BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Ünal Aysal’ın bir başka uzmanlığı!

Ünal Aysal’ın bir başka uzmanlığı!

Galatasaray seksi bir kulüp, biz Hamit Altıntop’u istiyoruz ancak Hamit’in de bizi daha fazla istemesi lazım.”



Galatasaray seksi bir kulüp, biz Hamit Altıntop’u istiyoruz ancak Hamit’in de bizi daha fazla istemesi lazım.” Galatasaray Başkanı Ünal Aysal’ın Lig TV ekranında söylediği bu sözün üzerinde duran pek olmadı; zaten “basın olarak” neyin üzerinde duruyoruz ki?.. 60 yıla yakın olan gazetecilik ve spor yazarlığı hayatımda “Galatasaray için söylenen” çok söz işittim; kimi sıfattı, kimi isimdi, kimi fiildi, kimi benzetmeydi, ama “Seksi bir kulüp” ifadesini hiç işitmemiştim; bugün “bu söz”, hem de bir Galatasaray Başkanı tarafından söylenmişti; “üzerinde” durulmalıydı!.. Önce, “bu kelimenin hangi anlama geldiğini” bulmak için, Türk Dil Kurumu’nun “Ankara-2005 baskısı Türkçe Sözlük”üne başvurdum. Sözlükte, “seksi” başta, “aynı köke dayalı” başka kelimelerin anlamlarına baktım. 1723 ve 1724’üncü sayfalarda “İngilizce ve Fransızcadan Türkçemize giren” isim ya da sıfat 7 kelimeye rastladım. İşte “sözlükteki sırası ile” onlar: Seks: İsim / Fransızca: 1. Cinsiyet. 2. Cinsel ilişkide bulunma. Seksapel: İsim / İngilizce: Cinsel cazibe, cinsel çekicilik (“Öğürtü sahnesinde enfesti; hele yeni kocasından utanması şaheserdi, seksapelin ta kendisi idi” - Refik Halid Karay) Seksi: Sıfat / İngilizce: Cinsel çekiciliği olan. Seksolog: İsim / Fransızca: Seksoloji uzmanı, cinsellik bilimcisi. Seksoloji: İsim / Fransızca: Cinsellikle ilgili sorunların incelendiği bilim, cinsellik bilimi. Seksolojik: Sıfat / Fransızca: Seksoloji ile ilgili. Seksüel: İsim / Fransızca: Cinsel. Sözlükte bu bölümleri okuyunca, düşündüm: “Herhalde Ünal Aysal’ın bizlerden bugüne kadar sakladığı bir başka uzmanlığı vardı”; yoksa koca Galatasaray Başkanı, “uluorta” hem de “kendi” kulübü için “bu sözü” söyleyebilir miydi?.. Acaba, “bu söz” her sabah “tıraş olmak için” aynanın karşısına geçtiğinde “orada gördüğü yüze baka baka” bilinçaltına yerleşmesine mani olamadığı bir “Freudiyen” sıfatın, hemen her gün “TV ekranlarında ve gazete manşetlerine olma” büyüsüyle, “Elbette böyle bir başkanın kulübü de böyle olur” mantığıyla ağızdan kaçırılması mıydı?.. Ben, bir gazeteci / spor yazarı olarak yanlış, hatalı düşünebilirim; bilmem ki, seksologlar, sosyologlar, psikologlar “bu konuda” ne derler?.. Gerçekten “böyle bir sıfat ve böyle bir tasnif” olabilirse, acaba bu uzmanlar “başkaca seksi kulüplerimizin olup olmadığını” ve varsa “hangileri olduğunu” lütfeder, bize söyleyebilirler mi?.. Üstelik “kriter nedir”; mesela “oyuncularının çok seksi olmaları” ya da “yöneticilerinin çok seksepalli olmaları” mı, bir kulübü “seksi” yapar; yoksa “forma renk ve biçimleri” mi, kim bilir, belki de sembolleri olan aslanlar, kartallar, kanaryalar??? Mesela, Real Madrid mi daha seksidir, yoksa Barcelona mı?.. Sakın “Ronaldo”, Real Madrid’i “daha seksi” yapmasın?.. *** Benim “başka” bir konuda söyleyeceğim “başka” söz var; bunca yıllık yazar ve konuşmacı olarak “uzmanı olduğum” bir konunun “tek maddelik anayasası hâline gelmiş” olan bir söz: “Büyük kurum ve kuruluşların başkanları, yöneticileri ishâl - i kelâm hastalığına yakalanmamalıdır!.. Yakalanırlarsa, kendileri de, yönettikleri kuruluşlar da mizahçıların ve karikatüristlerin günlük malzemesi hâline gelirler!..” Ol mâhiler ki!.. Galatasaray Başkanı Ünal Aysal “UEFA’nın mâli kriterlerinin uygulanacağı sezona borcumuzu 120 milyon dolara indirmiş olarak gireceğiz” dediği zaman, Galatasaraylı bazı yazar çizerler, muhabirler, hatta eski ve de yeni bazı yöneticiler “Başkan galiba Galatasaray Adası’nda petrol buldu” diyerek gülmüş ve eleştirmişlerdi!.. “Sermaye artırımı gerçekleşince”, ekonomik ve mâli tedbirler art arda uygulanmaya başlanınca, Şampiyonlar Ligi’ne katılınınca, stat / mağazalar / banka kartı / iletişim sözleşmeleri para basmaya başlayınca, Riva’nın, Florya’nın değerlendirilmesi adımları da hızlanınca, “Galatasaray’ın borcunun gerçekten 120 milyon dolara inebileceği” ortaya çıktı; “onlar” ise çıkıp “bir özür bile” dilemediler!.. Divan edebiyatı şairimiz Hayâlî sanki “onlar” için söylemiş: “Cihân - ârâ cihân içindedür arayıbilmezler O mâhîler ki deryâ içredür deryâyı bilmezler.” Bal gibi oluyor!.. Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanı Fatih Acar şaşırmış; “Bir çok kuruluş gibi, spor kulüplerimizin bazılarında da incelemeler yaptık; kulüplerimizde asgari ücret alan nice ünlü futbolcular ve teknik direktörler var; bu nasıl oluyor?..” Sizin kurumunuz da, siz de yenisiniz sayın Başkanım; bu “Nasıl oluyor” sorusunu, tarihe karışan Sosyal Sigortalar Kurumu’nun eski yöneticilerine, Sosyal Güvenlik ve Çalışma Bakanlığı’nın bakan ve yöneticilerine, Maliye Bakanlığı’nın bakan ve yetkililerine, Futbol Federasyonlarının başkan ve yöneticilerine sormak gerekiyor; “resmi bordro, masa altı bordrosu, özel ve resmi sözleşme gibi” çetrefilli bir sistemin ben bildim bileli uygulamada kalmasına göz yuman ve seyreden herkese sormak gerekiyor; “Göz göre göre vergi kaçırmak” daha başka nasıl olur?.. İkinci pencere!.. Sevgili Ömer Faruk’un “Kassai ders olarak okutulmalı!” başlıklı yazısını okuyorum: “Macar hakem Viktor Kassai EURO 2012’den erken dönüşü sonrası ülkesinde bir basın toplantısı yaptı. Çok büyük bir travma yaşamıştı. İngiltere-Ukrayna maçında ekibiyle birlikte veremedikleri gol, turnuvada sonları olmuştu. 2011 yılında dünyanın en iyi hakemi seçilen Kassai şunları söylüyordu: ‘Maçın yüzde 99’luk bölümünde çok iyi bir yönetimden sonra tek bir vahim hata yapmak şanssızlıktı. Her hakem sahada canlı pozisyonlara birkaç santim için saniyenin kesirlerinde herhangi bir kamera açısı ve görüntü olmadan karar vermek durumunda kalır. Diğer kararlarımız doğru olsa da bu hatalıydı, saklayacak bir şeyimiz yok. Ekibim en iyi hakemlerden kurulu, geçtiğimiz yıllarda kalitelerini ortaya koyarak pek çok defa beni hata yapmaktan kurtardılar. Başarılarda olduğu gibi bunun da sonuçlarına beraber katlanacak ve yolumuza beraber devam edeceğiz. Her şey güvenle ilgili. Eğer yarın bir maçımız olsa, tekrar aynı yardımcılarla yola çıkıp yine benzer kararlarını kabul ederim. Ekibimizin bütün üyeleri işlerinde en iyiler ve hazırlıklarını eksiksiz yaptılar. Şüphesiz hatalar bizim için iyi değil, ancak çalışmalara devam etmeliyiz, sahnede daha fazla kalamayız, yeni görevler bizi bekliyor. Biz profesyoneliz, çalışmaya devam etmeliyiz.’ Kassai’nin açıklamasını tercüme edilmiş haliyle sevgili Murat Ilgaz’ın sitesinde okudum. MHK’nın yerinde olsam, bunu bütün hakemlere ders olarak okuturum. Ekip ne demek... Vefa ne demek... Hepsi burada var!” “Hakem uzmanı” sevgili Ömer Faruk’un penceresinden görünen ve beni de heyecanlandıran, duygulandıran tablo bu!.. Ama, “Acaba” diyorum; “bu sözleri” ile Kassai, açık açık bütün dünyaya “Hatayı ben yapmadım, ekibimdeki arkadaşlarım yaptı” mesajını da vermiş olmuyor mu?..” Ekran başına!.. Fransa Bisiklet Turu başlıyor; İspanyol Alberto Contador “dopingten cezalı”, Lüksemburglu Andy Schlek’in “kalça kemiği kırık ve sakat”, ikisi de TV başında!.. Bu ikisi olmayınca, Fransa Bisiklet Turu’nun tadı olur mu?.. Elbette “olur” ama, tadı “biraz” az olur!.. Ama “turu Eurosport’tan izleyecek olan” on binlerce Türk bisikletsever için, “kafalarını takmayacakları” bir ortamı da doğuracaktır, bu iki büyük şampiyonun turda olmaması; Eurosport’ta turu 3 hafta boyu anlatacak olan “Contadorperest” ve de “anti Schlekçi” sevgili arkadaşlarımız da “mikrofon başında biraz daha rahat olacaklardır” ve de ellerinde “durmadan iğnelemeleri için” malzeme olarak sadece “Frank Schlek” kalacaktır!.. Alberto ve Andy olmayınca, tur birinciliği adaylarının sayısının fazla olması, mücadeleyi, heyecanı arttıracak, kim bilir, belki de yarınlarda “efsane olacak” bir başka “ismi” ortaya çıkaracaktır!.. Bisikletseverler, haydi her gün 4-5 saat TV başına!.. Fransa Bisiklet Turu başlıyor. Bisikletseverler, haydi her gün 4-5 saat TV başına!..
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT