BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bir ışık parladı solgun yüzünde...

Bir ışık parladı solgun yüzünde...

Hapishane müdürü Feyyaz beyi karşısında görünce hemen toparlandı ve ayağa fırladı: - Hoş geldiniz beyefendi... savcı bey geleceğinizi haber verdi. Buyurun efendim. Başını sallayarak elini sıktı müdürün genç fabrikatör. Siyah takım bir elbise giymişti.



Hapishane müdürü Feyyaz beyi karşısında görünce hemen toparlandı ve ayağa fırladı: - Hoş geldiniz beyefendi... savcı bey geleceğinizi haber verdi. Buyurun efendim. Başını sallayarak elini sıktı müdürün genç fabrikatör. Siyah takım bir elbise giymişti. Uzun boyu, dalgalı, hafif kırlaşmış saçlarıyla oldukça yakışıklı görünüyordu. Müdür beyin masasının karşısındaki deri koltuklardan birisine oturdu, ayak ayaküstüne attı. Gözlerini kısmıştı. Bütün gece uykusuz saatler geçirdiği gri gözlerinin şişliğinden belliydi. - Mümkünse Fehmi beyle görüşmek istiyorum Müdür bey. Konuşmam lazım... - Ne demek efendim, şimdi çağırtırım. Zaten o kadar sessiz bir adam ki. Kahrından perişan bir halde. Pişman herhalde yaptığı için... Ama insanoğlu işte, çiğ süt emmiş derler... Feyyaz başını kaldırdı, dik dik baktı karşısındaki adama. - Bu kadar peşin hükümlü olmayın müdür bey, henüz bir şey belli değil. Müdür dudak büktü: - Ne kadar iyi bir insansınız... Bir dakika, hemen haber göndereyim ben. Kısacık boyuyla adeta yuvarlanarak açtı oda kapısını, görevli gardiyana seslendi Fehmi’yi getirmesi için... Beş dakika bile geçmeden oda kapısı vuruldu. Önce pala bıyıklı, iri yarı gardiyan girdi içeriye. Ardından da zayıflamış, gözlerinin altı kararmış, tıraşı uzamış Fehmi. Adam Feyyaz beyi görünce solgun yüzünde bir ışık parladı sanki. Acınacak bir sesle atıldı: - Ah beyefendi, ben... Ben yapmadım, inanın ben yapmadım. Fabrikatör onun ellerini tuttu: - Otur bakalım Fehmi bey. Konuşalım seninle... Müdüre döndü hemen: - Yalnız konuşmamız mümkün mü acaba? Kısa boylu adam mahcup bir tavırla başını iki yana salladı: - Bunu yapamam beyefendi, kurallara aykırı. Ben çıkacağım odadan ama görevlinin kalması gerekir. Feyyaz gülümsedi: - Tamam, önemli değil... Gösterdiğiniz anlayışa teşekkürler. Birkaç saniye sonra yalnız kalmışlardı. Sadece iri yarı gardiyan iki elini arkasında birleştirmiş, kapının yanında ayakta duruyordu. Feyyaz öne doğru eğildi: - Nasılsın Fehmi bey? - Beyefendi, nasıl olabilirim ki... İnanın bir şeyden haberim yok. O gece hava çok güzeldi, hanıma “haydi çıkıp dolaşalım” dedim. “sen git” dedi bana. Ben de yalnız başıma çıkıp yürüdüm biraz. Ama anlatamıyorum kimseye. Feyyaz cebinden bir paket sigara çıkarıp uzattı Fehmi beye: - Tamam, konuşacağız şimdi, yak bir tane. Titreyen parmaklarıyla çekti paketin içinden bir sigara. Çekingen tavırlarla patronunun uzattığı çakmakla yaktı. - Çetin... Çetin o gün geldi mi senin yanına? Birkaç saniye gözlerini kısarak düşündü Fehmi. Sonra birden hatırlayıp atıldı: - Evet! Siz gittikten sonra gelip özür diledi. “Kusura bakmayın” dedi. “Siz de emir kulusunuz” gibi laflar söyledi. - O kadar mı?.. Başka... başka bir şey... Fehmi düşündü. Dudak bükerek mırıldandı: - O kadar... başka bir şey demedi. Tokalaştık, çıktı gitti. Sadece, sadece yarım saat belki kırk dakika sonra yeniden geldi. Antalya’ya gideceğini, ararsanız haberiniz olmasını söyledi. İyi eğlenceler diledim kendisine... Feyyaz’ın gözlerinde bir ışık yanıp sönmüştü. Heyecanla fısıldadı Fehmi’ye doğru eğilip: - Ya kasanın anahtarları, o sırada meydanda mıydı Fehmi bey? DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT