’IN MU’CİZELERİ Sevgili Peygamberimizin mu’cizelerine başlamadan önce, sizlere şu önemli husûsları arz etmekte fayda görüyoruz: Bütün mevcûdât (varlıklar), Allahü teâlânın varlığını ve birliğini gösterdikleri gibi, Muhammed aleyhisselâmın da hak Peygamber olduğunu ve üstünlüğünü göstermektedirler. Peygamber Efendimizin mu’cizeleri, zaman bakımından üçe ayrılmıştır: Birincisi, mübârek rûhunun yaratılmasından başlayarak, Peygamberliğinin bildirildiği “bi’set” zamanına kadar olanlardır. Bunlara, “İrhâsât” yâni, “başlangıçlar” denir. Tekili “irhâs”tır. İkincisi, bi’setten (Peygamberliğinin bildirilmesinden) vefâtına kadar olan zaman içerisindekilerdir. Bu ikinci kısımdaki “mu’cize”lerinin, 3.000 (üç bin) kadar olduğu bildirilmiştir. Üçüncüsü de, vefâtından kıyâmete kadar olmuş ve olacak şeylerdir. Bunlardan her biri de, ayrıca gözle görülen veya görülmeyip akıl ile anlaşılan mu’cizeler olmak üzere ikiye ayrılır. Bütün bu mu’cizeler o kadar çoktur ki, saymak mümkün değildir. Molla Abdurrahmân Câmî isimli büyük âlimin, aslı Farsça olan, Türkçe tercümesi de bulunan, “Şevâhidü’n-Nübüvve” ve Yûsuf Nebhânî’nin, Arapça “Huccetu’llahi ale’l-âlemîn fî Mu’cizâti Seyyidi’l-Mürselîn” kitablarında, Resûlullahın birçok mu’cizesi yazılıdır. Nişancızâde Muhammed bin Ramazan Efendi’nin Osmanlıca “Mir’ât-ı Kâinât” kitabında da, onun mu’cizelerinden çoğu kaynaklarıyla birlikte bildirilmiştir. Haddizâtında, bütün Peygamberler, Muhammed aleyhisselâmın nûrundan yaratıldıkları ve onun ümmetinden olmak istedikleri için, onların mu’cizeleri de, Muhammed aleyhisselâmın mu’cizelerinden sayılmaktadır. Hattâ, ümmetinin Evliyâsında hâsıl olan “kerâmet”ler de, aslında hep onun “mu’cize”leri sayılmaktadır. Çünkü, kerâmetler, ona tâbi olanlarda, onun izinde gidenlerde hâsıl olmaktadır. MU’CİZELERİN ŞARTLARI İmâm-ı Rabbânî hazretleri, bir şeyin mu’cize olabilmesi için şu şartların lâzım olduğunu belirtmektedir: 1- Allahü teâlâ o şeyi, mûtâd (alışılmış) sebepler dışında yaratmış olmalıdır. 2- Hârikulâde (olağanüstü) olmalıdır. 3- Peygamber olan zâtın istediğine uygun olmalıdır. İsteyip de hâsıl olan mu’cize kendisini yalanlamamalıdır. 4- Mu’cize, Peygamber olduğunu söylemeden önce hâsıl olmamalıdır. 5- Bir Peygamberin ümmetinden meydâna gelen hârikulâde hâller, kerâmetler de aslında o Peygamberin mu’cizesidir. Allahü teâlâ, Peygamber efendimize en büyük mu’cize olarak Kur’ân-ı kerîmi gönderdi. Kur’ân-ı kerîmin i’câzı, eşsizliği karşısında bütün şâirler âciz kaldılar. Onların bir kısmı, Allah kelâmı olduğunu inkâr edip kâfir olarak öldüler. Bir kısmı ise, Allah kelâmı olduğunu anlayarak Müslümân oldular. (İmâm-ı Rabbânî Ahmed Fârûkî Serhendî) [İnşâallah yarın da bu mevzûa devâm edelim.]
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT