BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Hizmet birleştirmek zorunlu mu?

Hizmet birleştirmek zorunlu mu?

Bağ-Kur kapsamına girdiği halde, kanunda belirlenen süre içinde tescilini yaptırmayan diğer bir ifade ile prim ödeme yükümlülüğü açısından kayıt-dışına çıkarak prim ödemeyen yada tescil yükümlülüğünü yerine getirdiği halde prim ödeme yükümlülüğünü aksatan örnekteki kişiye...



SGK HİZMET BİRLEŞTİRME KONUSUNDA AÇILIM YAPMALI Bağ-Kur kapsamına girdiği halde, kanunda belirlenen süre içinde tescilini yaptırmayan diğer bir ifade ile prim ödeme yükümlülüğü açısından kayıt-dışına çıkarak prim ödemeyen yada tescil yükümlülüğünü yerine getirdiği halde prim ödeme yükümlülüğünü aksatan örnekteki kişiye, SSK şartlarından aylık bağlanmakta ancak gerek tescil gerekse prim ödeme yükümlülüğünü eksiksiz yerine getiren sigortalıya, değil aylık bağlamak 820 gün daha prim ödedikten sonra Bağ-Kur şartlarından aylık (SSK şartlarına göre daha düşük) bağlamak ne 2829 sayılı Kanunun amacı ne de yasa koyucunun muradı ile bağdaşır. Bu yaşanmış bir örnektir ve bu örneğe benzer binlerce mağdur vatandaşımız bulunmaktadır. Bu durumdaki vatandaşların mahkemelere dava açmaları durumunda davayı kazandıklarını da özellikle belirterek SGK’nın bu konuda bir açılımda bulunması gerektiğini belirmek isterim. YARGITAY HUKUK GENEL KURULUNUN GÖRÜŞÜ DİKKATE ALINMALI Kaldı ki; Yargıtay Hukuk genel Kurulu 06.03.2002 Tarihli, 2002/21-132 Esas, 2002/139 Kararında; yasanın (2829 sayılı Kanun) amacı lafzıyla çelişiyorsa, lafza değil öze önem verilmesi gerektiğini, yorumda asıl olanın adalete uygun sonuca kavuşmak olduğunu, bir kanun hükmünün, yasaya konuluş amacına aykırı sonuç doğuracak şekilde yorumlanmasının hukuk ilkelerine ve yasanın hem sözü hem de özü ile uygulanmasını öngören Medeni Kanuna uygun olmayacağına özellikle vurgu yaptıktan sonra aynı külfete katlanan insanların aynı haklara sahip olmasının sağlanmasının geçerli bir çözüm yolu olduğunu, sosyal güvenlik kurumlarının görevinin, kapsama aldıkları kişilere koruma garantisi sağlamak olduğunu, sosyal sigortaların nimet-külfet dengesi üzerine kurulan kurumlar olduğunu, külfetin yani çalışıp prim ödemenin karşılığının alınmamasının sosyal güvenlik sitemiyle bağdaşmadığını, böyle bir uygulamanın kabul edilemeyeceğini, aksi bir düşüncenin sisteme olan güveni ortadan kaldıracağını, daha da önemlisi yükümlülüklerini zamanında yerine getirenlerin (örnekte olduğu gibi) bir anlamda cezalandırılmış olacağını, bunun sosyal adalet duygusunu aşındıracağını, fazla prim ödeyen sigortalının az, az prim ödeyen sigortalının fazla aylık alabilmesinin üstün görülemeyeceğini, 2829 sayılı Kanunun amacının tek sosyal güvenlik kurumundaki hizmeti aylık bağlanmasına yeten değil yetmeyen sigortalı ve hak sahiplerine aylık bağlanmasının sağlanması olduğuna hükmetmiştir. Burada önemli bulduğum bir ayrıntıya da değinmek istiyorum. 2829 sayılı Kanuna göre, sigortalının ölümü halinde, hak sahiplerine, sigortalının tabi olduğu son sosyal güvenlik kurumundan aylık bağlanamadığı ancak en son tabi olduğu sigortalılık süreleri hesaba katılmaksızın diğer sosyal güvenlik kurumundan ölüm aylığı bağlanması şartlarının oluşması halinde hak sahiplerine aylık bağlandığına yani ilgililerin sosyal güvenlikleri sağlandığına göre sigortalının sağlığında da hizmet birleştirmesine zorlanmamasının sosyal güvenlik ilkesinin gereği olduğunu düşünmekteyim. İSTEĞE BAĞLI SÜRELER SON 7 YIL HESABINDA DİKKATE ALINIR MI? 2829 sayılı Kanunun 8. maddesindeki, birleştirilmiş hizmet süreleri toplamı üzerinden, ilgililere; son yedi yıllık fiili hizmet süresi içinde fiili hizmet süresi fazla olan kurumca, aylık bağlanır hükmündeki son yedi yıldan anlaşılması gereken prim ödenerek geçen son yedi yıldır. Bir bakımdan son yedi takvim yılına değil, bizatihi primi ödenen son 7 yıla (2520 güne) bakılması icap etmektedir. Fiilen primi ödenmiş süreler son yedi yıl hesabında dikkate alındığı gibi borçlanılan askerlik, doğum, yurt dışı borçlanma süreleri de primi ödenmiş hizmet süresi sayıldığından, borçlanılan tarih aralıkları gözetilerek primi ödenen tüm süreler birleştirmede dikkate alınır. Yine isteğe bağlı sigortalılık süreleri de, primi ödenmiş olmak kaydıyla hizmet birleştirmesinde dolayısıyla son yedi yılın hesabında dikkate alınır. SGK uygulamasında da, ister borçlanma yoluyla olsun isterse isteğe bağlı sigortalı olsun fiilen primi ödenen süreler son yedi yılın hesabında dikkate alınmaktadır. Hatta borçlanılacak sigortalılık statüsünün belirlenmesinde, isteğe bağlı sigortalılık olsa dahi son sigortalılığa bakılmaktadır. 5510 sayılı Kanunun 41. maddesi hükmü de borçlanmalarda bu yöntemi benimsemiş, borçlanılan süreler, istisnalar dışında borçlanma dönemindeki sigortalılık süresinden sayılmıştır. YARGITAYIN BU KONUDAKİ GÖRÜŞÜ FARKLI SGK’nın uygulamalarının aksine, son dönemde Yargıtay 21. Hukuk Dairesi, isteğe bağlı sigortalılık sürelerinin son yedi yıl hesabında dikkate alınmayacağına ilişkin kararlar vermeye başlamıştır. Bu kararlardan ilkinin 5510 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce diğerinin ise Kanunun yürürlüğünden sonra olması ile 1 Ekim 2008 tarihinden sonraki isteğe bağlı sigortalılığın Bağ-Kur kapsamında sayılması birlikte değerlendirildiğinde karar anlamlıdır. Ancak 3201 sayılı Kanuna göre fiilen çalışmadıkları halde borçlanma yapan ev kadınlarına yaşlılık aylığı bağlanmasının karara göre nasıl izah edilebileceğinin izahı zor olacaktır. Belirtmemiz gereken bir diğer önemli husus her iki kararda da isteğe bağlı sigortalılığın son yedi yıl hesabında dikkate alınmaması sonucu aylık bağlama açısından sigortalıların Bağ-Kur sigortalısı olmasına hükmedilmesi nedeniyle SSK şartlarından yaşlılık aylığı bağlanamamış olmasıdır. Bu kararın etkilerinin, ilerleyen dönemde isteğe bağlı sigortalılığın son yedi yıl hesabına dahil edilmemesi biçiminde mevzuat değişikliğine gidilmesini zorunlu kılabileceği düşünülmektedir.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT