BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Gürültü etme başka ihsan istemem!

Gürültü etme başka ihsan istemem!

Ses dalgaları yalnız işitme duyumuza zarar vermekle kalmaz; aynı zamanda sinir, solunum ve sindirim sistemlerimizde de tahribat yaparak hayat kalitemizi bozar. Özellikle yüksek tonda müzik dinleyenler, çevrelerine de zarar verdiklerinin farkında mı acaba?



Sevgili okurlar, başkasını rahatsız etmeden eğlenmek pek tabii hepimizin hakkıdır. Ancak çevreye zarar vermek ve aynı zamanda farkına varmadan kendi sağlığımızı bozacak derecede gürültü oluşturmak hiç de hoş olmayan bir durum arz etmektedir. Bu konuya Yeşil Sayfa olarak özellikle yaz aylarında değinmeye çalışıyoruz. Artık okullar tatil oldu, haziran ayı alışılmışın üzerindeki sıcaklıklarda devam ediyor. Tatil yöreleri yavaş yavaş dolmaya başlıyor. Peki, acaba huzurlu ve sükunet içinde bir dinlenme kabil olabilecek mi? KORNA, VİNÇ VE MÜZİK... Bu soruya bir kez daha eğilmek istedik, çünkü biliyoruz ki, Gürültü pek çok rahatsızlığı beraberinde tetikleyebiliyor. Yoğun nüfusa sahip şehirlerde yaşayan insanlar, trafik uğultusunun yanında korna sesleri, endüstri makinelerinin, vinçlerin gürültüleri ve her yanımızı saran müzik sesleriyle iç içe yaşamak durumunda kalmaktadır. Bu ve bunlara benzer birçok ses; organlarımızda ve ruhsal yapımızda çeşitli bozukluklara yol açmaktadır. Evet, gürültü organizmanın bütünü için zararlı ise de, en büyük olumsuz etkisini kulak ve işitme üzerinde göstermektedir. Sesin vücutta yol açtığı zararların başında, şiddetli ses dalgalarına bağlı olarak iç kulakta gelişen hasardan söz edilir ki, iç kulak tipi sağırlık diye bilinen işitme noksanlığını meydana getirmektedir. Şehirlerde yaşları kemale ermiş birçok insan işitme sorunu yaşamaktadır. Bu problem kırsal kesimlerde çok daha azdır. KULAĞIMIZ MÜTHİŞ BİR FABRİKADIR Kulak üç bölümden meydana gelmiştir: Dış Kulak sesleri kabul eder, Orta Kulak ses dalgalarını İç Kulağa iletir, İç Kulak duyum kısmını oluşturur. Bir insanın “Konuşma” sırasında çıkardığı seslerin frekansı 125 ile 4000 hertz arasındadır. Bu sesler “Çekiç-Örs-Üzengi” üçlüsü tarafından iç kulağa iletilir; iç kulak ses dalgalarını denge ve işitme sinirleri ile bağlı olduğu beyin kabuğuna ulaştıracak şekilde ses duyumlarına çevirir. Ses daima bir titreşimden doğar. Desibel sesin insan kulağına göre şiddetini belirten bir çeşit ölçü birimidir. Ancak insan haricindeki diğer canlılar, bilhassa gece aktif hayvanlar bizim duymadığımız titreşimleri algılayabilmektedirler. Ses şiddeti kavramına frekansı da ilave etmek gerekir. Frekans, dalgaların saniyedeki titreşim sayısı olup Hertz ile ölçülmektedir. Kulak nasıl her şiddetteki sesleri işitemiyorsa, her frekanstaki sesleri de duyamaz; diğer bir ifade ile sesler frekanslarına göre kulağımızın işitme alanı içine veya dışına düşerler. Çok yüksek ve çok alçak frekanslı sesleri duyabilmemiz için bunların orta frekanslı seslere göre çok daha şiddetli ve yüksek desibelli olmaları gerekmektedir. TİZ SESLER DAHA TEHLİKELİ Yukarıdaki örneklerden yola çıkarsak, kulak zarına gelen az veya çok hafifletilmiş bütün gürültü ve sesler sağlığımıza zarar vermektedir. Bilhassa gündüz vakti şehirlerdeki yoğun ses uğultusu, seneden seneye artan, gitgide daha dayanılmaz bir hal alan devamlı bir gürültüye dönüşmektedir. Bir diğer ifadeyle, yüksek desibelli, şiddetli ses dalgaları kulağı tahrip ettikçe bu gibi ses dalgalarını duyabilmek için kulak gitgide daha şiddetli ses dalgaları isteyecek, bu daha şiddetli ses dalgaları zaten hasar görmüş olan işitme hücrelerini daha da bozacaktır. Ses 80-100 desibelden başlayarak zararlı, 120 desibelden sonra ağrıya sebep olucu ve 140 desibelde dayanılmaz olmaktadır. Yüksek frekanslı tiz sesler düşük frekanslı kalın seslere nazaran sağlık açısından çok daha tehlikelidir. Şüphesiz gürültüye maruz kalma süresi de önem taşımaktadır. Bu süre ne kadar uzun olursa işitme kaybı da o derece yükselmektedir. BANGIR BANGIR MÜZİK ÇALMAK OLMAZ Aşırı gürültü düşüncelerimizi darmadağın eden, fiziksel ve ruhsal boyutta bize zarar veren günümüzün en önde gelen afetlerinden biridir. Tatil yerlerinde bangır bangır müzik açan işletmeler, inşaatçılar, araba sahipleri ve birey olarak müzik dinleyenler (kulaklık daha tehlikeli) çevreye yaydıkları ve maruz kaldıkları gürültüye dikkat etmelidirler. Unutmayalım ki bu dünya herkese ait. Takdir edersiniz ki; çevreye özen göstermeyen yaşam bencilliği doğru değildir. Yazımı burada noktalıyorum. Size her zaman olduğu gibi yaz aylarını en içten duygularımla güzellikler ve huzur içinde geçirmenizi temenni ediyorum. Sevgiyle kalın. BU SESLERE KULAK DAYANAMAZ Ses 80-100 desibelden başlayarak zararlı, 120 desibelden sonra ağrıya sebep olucu ve 140 desibelde dayanılmaz olmaktadır. KİM NE KADAR GÜRÜLTÜ ÇIKARIYOR? Orman sesi 35 Desibel İnsan Sesi 60 Desibel Telefon 70 Desibel Ağır Vasıtalar 80 Desibel Gece Kulubü Müziği 100 Desibel Motosiklet 110 Desibel Makineli Delici Çekiç 120 Desibel Kulak için maksimum 140 Desibel Desibel yükseldikçe organizmaya zararları artıyor Agresif yapıyor Birçok hastalığa sebep olan gürültü ruh yapımızı da bozuyor. Uzun süre şiddetli bir sese maruz kalmak kişide agresif davranışlara sebep oluyor Gürültü sağırlığa sebep olmaktan başka vücut için zararlı birçok başka etkiler de gösteriyor. Örneğin; kalp-damar sistemi gürültüden etkilenmektedir. Gürültü kalp atışlarını hızlandırmakta (taşikardi) ve damarları daraltmaktadır (vazokonstriksiyon), bunların sonucunda ise kan basıncı (tansiyon) yükselmektedir. Gürültü aynı zamanda solunum sistemini de etkileyerek nefes alış verişinde düzensizlikler meydana getirebilmektedir. Sindirim sistemi de gürültünün zararlı etkisine maruz kalabiliyor.Gürültülü bir ortamda yaşayanlarda besinlerin bağırsaklardan geçişinin yavaşladığı bilinmektedir. Değerli okurlar, gürültü, iç salgı bezlerinde bir zorlamaya sebep olmakta ve böbreküstü bezleri vücudu koruma pahasına aşırı “Adrenalin” salgılamaktadır. Şiddetli ses dalgalarına maruz kalan kişilerde kandaki şeker seviyesinin (glisemi) değiştiği görülmektedir. Bu olay, kandaki şeker seviyesini kontrol eden insülin hormonunun kandaki miktarının değişmesinden kaynaklanmaktadır. RUH SAĞLIĞIMIZI?BOZUYOR Ayrıca, gürültü diğer hormonları da etkiler ve vücuttaki mevcut sodyum miktarını tutarak, bedendeki su miktarının atılmasına mani olur. Gürültü sempatik sinir ağının (iç organlarımızı yöneten sinir ağı) aşırı çalışmasına sebep olarak sistemin normal çalışmasını bozmaktadır. Merkezi sinir sistemine (beyin ve omurilik) gelince, gürültünün bu sisteme büyük tahribat yapabildiğini biliyoruz. Laboratuarlarda beynin elektrik dalgaları üzerinde (elektro-ansefalogram) yapılan araştırmalarda beklenmedik bir gürültünün etkisi altında beynin elektrik dalgalarının değiştiği görülmüştür. Beyin dış dünyadan ne kadar fazla uyarı alırsa o derece fazla çalışmaktadır. Gürültünün sebep olduğu diğer bir konu ise; ruhsal bozukluklardır. Uzun süre şiddetli bir sese maruz kalmak fikirlerde karışıklığa yol açmakta, kararsızlığa ve nihayet agresif davranışlara sebep olmaktadır. Türkiye çölleşir mi? Yıllardır STK’ların “Türkiye çöl olmasın” sloganları acı gerçeğe dönüşüyor. Ancak son 4 yılda 1 milyar 50 milyon fidanı toprakla buluşturan Hükümet bize cesaret veriyor. “17 Haziran Dünya Çölleşmeyle Mücadele Günü” ve “Toprak Bayramı” dolayısıyla verilen mesajlar pek iç açıcı olamasa da umudumuz korumak istiyoruz... Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, Türkiye topraklarının en önemli probleminin erozyon, tuzluluk ve çoraklaşmayla tarım arazilerinin yanlış ve amaç dışı kullanımı olduğunu söylüyor. Dünyada tarım için kullanılan alanın yüzde 70’inin çölleşme nedeniyle bozulduğunu anlatan Bayraktar, şöyle devam ediyor: “Ülkemizde tarım alanlarının yüzde 59’unda, meraların yüzde 64’ünde, orman alanlarının yüzde 54’ünde erozyon vardır. Dünyada çölleşmeden doğrudan etkilenen 250 milyondan fazla insan, çölleşme tehlikesiyle karşı karşıya olan 110 ülke bulunuyor. Ne yazık ki Türkiye de bu ülkeler arasında.” Başbakan Erdoğan ise, son 4 yılda yaptıkları çalışmalar sonucunda 1 milyar 50 milyon fidanın toprakla buluşturulduğunu bildirerek, Türkiye’nin en çok ağaçlandırma yapan ilk üç dünya ülkesi arasında yer aldığını söyledi. Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu da, “2008 yılında başlattığımız ağaçlandırma seferberliği ile ülkemizi ağaçlandırdığımız gibi topraklarımızı da koruyacağız” sözünü verdi. KONYA MERCEK ALTINDA Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Toprak Araştırmaları ve Geliştirmeleri Genel Müdürlüğü tarafından Çölleşmeyle Mücadele Günü dolayısıyla “Konya Karapınar Erozyon Önleme Sahası”nda bir etkinlik düzenlendi. Çölleşmeye ve suya dikkat çekmek için yapılan etkinlikte yer alan katılımcılar Örnektepe’de incelemelerde bulundu. NESLİ TEHLİKEDE OLAN LEOPAR İKİZ DOĞURDU İngiltere’deki bir Yaban Hayatı Koruma alanında dünyaya gelen ikiz Amur Kar Leoparları büyük sevince yol açtı. Sevimli ikizlerin anne ve babası 2009 yılında Finlandiya’daki bir hayvanat bahçesinden getirilmiş. Doğada sadece 6 adet dişi leopar olması bu hayvanların nesillerinin tükenme tehlikesini daha da arttırıyor. Nesilleri tehlikede olan bu leoparlardan doğada sadece 35, hayvanat bahçesi ve koruma alanlarında da 100 adet birey var. Kuşlar, National Geographic ekibini Kars ve Iğdır’a çekti Dünyanın bir numaralı belgesel kanalı National Geographic’e bağlı derneğin Yönetim Kurulu, son yıllarda dikkatleri üzerine çeken göçmen kuşların uğrak yeri Kars ve Iğdır’ı keşfetti. KuzeyDoğa Derneği’nin doğa koruma, ekolojik araştırma ve biyokültürel turizm çalışmalarını inceleyen ekip, Kars ve Iğdır’ın doğası, insanları ve yaban hayatına hayran kaldı. National Geographic Başkan Yardımcısı Terry Garcia’nın da aralarında bulunduğu 45 kişilik heyet, özellikle Kuyucuk Gölü’ne büyük ilgi gösterdi.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT