BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Abdurrahim Karakoç (1932-2012)

Abdurrahim Karakoç (1932-2012)

Dünden beri anlatılmaz bir hüzün içerisindeyim: Abdürrahim Karakoç vefat etti. Kendimi birdenbire kolsuz-kanatsız atsız-pusatsız hissetmeye başladım. Demek Türkiyemizin bu yiğit, bu efendi, bu çilekeş bu asil evlâdı artık yok. Demek cumhuriyet devrimizin en renkli, en yürekli şairi artık yazmayacak.



Dünden beri anlatılmaz bir hüzün içerisindeyim: Abdürrahim Karakoç vefat etti. Kendimi birdenbire kolsuz-kanatsız atsız-pusatsız hissetmeye başladım. Demek Türkiyemizin bu yiğit, bu efendi, bu çilekeş bu asil evlâdı artık yok. Demek cumhuriyet devrimizin en renkli, en yürekli şairi artık yazmayacak. Güzelim halk şiirimizin arı-duru bir kaynağı daha kurudu. Ve mübarek Türkçemizin binbir renkli, binbir esrarlı bir aydınlık sayfası kapandı gitti. Ah ne kadar yazık! Kahramanmaraş'ın gerçek anlamda bu kahraman şairini, yeterli miktarda okumayan, araştırmayan, bilmeyen gençliğimize ve halkımıza acaba kimler anlatacak? Biliyorum! Biliyorum! Biliyorum! Hiçbir İstanbul gazetesi onun vefat haberini tam sayfalar, yarım sayfalar, çeyrek sayfalar içerisinde duyurmayacak. Biliyorum! Onun değil kırkta biri, yüzde biri nisbetinde olmayan şair müsvetteleri hakkında, sayfalar ve sütunlar dolusu yazı yazanlar kalemlerini ceplerinden çıkarmayacaklardır. A. Karakoç da benzeri şairler gibi unutulmaya terk edilecek. Ona karşı kör, sağır ve dilsiz davrananlar, şairimizin iki önemli özelliğinden derin bir rahatsızlık duydular. Abdürrahim'in bu iki önemli özelliği: Onun Türklüğü ve İslami yönü idi. Abdürrahim Karakoç, Türk olduğu kadar Müslümandı da. Oğlunun ismini bile TÜRKİSLÂM koyan şairimize, bizim Sovyet sevdalılarımızın yakınlık duymaları elbette beklenemez. A. Karakoç, bizim Cumhuriyet devrimizin en seçkin şairlerinden biridir. Halk tarzında, ondan daha çarpıcı, daha güçlü daha renkli bir şairimizi hatırlamıyorum. Abdürrahim Karakoç, yetmiş yıldan beri, hep ön plâna çıkarılan Âşık Veysel'den bile, daha üstün özellikleri olan bir şairimizdir. Ben onu ilk önce Hasan'a Mektuplar isimli şiir kitabıyla tanıdım. Sonra: El Kulakta Vur Emri Kan Yazısı Suları Islatamadım Dosta Doğru Beşinci Mevsim Gök Çekimi ve Akıl Karaya Vurdu... isimli kitaplarını da okudum. Gönül şiirlerinde de, kahramanlık şiirlerinde de, hicivlerinde de, yergilerinde de insanı şaşırtan bir ifade gücü vardı. İşte onun o güzelim MİHRİBAN şiiri... Sarı saçlarına deli gönlümü Bağlamışlar çözülmüyor Mihriban. Ayrılıktan zor, belleme ölümü Görmeyince sezilmiyor Mihriban. Yar deyince kalem elden düşüyor Gözlerim görmüyor aklım şaşıyor Lâmbada titreyen alev üşüyor Aşk kağıda yazılmıyor Mihriban. Önce naz, sonra söz ve sonra hile Sevilen seveni düşürür dile Seneler, asırlar değişse bile Eski töre bozulmuyor Mihriban. Tabiblerde ilâç yoktur yarama Aşk deyince ötesini arama Her nesnenin bir bitimi var ama Aşka hudut çizilmiyor Mihriban. Boşa bağlanmamış bülbül gülüne Kar koysan köz olur aşkın külüne Şaştım kara bahtım tahammülüne Taşa çalsam ezilmiyor Mihriban. Tarife sığmıyor aşkın anlamı Ancak çeken bilir bu derdi, gamı Bir kördüğüm baştan-sona tamamı Çözemedim, çözülmüyor Mihriban...
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT