BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > 14 yıl önce Baba Esad’ı nasıl dize getirdik?

14 yıl önce Baba Esad’ı nasıl dize getirdik?

Hafız Esad, terörist Öcalan’ı sınır dışı etmeseydi tanklarla Suriye’ye girecektik.



ÖZEL HABER Ercan SEKİ Akdeniz’de düşürülen Türk uçağı Türkiye ile Suriye’yi bir defa daha savaşın eşiğine getirdi. Tıpkı 14 yıl önce olduğu gibi... Takvimler 16 Eylül 1998’i gösteriyordu. PKK terörünün azdığı günlerdi. Suriye’nin himayesindeki teröristbaşı Abdullah Öcalan, Bekaa Vadisi’nde krallar gibi yaşıyordu. Türkiye’ye yönelik hain eylemler burada planlanıyor, Suriye’deki kamplarda eğitilen teröristler akın akın Türkiye’ye gönderiliyordu. Şam yönetimi diplomatik yoldan yapılan bütün ihtar ve uyarılara kulak tıkamıştı. O günlerde Milli Güvenlik Kurulu’nda önemli bir karar alınmış ve Suriye’yi yola getirme görevi askere havale edilmişti. Bu çerçevede dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Atilla Ateş, 16 Eylül 1998’de Hatay’a gitti. Suriye sınırının sıfır noktasında tarihe not düşen bir konuşma yaptı. Ateş Paşa’nın “sabrımız tükendi” cümlesiyle biten o tarihi konuşma, Hafız Esad’ı dize getirmeye yetti. Ve Suriye Öcalan’ı apar topar sınır dışı etti. Peki bu uyarıya rağmen Suriye, Öcalan’ı yine sınır dışı etmeseydi ne olacaktı? Bu sorunun cevabını en iyi bilen kişi hiç şüphesiz, bizzat o konuşmayı yapan kahraman Türk generaliydi. Ancak Ateş Atilla Ateş Paşa, 14 yıldır olduğu gibi şimdi de bu konuda tek bir kelime konuşmamaya özen gösteriyor. Bu konuda TSK’dan ilk ve tek açıklama ise 7 yıl önce, dönemin Genelkurmay Başkanı olan Emekli Orgenaral Hüseyin Kıvrıkoğlu’ndan geldi. Kıvrıkoğlu, 8 Ekim 2005 Cumartesi günü İstanbul Harbiye’deki Askerî Kültür Merkezi’nde “terör” toplantısının dinleyicilerinden biriydi. TSK’nın önemli isimleri de oradaydı. Kıvrıkoğlu Paşa, programın bitiminde medyanın salonda olmadığı bir sırada kürsüye davet edildi. Kıvrıkoğlu’nun o salonda yaptığı bu çok özel açıklama, katılımcıların biri tarafından sızdırıldı. Ve 17 Ekim 2005’te Aksiyon Dergisinde Faruk Mercan imzasıyla yayımlandı. Yıllardır, böyle bir politika geliştirmemiş olan Türkiye, 1998 yılında birdenbire Suriye ile savaşı da göze alarak bu kararı nasıl vermişti? Gerçekten Suriye, Öcalan’ı vermemekte direnirse Türk tankları Halep ve Şam’a doğru yürüyecek miydi? İşte bu sorular üzerine dönemin Kıvrıkoğlu’nun verdiği tarihi cevaplar: “Ben 1997 yılının 30 Ağustosunda 1. Ordu Komutanlığı görevimi tamamlayarak, Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na atandım. O sırada terörle mücadele sorumluluğu Genelkurmay Başkanlığı’ndan Kara Kuvvetleri’ne verilmişti. Orada şu değerlendirmeyi yaptım; Bu terörün arkasında bütün Avrupa ülkeleri, hatta pek çok dünya ülkesi olduğu gibi, ağırlıklı olarak Suriye bulunmaktaydı. Suriye’ye karşı bir şeylerin yapılması lazımdı. Suriye 15 yıldır, Türkiye’ye ilan ettiği bir savaşı en ufak bir zarar görmeden fakat Türkiye’ye zararların en büyüğünü vererek sürdürmekteydi. Türkiye’ye batırılan çuvaldıza karşı bizim de Suriye’ye iğne batırıp acının azını da olsa tattırmamız lazımdı.” Hatay’da ‘ATEŞ’ledi Dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Atilla Ateş, 16 Eylül 1998’de Hatay’ın Reyhanlı ilçesinde Hudut Bölük Komutanlığı’nı ziyaretinde yaptığı konuşmada şu ifadeleri kullandı: “Bazı komşularımız bizim iyi niyetimizi, gösterdiğimiz yakınlığı yanlış değerlendirmişlerdir. ‘Apo’ denilen eşkıyayı kendi ülkelerinde barındırıp, onu destekleyerek Türkiye’yi terör belasına bulaştırmışlardır. Türk milleti artık bu konuda göstereceği iyi niyetin sonuna gelmiştir. Sabrımız tükenmek üzeredir. Sabrımızı taşırmasınlar.” SURİYE’DE 100, BİZDE 3.300 TANK! O dönemde Suriye kuvvetlerinin çoğu Golan Tepelerindeydi. İki buçuk tümenlik kısmı da Lübnan’a sevk edilmişti. Türkiye’nin karşısında kala kala, bir tank alayı kalmıştı. Yani 99, 100 tane tank... Koskoca 3 bin 300 tankı olan bir Türkiye’nin Suriye’ye yapabileceği çok şeyler vardı. MGK’da karar verildi “BİZ 1998’de MGK’ya bir öneride bulunduk. Bütün bu gerekçeleri ortaya koyup terörün Türkiye’ye en az 100-150 milyar dolara mal olduğunu, 5300 civarında asker, 5500 civarında sivilin şehit olduğunu, 16 bin yaralının da bu mücadelenin sonunda Türkiye’de var olduğunu ifade ettim.” Şam zor durumdaydı “SURİYE ile ilgili bütün planları KK Komutanımız Atilla Ateş’le birlikte hazırladık. Ateş Paşa, 16 Eylül 1998’de, planladığımız gibi Hatay’a gitti. Ve Suriye sınırında o bildiğiniz konuşmayı yaptı. Biz o günlerde Suriye’yi tetkik ettiğimizde şöyle bir durumla karşılaştık. Suriye gerçekten çok zor durumda idi.” Olay bize mal edildi “VE onun üzerine biz Türk dış politikasının arkasına TSK’nın gücünü de koyarak Suriye’ye bir baskı politikası uygulamaya geçtik. O sırada şansımız yaver gitti. Biz o bölgeye gitmeden NATO tatbikatı Gaziantep’te cereyan etmekte idi. Olay bize mal edildi ve Suriye korkmaya başladı. Hazırlıklarımız tamamlandığında şöyle yapacaktık:” Eylem planı yaptık “Bir eylem planı yaparak konuya politik, ekonomik ve askerî yönden yaklaşmamız ve bunun meydana getirdiği sinerjiyle Suriye üzerinde baskı kurmamız gerektiğini ifade ettim. Ertesi ay, yine aynı konuyu gündeme getirdim. Ve o zamanki Cumhurbaşkanı Sayın Demirel konuya sahip çıktı ve derhal orada görev için hazırlıklara başlanması emri verildi.” Suriye’ye tanklarla girecektik “Evvela bütün kuvvetlerinin Golan Tepeleri istikametinde olduğunu gördük. Sadece iki buçuk tümenlik kısmını da Lübnan’a sevk etmişti. Geriye Türkiye’nin karşısında kala kala, bir tank alayı kalıyordu. Yani 99, 100 tane tank... Koskoca 3 bin 300 tankı olan bir Türkiye’nin 100 tanklı bir Suriye’ye yapabileceği çok şeyler vardı.” Önce topçu atışı ile vuracaktık “Kara hududunda birtakım hudut ihlalleri, hava hududunda hava kuvvetleri ile hava ihlalleri yapacaktık. Suriye’deki belirli hedeflere bazı topçu atışları yapacaktık. Ve 40 mil olan kara suları içerisinde deniz kuvvetlerimizle tatbikatlar icra edecek ve bunu adım adım Suriye’ye baskıyla uygulayacaktık.“
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT