BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > “Artık o evde yaşayamam”

“Artık o evde yaşayamam”

Oktay dışarı çıkar çıkmaz hızlı adımlarla cadde boyunca yürümüş, evden yaklaşık yüz elli metre uzaklaştıktan sonra yoldan geçen bir taksiye işaret ederek durdurmuş ve biner binmez şoföre: - Beşiktaş... diyerek adresi vermişti. Bir arkadaşının yanına gidiyordu.



Oktay dışarı çıkar çıkmaz hızlı adımlarla cadde boyunca yürümüş, evden yaklaşık yüz elli metre uzaklaştıktan sonra yoldan geçen bir taksiye işaret ederek durdurmuş ve biner binmez şoföre: - Beşiktaş... diyerek adresi vermişti. Bir arkadaşının yanına gidiyordu. Fuat sınıf arkadaşıydı ve Mersin’li bir gençti. Beşiktaş’ta tuttuğu bir evde kalıyordu. Ailesinden ayrı İstanbul’da okuyor ve hayatını kendi düzeninde devam ettiriyordu. Fuat uykulu gözlerle açtı kapıyı: - Aaaa, Oktay, hayırdır oğlum, sabah sabah rüyanda mı gördü beni? - Bırak gevezeliği Fuat, çok berbat bir haldeyim. Sende kalacağım... Fuat uzun boylu, oldukça zayıf, ensesinden biraz daha aşağıda olan saçları ve kalın gözlükleriyle ilginç bir tipti. Şaşkın bakışlarını teklifsizce odanın ortasına kadar girip bavulunu sert bir hareketle ortalık yere bırakan Oktay’a çevirmiş, neler olup bittiğini anlamaya çalışıyordu. - Evi terk ettim... - Neee! - Yanlış duymadın, evi terk ettim. Artık orada yaşamayacağım. Fuat gözlerini ovaladı yumruklarıyla. Karşısındaki insanın hayal olup olmadığını, duyduklarının gaipten gelip gelmediğini kontrol ediyor gibiydi. - Deli misin oğlum sen? Neden terk ediyorsun durup dururken?... Oktay başını çevirdi, kapının karşısında duran sedire attı kendini: - Uzun hikaye... Bilmediğim şeyler öğrendim, nasıl kandırıldığımı, bugüne kadar nasıl aldatıldığımı öğrendim.... Fuat iyice şaşırmıştı. Uzun çizgili pijamaları içinde yüzündeki aklı karışmış ifade ile oldukça komik görünüyordu. Oktay devam etti sakin olmaya çalışarak. Ayaklarını ileriye doğru uzatmıştı. - Ben onların çocuğu değilmişim Fuat... - Hoppalaaaa! Bu da nereden çıktı, sokaktan mı bulmuşlar seni, yoksa yetimhaneden mi almışlar? Oktay oturup arkadaşına meseleyi başından anlattı. Fuat iyi bir arkadaşıydı. Birinci sınıftan beri iyi anlaşırlardı. Oldukça temiz kalpli ve çalışkan bir gençti. Doktor Doğan beyler de tanırdı Fuat’ı. Birçok kere oraya gitmiş, hatta birkaç kere gece bile kalıp Oktay’la ders çalışmışlardı. Doğan Serdaroğlu’nun aile yapısını ve düzenlerini yakından görmüş ve hep gıptayla bakmış bir gençti. Arkadaşı anlatacaklarını tamamladıktan sonra dudaklarını ileriye doğru uzattı. Ne zaman içinden çıkılmayacak bir durumla karşılaşsa hep aynı şeyi yapardı: - Vay canına!.. Tıpkı filmlerdeki gibi be!.. diye bağırdı. Heyecanlandığı sesini tonundan belliydi. Merakla sordu. - Eee, şimdi ne yapacaksın peki? - Ne mi? Önce bir iş bulacağım... Para kazanmam lazım. Param yok... Okulu nasıl olsa hallederim. Sonra da... Başını kaldırdı Fuat, arkadaşının gözlerinin içine baktı, sözlerinin gerisini bekliyordu. Oktay devam etti: - Sonra da Hakkari’ye, Kuyulu’ya gideceğim. Onu bulmam lazım. Haykırdı Fuat yerinden zıplayarak: - Anneni mi, yani öz anneni? Oktay kararlı bir şekilde baktı onun yüzüne. Kendinden ve ne istediğinden emin görünüyordu. - Evet, annemi, işte her kimse onu. Kezban’ı... Bir sessizlik oldu. Fuat mırıldandı: - Bunu yapmak istediğinden gerçekten emin misin? - Evet! Diye kısa ama kesin bir cevap verdi Oktay. Bu kararı ilk anda vermişti zaten... DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT