BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Mi’râc Kandili yaklaşırken...

Mi’râc Kandili yaklaşırken...

Mekke ahâlîsî îmân etmiyor, Müslümanlara çok sıkıntı veriyordu. İşkenceye başlamış, işi azdırmışlardı. Resûlullah Efendimiz, çok üzgündü!..



Önümüzdeki cumartesi gecesi (16 Haziran) Mi’râc Kandilini idrak edeceğiz inşallah. Bu vesileyle şimdiden tebrik ediyoruz efendim... Mi’râc, Receb ayının yirmiyedinci gecesidir. Mi’râc, merdiven demektir. Resûlullahın göklere çıkarıldığı, bilinmeyen yerlere götürüldüğü gecedir. Mekke ahâlîsî îmân etmiyor, Müslümanlara çok sıkıntı veriyordu. İşkenceye başlamış, işi azdırmışlardı. Resûlullah Efendimiz, çok üzüldü. Hicretten bir yıl önce, elliiki yaşında idi. Zeyd bin Hârise’yi alarak Tâif’e gitti. Tâif halkına bir ay nasîhat eyledi. Hiç kimse îman etmedi. Ümitsiz, üzüntülü, yorgun geri dönerken, Tâif halkı, çocuklara taşlattılar. Mübârek bacakları yaralandı. Hazret-i Zeyd’in başı kan içinde kaldı. Çok sıcak bir saatte, yol kenarında, bitkin hâlde bir, müddet istirahat edip, yaralarını, kanlarını sildiler. Mekke’ye yürüdüler. Karanlıkta şehre girdiler... “GİT, HABÎBİMİ GETİR!” Birkaç ay, Mekke’de çok sıkıntılı geçti. Her taraf düşman idi. Gidecek bir yer yoktu. Doğruca amcası Ebû Talib’in kızı Ümm-i Hâni’nin Ebû Tâlib Mahallesinde bulunan evine geldi. Ümm-i Hânî, Resûlullahı içeri alıp, bir hasır, leğen, ibrik verdi. Resûlullah o gün çok incinmişti. Abdest alıp, Rabbine yalvarmaya af dilemeye, kulların îmâna gelmesi, saâdete kavuşmaları için duâya başladı. Çok yorgun, aç, üzüntülü idi. Hasır üzerine uzanıp uyuyuverdi. O ânda, Allahü teâlâ, Cebrâil aleyhisselâma; “Sevgili Peygamberimi çok üzdüm. Mübârek bedenini, nâzik kalbini çok incittim. Bu hâlde, yine bana yalvarıyor. Benden başka, hiçbir şey düşünmüyor. Git! Habîbimi getir! Cennetimi, Cehennemimi göster. O’na ve O’nu sevenlere hazırladığım ni’metleri görsün... O’nu ben teselli edeceğim. O’nun nâzik kalbinin yaralarını ben gidereceğim” buyurdu... Cebrâil aleyhisselâm hemen gelerek “Rabbin Seni kendine davet ediyor. Lütfen kalk. Buyur, gidelim” dedi... Burak adındaki beyaz hayvana binip, bir anda Kudüs’te, Mescid-i Aksâ’ya geldiler. Sonra, oradan çıkıp bilinmeyen bir mi’râc ile, bir ânda, yedi kat gökleri geçtiler. Cebrâil aleyhisselâm Sidre’de kaldı... Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” Cenneti, Cehennemi, sayısız şeyleri görüp; anlaşılamayan, anlatılamayan şekilde Allahü teâlânın dilediği yüksekliklere ulaştı. Mekânsız, zamansız, cihetsiz, sıfatsız olarak Allahü teâlâyı gördü. Gözsüz, kulaksız, vâsıtasız, ortamsız olarak Rabbi ile konuştu. Hiçbir mahlûkun bilemeyeceği, anlayamayacağı ni’metlere kavuşup, bir anda, Kudüs’e ve oradan Mekke-i mükerremeye, Ümm-i Hânî’nin evine geldi... Sabah olunca, Kâbe yanına gidip mi’râcını anlattı. İşiten kâfirler alay etti. Müslüman olmaya niyyeti olanlar da vazgeçti... Resûlullahın bedenen Mekke’den Beytül-mukaddes’e götürüldüğüne inanmayan kâfir olur. Göklere ve bilinmeyen yerlere götürüldüğüne inanmayan ise, Ehl-i sünnetten ayrılmış olur... Sıddîk... Peygamber efendimiz, Kâbe yanına gidip mi’râcını anlatınca, kâfirlerden birkaçı hemen Ebû Bekir’in evine geldi. Çünkü, onun akıllı, tecrübeli, hesaplı bir tüccâr olduğunu biliyorlardı. Dediler ki: - Ey Ebâ Bekir! Sen çok defa Kudüs’e gittin geldin. İyi bilirsin. Mekke’den Kudüs’e gidip gelmek, ne kadar zaman sürer? - İyi biliyorum. Bir aydan fazla. Kâfirler bu söze sevindi. “Akıllı, tecrübeli adamın sözü böyle olur” dediler. Gülerek, alay ederek ve hazret-i Ebû Bekir’in de kendi kafalarında olduğuna sevinerek: - Senin efendin, Kudüs’e bir gecede gidip geldiğini söylüyor. Artık iyice sapıttı! Hazret-i Ebû Bekir, Resûlullahın mübarek adını işitince, hiç tereddüt etmeden; - Eğer O söyledi ise, inandım. Bir ânda gidip gelmiştir! dedi... Kâfirler neye uğradıklarını anlayamadı. Önlerine bakıp gidiyor: “Vay canına, Muhammed ne yaman büyücü imiş. Ebû Bekir’e sihir yapmış” diyorlardı. Hazret-i Ebû Bekir hemen giyinip, Resûlullahın yanına geldi. Büyük kalabalık arasında, yüksek sesle şöyle dedi: - Yâ Resûlallah! Mi’râcınız mübârek olsun! Resûlullah, o gün Hazreti Ebû Bekir’e “Sıddîk” dedi. Bu adı almakla, bir kat daha yükseldi...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT