BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > İnsan, rastgele yaratılmamıştır!..

İnsan, rastgele yaratılmamıştır!..

Kâinata bakıldığı zaman, her şeyin intizam içinde olduğu, hiçbir şeyin başıboş olmadığı, birilerinin îzah etmesine ihtiyaç kalmaksızın anlaşılır!..



Aklı başında bir insan, fazla teferruata girmeden, etrafına şöyle bir baktığında, hiçbir şeyin kendiliğinden meydana gelmediğini, her şeyin mutlaka bir yaratıcısının bulunduğunu hemen anlar. Bunu anlayabilmek için fazla zekî olmaya bile lüzûm yoktur. Çünkü, kâinata bakıldığı zaman, her şeyin muazzam bir nizam, intizam içinde olduğu, hiçbir şeyin başıboş, rastgele olmadığı, birilerinin îzah etmesine ihtiyaç kalmaksızın hemen anlaşılır. Meselâ, insanların, uzayda saatte 1600 km hızla dönen ve içi ateş dolu bir gezegen olan bu dünyanın üzerinde, yalnız yerçekimi kuvveti ile kalarak yaşaması, ne büyük bir hârikadır. Ya etrafımızdaki dağlar, taşlar, denizler, canlı varlıklar, bitkiler nasıl bir büyük kudret sayesinde meydana gelebilmekte, gelişmekte ve türlü türlü özellikler göstermektedir. Her canlı, rızkını, öyle veya böyle temin edip neslini devam ettirmektedir. ÖNEM SIRASINA GÖRE!.. Her canlı, kendi bünyesine uygun yaşaması için lâzım olan maddeyi, rahat temin eder. Önem sırasına, âciliyet durumuna göre, yaşaması için lâzım olan maddeleri, cenâb-ı Hak, o canlının yakınında veya rahat temin edebileceği şekilde yaratmıştır. Meselâ, canlıların yaşamaları için, en çok lâzım olanı havadır. Havasızlığa birkaç dakikadan fazla dayanamazlar, hemen ölürler. Hava, aramakla, zahmet çekmekle ele geçecek bir şey olsaydı, bunu arayıp bulacak kadar zaman bile yaşayamazlardı. Bu derece acele lâzım olan, bu çok lüzûmlu maddeyi, Allahü teâlâ, her yerde bulunacak ve mahlûklarının ciğerlerine kadar, kendiliğinden, kolayca girecek şekilde yaratmıştır. İkinci olarak yaşayabilmek için lâzım olan su, hava kadar acele lâzım değildir. İnsan ve hayvanlar, suyu arayıp bulacak zaman kadar yaşayabilirler. Bunun için, suyu bulmak îcap etmektedir. Üçüncü olarak, lâzım olan, yiyecek maddeleridir. Bu, âcil lâzım olan bir şey olmadığı için, insanlar çalışıp, çabalayarak temin ederler. İnsanlar yiyeceklerini hazırlarlar. Pişirirler, belli bir işlemden geçtikten sonra yerler. Çünkü bünyeleri, böyle yaratılmıştır. Hayvanlarda ise, akıl bulunmadığı ve birbirlerine yardımcı olmadıkları için, yiyeceklerini ve giyeceklerini hazırlayamazlar. Bundan dolayı, yiyeceklerini pişirmeleri, hazırlamaları lâzım değildir. Hayvanlar, yaratılışlarına göre ot veya leş yerler. Tüy, yün, kıl ile ısınırlar. Korunma âletleri, kendilerinde yaratılmıştır. Birbirlerine muhtaç değildirler. İnsanlar gibi beraber, yardımlaşarak yaşamak zorunda değildirler. Bütün bunlar rastgele olacak bir iş değildir. Ayrıca cenâb-ı Hak, insanları, diğer mahlûklarına nazaran ayrı bir durumda yaratmıştır. İnsanlar ise, bütün bunları hazırlamaya, düşünmeye mecbûrdur. Ekip biçmedikçe, ekmek yapmadıkça doyamazlar. İplik, dokuma ve dikicilik yapmadıkça giyinemezler. Korunmaları için de, akıllarını, zekâlarını işletmeleri, kullanmaları ve fen bilgisi öğrenmeleri, sanayi kurmaları lâzımdır. Her hayvanda bulunan bir çeşit üstünlük, insanda bir araya getirilmiştir. İnsanın, kendisinde yaratılan bu üstünlükleri meydana çıkarması için, aklını kullanması, fikrini yorması, çalışması lâzımdır. SAÂDET VE FELÂKET!.. Cenâb-ı Hak, insana ayrı bir değer verince, bunun karşılığı olarak da onlardan bâzı şeyleri yapmalarını istemiş, emretmiş ve insanı hayvan gibi başıboş bırakmamıştır. Saâdet ve felâket kapılarının anahtarı, insanın eline verilmiştir. Yükselmesi veya alçalması, kuvvetini sarf etmesine ve çalışmasına bırakılmıştır. Netice olarak insân, rastgele yaratılmamıştır. Eğer insân, aklını, fikrini işleterek, saâdet yolunu görüp, bu yolda yürümeye çalışırsa, içinde yaratılmış olan yükseklikler, kıymetler eline geçer. Ufuktan ufka yükselerek, meleklerin derecesine yükselir ve hatta onları geçebilir. Allahü teâlânın rızâsına, sevgisine kavuşur. Yok eğer, nefsin zararlı arzularına uyarak, yaratıldığı gibi, hayvanlık derecesinde kalırsa; işi tersine dönerek, alçala alçala, esfel-i sâfilîne düşer. Cehennemin en şiddetli çukuruna sürüklenir...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT