BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bizim oğlan bina okur...

Bizim oğlan bina okur...

Okullarda ders saatleri artıyormuş. Yıl sonu tatili de kısalıyormuş. Gelişmiş ülkelerdeki standartlara uygun hale geliyormuşuz böylece...



Okullarda ders saatleri artıyormuş. Yıl sonu tatili de kısalıyormuş. Gelişmiş ülkelerdeki standartlara uygun hale geliyormuşuz böylece... Sabahın kör saatinde okuldan içeri girecek ilköğretim talebesi, akşamın karanlığında okuldan çıkacak kış aylarında... Eğitim denilince hep sayılara, adetlere kayıyor zihinlerimiz... Şu kadar derslik, bu kadar akıllı tahta, okuma yazma oranı filan... Eğitim düzeyinin nasıl yükseldiğini böyle ölçüyoruz. Eğitim okuma yazma öğretip çarpım tablosu ezberletmek ile kronolojik ve kavramsal ezberi geliştirmekse, düzey yükseliyor, doğru... Eğer parametrelerimiz muhakeme etme, fikretme ve zihni formasyonların geliştirilmesi ise, eğitim düzeyinin eriştiği yeri takdirlerinize bırakıyorum. 500 kelime ile konuşan, meramını anlatmaktan zorlanan üniversite öğrencileri, ‘dahi’ manasındaki de’nin ayrı yazılacağını bilemeyen haber editörleri, ÖYS’de 40 fen sorusunun ortalama 4’ünü doğru cevaplayabilen lise öğrencileri... Eğitimdeki kaliteyi artırmak için sayıların, adetlerin, sürelerin değil öğretimin, yani müfredatın iyileşmesi gerektiğini ne zaman düşüneceğiz? Hep örnek gösterdiğimiz gelişmiş ülkelerde öğrenci serbest düşünce sistemi içinde, sorgulayarak, eleştirerek, merak ederek yetişiyor. O ülkeler evde eğitimi de yaygınlaştırıyorlar bir yandan... Çocuğun eğitiminde ebeveynin tercih ve önceliklerinin en az devlet kadar önemli olduğunu düşünerek eğitim politikalarını belirliyorlar. Düşünebilen, muhakeme edebilen, fikir üretebilen çocuklar yetiştirmenin yolu, onları okulda daha uzun süre tutmaktan geçmiyor galiba... Aksi halde o darbı mesel gerçek olacak: Bizim oğlan bina okur, döner döner yine okur. Mekanik ezan Diyanet merkezî ezanı kaldırmış. Çok hayırlı bir karar... Bir de camilerin içinde çınlayan dahili hoparlör sistemini ıslah etseler keşke... Süleymaniye Camii dünya mimarlarına ilham vermiş bir akustik şaheseri... Mihrabdaki bir tıkırtının en arka saftan duyulabildiği bu caminin içini onlarca hoparlörle sese boğmak, bu şaheserin özelliğini yok saymak değil midir mesela? Veya vakit namazında iki safı zor toplayan bir mahalle camiinde, imamın hoparlörü -üstelik ekolu olarak- ardına kadar açarak cemaatin kulak zarlarını titretmesi? Diyanet İşleri Başkanlığının camilerdeki sıralardan sonra, merkezî ezanı da kaldırması umut verici... Bir de camilerde çınlayan hoparlörlere çare bulsa...
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT