BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > BM’nin çaresizliği

BM’nin çaresizliği

Srebrenitza Soykırımı’ndan 17 yıl sonra Suriye’nin birçok yerinde yeni Srebrenitza’lar yaşanırken, BM’nin 17 yıl önceki etkisiz ve beceriksiz görüntüsünde zerre kadar değişiklik olmaması ne kadar da garip!



Barışı korumak için kurulan BM’nin karnesi içler acısı... Teşkilatın kurulduğu 1945’ten bu yana 250’den fazla savaş ve silahlı çatışma meydana geldi. Bu olaylarda en az 25 milyon insan hayatını kaybetti. Savaşlarda ölenlerin % 90’ı sivildi. Bu kayıpların dörtte üçü de kadın ve çocuktu. Yüz milyondan fazla insan yaralandı. On milyonlarca kişi mülteci durumuna düştü. Birleşmiş Milletler Teşkilatı’nı (BM) kurma düşüncesi İkinci Dünya Savaşı sırasında ortaya çıkmıştı. Haziran 1945’te ABD’nin San Fransisco şehrinde bir araya gelen Almanya ve Japonya’ya karşı savaşan devletlerin temsilcileri uluslararası barış ve güvenliği korumak amacıyla BM’yi kurdular. Yıllar geçtikçe, BM’nin kuruluşu sırasında ABD ve SSCB arasındaki pazarlıklar sonucunda meydana getirilen Güvenlik Konseyi’ndeki karar alma yönteminin, savaşları ve silahlı çatışmaları engellemekten ziyade, büyük güçler arasındaki rekabetin bir aracı olarak kullanılması durumu ortaya çıktı. ABD, Çin, Fransa, İngiltere ve SSCB’ye (bugünkü Rusya Federasyonu) verilen veto yetkisinin defalarca suistimal edilmesi, birçok silahlı çatışmanın durdurulamamasına sebep oldu. Kendi küresel ve bölgesel çıkarlarını, milyonlarca insanın hayatından daha önde değerlendiren bu beş ülkenin tutumlarından dolayı, BM barışı koruyan bir teşkilat olma işlevinden giderek uzaklaştı; inandırıcılığını yitirdi. 1945’TEN BERİ 25 MİLYONDAN FAZLA İNSAN ÖLDÜ BM’nin kurulduğu 1945’ten bu yana 250’den fazla savaş ve silahlı çatışma meydana geldi. Bu olaylarda en az 25 milyon insan hayatını kaybetti. Birinci Dünya Savaşı’nda hayatını kaybedenlerin sadece %10’unu siviller oluşturuyordu. İkinci Dünya Savaşı’nda bu oran %50’ye tırmanmıştı. BM kurulduktan sonra yaşanan savaşlarda ölenlerin %90’ı sivildi. Bu kayıpların dörtte üçü de kadın ve çocuktu. Yüz milyondan fazla insan söz konusu savaşlarda yaralandı. On milyonlarca kişi mülteci durumuna düştü. Eğer BM’ye bir karne verilecek olsa, tek başına bu rakamlar bile teşkilatın sınıfta kaldığının söylenmesi için yeterlidir. ZULME DAVETİYE ÇIKARDI BM’nin kuruluş döneminde var olan devletleri önceleyen anlayış, BM Antlaşması’nın 2. maddesinin 7 fıkrasının yazılmasını sağlamıştı. O hükme göre, “Antlaşma’nın hiçbir hükmü, Birleşmiş Milletler’e herhangi bir devletin kendi iç yetki alanına giren konulara müdahale yetkisi vermediği gibi, üyeleri de bu türden konuları işbu Antlaşma uyarınca bir çözüme bağlamaya zorlayamaz” ifadelerini ihtiva etmekteydi. Bu cümleler yazılırken, bir devletin yöneticilerinin kendi halklarının meşru taleplerine baskı ve şiddetle karşılık vermesinin yol açabileceği insanlık dramları belli ki, dikkate alınmamıştı. Çok sayıda baskıcı rejim, bu hükmün sağladığı “garanti”ye sığınarak, kendi insanlarına zulüm yapmaktan çekinmedi. Dünyanın dört bir yanında milyonlarca insan bizzat kendi hükümetleri tarafından ayrımcılığa tabi tutuldu, yok olmaya mahkûm edildi, hatta soykırım mertebesine ulaşan insanlığa karşı suçların mağduru oldu. Beş daimi Güvenlik Konseyi üyesinin üzerinde anlaşmaya varamadığı hiçbir etkili çözüm planı yürürlüğe sokulamadı. Yugoslavya dağılırken Avrupa’nın gözü önünde katledilen 250 bin Müslüman’ın vebali, onlara kurşun sıkan Sırplar kadar, katillere göz yuman, bir şeyler yapmak yerine, “dostlar alışverişte görsün” yöntemini tercih eden BM’nin üzerindedir. ADLARI BÜYÜK ANCAK VİCDANLARI KÜÇÜK Srebrenitza Soykırımı’ndan 17 yıl sonra Suriye’nin birçok yerinde yeni Srebrenitza’lar yaşanırken, BM’nin 17 yıl önceki etkisiz ve beceriksiz görüntüsünde zerre kadar değişiklik olmaması ne kadar da garip! Güya insan hayatının, şeref ve haysiyetinin dünya tarihinde hiç olmadığı kadar sözde “uluslararası toplum” tarafından önemsendiği küreselleşme çağını yaşıyoruz. Güya gelişen teknolojik imkânlar sayesinde birbirlerinden an be an haberdar olan “dünya vatandaşları”, hükümetlerine çeşitli yollardan baskılar yaparak, küresel bir vicdanın oluşmasını sağlıyorlar. Güya “insanlığın ortak değerleri”, neye göre tanımlandığı belli olmayan “ulusal çıkar”lara üstün geliyor. Ama ekolojik sistemde meydana gelen değişiklikler sebebiyle soyu tükenme tehlikesiyle karşı karşıya olan hayvanlar için gösterilen hassasiyetin yarısı bile Esad rejiminin kontrolündeki katil sürülerinin boğazladığı bebekler için gösterilmiyor. Birleşmiş Milletler bugünkü tefessüh etmiş yapısından kurtularak, çağın gereklerine uygun yepyeni bir anlayışla yeniden şekillendirilmedikçe, adları büyük ama vicdanları küçük devletlerin, Çetnikler’in ve Şebbihalar’ın katliamlarını seyretmeye devam edeceklerinden emin olun... KATLİAMLARI SEYREDİYORLAR Güya “insanlığın ortak değerleri”, neye göre tanımlandığı belli olmayan “ulusal çıkar”lara üstün geliyor. BM, Esad rejiminin kontrolündeki katil sürülerinin boğazladığı bebekler için gösterilmiyor. Adları büyük ama vicdanları küçük devletlerin, Çetnikler’in ve Şebbihalar’ın katliamlarını seyretmeye devam edeceklerinden emin olun..
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT