BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Hazar Petrolü ve Türkiye - 6 -

Hazar Petrolü ve Türkiye - 6 -

Moskova, Hazar havzası petrolünün Bakü-Ceyhan hattı ile ulaşımının önünü kesmek için lobi faaliyetlerine girişti. Diplomasi literatüründe, Moskova’nın bu girişim ve projelerine “Rusya’nın karşı atakları” deniliyor. Çeçenistan olayının temelinde yatan gerçek de Rusya’nın Kuzey Kafkasya’da Hazar petrol boru hattına fiziki hakimiyet isteğidir.



Rusya’nın karşı atağı Rusya, ABD’nin desteklediği Bakü-Ceyhan projesine sıcak bakmıyor. Çünkü kendi hinterlandında bulunan petrol gibi bir stratejik maddenin kontrolünü elinden kaçıracak, hem ekonomik açıdan zarara uğrayacak, hem de bir zamanlar uydusu olan bu ülkeler Batı yörüngesine kayacaklar. Daha önemlisi, bu projelerin fikir babalığını ve önderliğini yapan, dünya süpergücü ABD’nin Avrasya’daki rolünün daha da büyümesi Rusya’yı rahatsız etmiştir. Rusya bilinen niyetleri yüzünden, “Arka bahçem” dediği eski peyklerinin bulunduğu Kafkasya ülkeleri ile potansiyel rakip gördüğü Türkiye’ye karşı ideolojik, etnik ve irtica kartlarını kullanmakta; bu ülkelerin istikrarını bozmaya çalışmaktadır. Türkiye’de PKK tehdidi büyük çapta ortadan kalkmasına rağmen, bu seçeneği zayıflatmak ve ABD’nin kafasını karıştırmak için PKK, DHKP-C, dinci terör v.b. araçlarla Türkiye’nin istikrarını bozmaya yöneleceğini beklemek ve hazırlıklı olmak gerekir. Rusya, Hazar havzası petrolünün Bakü-Ceyhan hattı ile ulaşımının önünü kesmek ve bu hattın yüksek bir maliyete sahip olacağını öne sürerek birçok proje geliştirilmesi için büyük lobi faaliyetlerine girişti. Diplomasi literatüründe, Rusya’nın girişimleri ve projelerine “Rusya’nın karşı atakları” deniliyor. Moskova’nın favorisi Çeçenistan olayının temelinde de yatan gerçek, Rusya’nın Kuzey Kafkasya’da Hazar petrol boru hattına fiziki hakimiyet isteğidir. Azerbaycan petrolünün kontrolünün Batı’ya geçmemesi için, Rusya, Bakü-Novorossisk hattını yeğ tutuyor. Ancak bu hat Çeçenistan’ın başkenti Grozni’den geçiyor. Petrolden pay isteyen Çeçenistan Rusya’yı rahatsız etmiş ve bu projenin askıya alınmasına sebep olmuştu. 1995 ve 1999’da Rusya’nın Çeçenistan’a giriştiği askeri operasyonların temelinde bu sebep yatıyor. Bütün dünya kamuoyu da bunu biliyor. Rusya bölgedeki diğer ülkeleri de sürekli baskı altında tutmakta, ya açıktan tehdit ederek veya gizli yöntemlerle istikrarlarını bozarak niyetini ortaya koyuyor. Azerbaycan, Gürcistan, Kazakistan ve Türkmenistan’ın üzerinde Moskova’nın ağır siyasi, ekonomik ve askeri baskısı devam etmektedir. Azerbaycan, Ermenistan, Gürcistan’da zaman zaman başgösteren karışıklıklar bunun belirgin göstergeleridir. (Amerikan Heritage Vakfı’nın en kıdemli araştırmacılarından Dr. Ariel Cohen’in hazırladığı raporda, İkinci Dünya Savaşı öncesi Kafkaslar konusunda İngiltere ile Rus İmparatorluğu arasındaki mücadelenin benzerinin, bugün Batı ile Rusya arasında yaşandığı vurgulandı. Moskova’nın, petrol ve doğalgaz boru hatlarının güzergâhının kendi çıkarları doğrultusunda belirlenmesi için her yola başvurduğunu ifade eden uzmanlar, buna örnek olarak Çeçenistan, Dağlık Karabağ ve Gürcistan’daki karışıklıkları gösterdiler. (Çeçenistan’da iki askeri operasyon, Gürcistan oldu. Devlet Başkanı Eduard Şevardnadze’ye suikast, Abhazya bölgesindeki direnişçileri kışkırtarak karışıklık çıkartması, Karabağ olayları, Ermeni lider Ter Petrosyan’ın istifaya zorlanması, Ermenistan’daki son büyük kanlı suikast) (Kaynak: Sabah Gazetesi 27-1-1996; The Wall Street Journal, 22-2-1998) Diğer gözde hat Bakü-Ceyhan boru hattı projesininin devre dışı kalması için, çok pahalı bir proje olacağı tarzında olumsuz propaganda yapan Rusya, daha ekonomik olacağı savıyla, zaman zaman Bakü-Supsa-Novorossisk projesini de lanse ediyor. Tek amacı, Azerbaycan petrolünün kontrolünün Batı’ya geçmemesi. Hazar petrolünün sevkiatı konusunda Novorossisk Limanı’na büyük önem veren Rusya, bu limanın Karadeniz’in kötü hava şartlarından ötürü yılın 3-4 ayı çalışamayacak olmasını Supsa ile telafi etmeyi amaçlıyor. Hazar’ın ilk üretim petrolünün boru hattı ile Gürcistan’ın Supsa limanına bağlanması, Rusya’nın tekelini kırmak isteyen Türkiye’nin de ilk önerileri arasında yer almış ancak Ankara daha sonra önerisinden vazgeçmişti. (Hatta, başlangıçta Türkiye’nin de tercih ettiği bu öneri kabul görünce, zamanın Tansu Çiller hükümeti bunu bir uluslararası başarı olarak iç politika malzemesi yapmıştı. Petrol vanasının Rusya’nın eline geçeceği anlaşılınca Türkiye bu projeyi desteklemekten vazgeçmişti.) Batı basını, Rusya ile Gürcistan arasındaki bu işbirliğini ‘’boru hattı karşılığı barış’’ olarak tanımlamıştır. Novorossisk-Supsa arasına boru hattı döşenmesi ile Rusya hem petrol vanasını Novorossisk limanından kontrol edebilecek hem de geçiş ücreti alacak. Projenin Gürcü tarafına olan yararı da Rusya’nın bölücü faaliyetlerinden kurtulup istikrara kavuşacak olması. Zira Moskova’nın hem bağımsızlık için savaşan Abhazlara silah sattığı, hem de Gürcistan’da siyasi istikrarı bozmak için çeşitli yöntemlere başvurduğu bilinen gerçekler. Mavi Akım projesi Son dönemde, Rusya, Türkiye’yi tatmin etmek için Karadeniz’in altından Türkiye’ye doğalgaz ulaştırabilecek “Mavi Akım” (Novorossisk-Samsun doğalgaz boru hattı; Karadeniz dibinden geçişli Batı Sibirya Rus doğalgazı) projesini ortaya attı. Rusya bu proje ile Hazar ulaşım projesine alternatif bir ulaşım imkanı teklif etmiş oldu. Diğer taraftan Orta Asya Türk devletlerini petrol ve doğalgaz ihracatı konusunda kendisine biraz bağımlı kılmak istiyor. Ancak, ABD’nin de Mavi Akım projesine pek sıcak bakmadığı söyleniyor. “Kendisinde fazla doğalgaz yok; Rus Gazprom şirketi ancak Avrupa’yı besleyebiliyor, bu sebeple Mavi Akım projesi için Türkmenistan’dan gelecek doğalgaza güveniyor” iddiası var. Karadeniz’in altından geçmesi planlanan Mavi Akım doğalgaz boru hattının gerçekleşmesinin çok zor olduğu; büyük ekonomik sıkıntılar içinde bulunan Rusya’nın böyle bir boru hattını kuracak ne teknolojisinin, ne de parasının olmadığı hakkında bir diğer iddia var. (Denizin altından, 2 bin küsur metre derinlikten, birkaç yüz atmosfer basınca ve Karadeniz’in dibinde birikmiş olan hidrojen sülfüre dayanacak boruları döşemek, hidrojen sülfürün çürüteceği boruların onarımlarını bu azametli derinlikte gerçekleştirmek, hem büyük bir teknolojiyi, hem de ekonomik zenginliği gerektiriyor, deniyor) Bütün bu olumsuz söylentilere rağmen, Türkiye ile Rusya arasında Mavi Akım (Blue Stream) adlı Novorossisk-Samsun Doğalgaz Boru Hattı anlaşması 15 Aralık 1997’de imzalandı. (Rusya’daki bölümü 758 mil, Karadeniz altındaki bölümü 247 mil) Türk hükümeti 25 yıl sürelik bu anlaşmanın uluslararası tahkim esaslarını ihtiva ettiğini, Türkiye’nin milli çıkarları doğrultusunda gerekli güvencelerin sağlandığını söylüyorlar. Rusya, doğalgazı Samsun’a kadar getirmeyi tekellüf etmiş durumda. Kamuoyuna yansıyan bilgilere göre, Türkiye bu konuda da bir adım daha öteye geçmiş durumda. Türkiye bu anlaşmaya dayanarak Samsun-Ankara arasında, doğalgazla çalışacak 4 adet elektrik santralının inşasını 2001 (2002?) yılı sonuna kadar gerçekleştirecek. Trans-Balkan Petrol Boru Hattı Rusya, Hazar petrolleri konusunda, ABD ve Batı düşmanı İran’ı kendisine bir doğal müttefik olarak görüyor. Keza her konuda olduğu gibi petrol konusunda da Türkiye’yi kıskanan Yunanistan’ı da petrol çekişmesinde müttefik görmekte. Petrol çıkarları açısından bu ittifaka Bulgaristan’ı da eklemek uygun olur. Rusya bu ülkeler ile sıkı bir işbirliği içinde. Ayrıca, ABD’nin 1995 kararından sonra, Moskova, Azeri petrollerinin taşınması için alternatif boru hattı konusundaki girişimlerini yoğunlaştırdı. Projeyi gerçekleştirmek üzere Rusya, Bulgaristan ve Yunanistan’ın katıldığı Trans-Balkan Petrol Boru Hattı Şirketi’nin kurulması kararlaştırıldı. Rusya daha da ileri giderek, Türkiye’yi de ilgilendiren petrol projeleri için üç ülkeye (Azerbaycan, Kazakistan ve Türkmenistan) nota verdi. Moskova Hazar petrolüyle ilgili kesin tavrını tehditle ortaya koydu. Azerbaycan’ın Hazar Denizi’nde bulunan zengin petrol yataklarının değerlendirilmesi projelerinden dışlanmaktan çekinen Rusya, bu notasında Hazar’ın doğal kaynaklarının kendisinin onayı alınmadan kullanılamayacağını, Hazar’ın statüsünün en son 1941 yılında Sovyetler Birliği ile İran arasında imzalanan anlaşmada belirlendiği; Hazar Denizi’nin dünya okyanuslarıyla doğal bağlantısı olmadığı belirtilerek, bu durumda uluslararası deniz hukukunun norm ve prensiplerinin, yani “karasuları, kıta sahanlığı, münhasır ekonomik bölge” gibi terimlerin Hazar’la ilgili olarak kullanılamayacağını savundu.(Kaynak: Turkish Daily News, Yeni Yüzyıl Gazetesi, Ümit Enginsoy, 17- 7-1995) Ancak bu projeden, Ege denizinin Marmara gibi petrol taşımacılığına müsait olmamasının anlaşılması üzerine Rusya’nın vaçgeçtiği basında yer aldı. Rusya, Türkiye’nin savunduğu Bakü-Ceyhan petrol boru hattına alternatif olarak geliştirdiği Burgaz-Dedeağaç hattından sonra, Bulgaristan-Makedonya ve Arnavutluk üzerinden Akdeniz’e inen ikinci bir projeyi gündeme getirdi. Ancak böyle bir projenin de teknik ve mali açıdan fizibl olmadığı, siyasi destek de görmediği biliniyor. Keza, 1995 sonlarında basında çıkan haberlere göre Yunanistan, Burgaz-Dedeağaç hattına gelecek Rus petrolünün tümünü alıp, Bulgaristan’a sadece geçiş ücreti vermeye kalkışınca Trans Balkan anlaşması tehlikeye girdi. Diğer enerji seçenekleri OPEC’in üretimini artırma konusundaki son kararı bütün dünya ile birlikte Türkiye’yi de şimdilik rahatlattı. OPEC’in bu tutumu ve nazlanmaları, bir an önce Orta Asya petrolünün dünya pazarına açılmasını daha da zorunlu hale getiriyor. Daha da önemlisi, yeni teknolojik devrimlerle otomotivde daha az akaryakıt yakan motorların geliştirilmesi, güneş ve rüzgar enerjilerinden, kömür yataklarından daha çok yararlanma, güvenli nükleer santralleri tesis konuları tekrar gündeme oturmuş durumda. Diğer bir önemli konu da petrol için dünyaya el açan Türkiye’deki 3-4.5 lt. turbo motor lüks jeep ve spor araba konusuna el konulmasıdır. Bu bir milli israftır. Petrole olan bağımlılık, dış politikada, ülkelerin elini kolunu bağlıyor. bağımsız stratejiler üretemiyorlar. Bu konular, Türkiye için de daha önemli. Bilindiği gibi, Türkiye’nin büyük bir enerji açığı vardır. Gelişen sanayi, çoğalan nüfus sebebiyle 2010’larda, 2020’lerde bu açık daha da artacak. (1997 ve 1999 rakamlarına göre; tükettiği akaryakıtın ancak yüzde 11’ini üretebiliyor, geriye kalanını ithal ediyor. Doğalgazın yüzde 2’sini üretiyor, yüzde 98’ini ithal ediyoruz. Kömür üretimi yüzde 89 olup, ithalat yüzde 11’dir). Başta petrol olmak üzere, elektrik ve kömür ihtiyacımız senelere parelel olarak giderek artıyor. Bir çözüm gelmezse, mesela artacak elektrik açığı sebebiyle 2020’de günlük 6 saatlik bir kısıtlama olabilir deniyor. Türkiye’nin üzerinde bulunduğu enerji koridorunun faaliyete geçmesi halinde, Türkiye hem petrol ve doğalgaz ihtiyacını rahat karşılayabilecek, hem de kurulmakta olan doğalgaz santralleri ile elektrik açığının büyük bir bölümü kapatılmış olacak. Bunun için, Rusya’dan gelece Mavi Akım hattı ile Türkmenistan ve İran’dan gelecek doğalgaz boru hattı projelerine sahip çıkmalıyız. Zaman zaman olan siyasi gerginliklere rağmen, bütün Avrupa onlarca yıllara varan süreden beri Rus Gazprom şirketi vasıtasıyla aldığı doğalgazla, hem ısınma, hem elektrik meselelerini hallediyor. Biz de Rusya ve İran ile olan politiklarımızda, başta güvenlik konularımız olmak üzere, maddi ortak çıkarlarımızı daima göz önünde tutmak zorundayız. Türk Dünyası ve petrol Araştıma yazımızın başlarında, 1998 sonlarından itibaren ABD’nin petrol politikasının ve Türkiye’ye bakış açısının birden bire niçin değiştiğini ve Türkiye’yi ön plana çıkarmaya çalıştığını anlatmaya çalışmıştık. Her halde, ABD, ufukta parlayan Türk Dünyası’nı petrol ile özdeşleştirmişti. Bu sebeple, bizim için en önemli ve asıl konunun, Orta Asya petrolünün gerçek süjeleri olan Türk devletleri arasındaki iyi ve dostane ilişkileri sağlamlaştırmaktır. Bunun için öncelikle Türk Dünyası Kültür Birliği’ni takviye etmek ve gerçek anlamda oluşturmak; ikinci olarak ekonomik ve teknik işbirliğini daha da somutlaştırmak, hatta Türk Ülkeleri Ekonomik Birliği’ni tesis etmemiz gerekiyor. İşte o zaman, Türk Dünyası hamasi bir platformda kalmaktan çıkacaktır. Türkiye’nin enerji politikası “Ülkeler için ebedi dostluklar ve ebedi düşmanlıklar yoktur, ulusal çıkarlar vardır” düsturunu unutmamak gerekir. Petrol konusu en büyük çıkar meselesidir. Petrol fakiri Türkiye’nin sağlam, akıllı ve çok yönlü bir dış politika gütmesi lâzım. 55 senedir stratejik ortaklık yapmakta olduğumuz, ABD ve Avrupa ile iyi ilişkilere evet. Fakat coğrafya olarak bir arada yaşamakta olduğumuz, Rusya ve İran’ı kesinlikle dışlamayan, dostane ilişkileri öngören bir politika güdülmelidir. Arap ülkeleri de aynı coğrafyanın parçalarıdır. Halen onlardan petrol almaktayız. Ne Rusya’dan, ne İran’dan, ne de Araplar’dan gelecek petrol ve doğalgaza tavır koyamayız. Ne de, sadece Hazar kaynaklarına bel bağlayabiliriz. Türkiye’nin önerdiği, Rusya’nın destek verdiğini resmen deklare ettiği “Kafkasya İstikrar Paktı”nın realize olması için gayret göstermeliyiz. “Kerkük-Yumurtalık (Ceyhan)” petrol boru hattının faaliyete geçmesi için BM ve ABD’yi ikna etmeliyiz. Batı’ya dikkat Bütün dünyanın petrole ihtiyacı var. Ancak petrolü su gibi tüketen “ileri sanayi ülkelerinin” daha fazla ihtiyaçları var. Bir de bu gelişmiş ülkelerin toplumlarının eriştikleri hayat standartlarını ve alıştıkları hayat tarzlarını devam ettirebimek için petrole olan bağımlılıklarını iyi değerlendirmek gerekir. Bunu istismar eden OPEC’in, son 20 yılda, petrol fiyatlarını 20 katına çıkardığına daha önce değinmiştik. Çok dost olduğumuz ABD, İngiltere gibi ülkelerin devasa boyutlarda petrole ihtiyaçları olduğunu, hatta bunu bağımlılık ve tutsaklık olarak niteleyebileceğimizi söylemek yerinde olur. Bu sebeple, serbest piyasa ekonomisi savıyla hertürlü ikmal yöntemini yeğleyebileceklerini, değişecek durum ve şartlara paralel olarak her türlü petrol kaynağına teveccüh edebileceklerini, bu yöntemlerden bazılarının da aleyhimizde olabileceğini aklımızdan çıkarmamamız gerekir. İnceleme yazısının üst bölümlerinde de söylediğimiz gibi, “Hazar havzasından, geniş Rusya coğrafyasını, Karadeniz’i, İran’ı, Afganistan’ı, Pakistan’ı kat’ederek Batı dünyasına, Hind okyanusuna, Hindistan’a ve Japonya’ya ulaşan onlarca proje bulunmaktadır. Bunlardan bazıları halen kullanılmakta veya tevsi edilmekte, bazıları inşa halinde, bazılarının da fizibilite etüdleri yapılmış olup gerçekleşmeyi beklemektedir. Bir de bunlara ilave olarak, politik nedenlerle yapılmış, Türk Boğazları’nı by-pass eden “Trans Balkan” boru hatları” projelerini dikkatle mütâlaa etmeliyiz. - Bitti -
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT