BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Komşumuz İran...

Komşumuz İran...

İran bizim en eski dip komşumuzdur. İlişkilerimiz şöyle böyle bin yıl eskilere kadar uzanır. Sınır boyu sarptır, dağlıktır. 1600’lü yıllardan bu yana çok şükür savaşmıyoruz. Ama savaşmadığımız zamanlarda da pek dost olabildiğimiz söylenemez.



İran bizim en eski dip komşumuzdur. İlişkilerimiz şöyle böyle bin yıl eskilere kadar uzanır. Sınır boyu sarptır, dağlıktır. 1600’lü yıllardan bu yana çok şükür savaşmıyoruz. Ama savaşmadığımız zamanlarda da pek dost olabildiğimiz söylenemez. Arada neden ise hep belli belirsiz bir güvensizlik, çekememezlik hali var olagelmiştir. Bu daha ziyade İran’dan kaynaklanan bir hal olmuştur. Zira Türkler’in Orta Asya’dan gelip Anadolu’ya yerleşmelerinden bu yana her bakımdan başı, bakışı hep Batı istikametine yönelik olmuştur. İran’a sırtımızı dönmüş Balkanlar’dan hep Batı’ya doğru yürümüşüz. Bu arada, İranlılar’la iyi ilişkiler içinde olmaya her zaman gayret göstermişiz ama karşılık bulduğumuz söylenemez. Bizler gibi onlar da Müslümandırlar. Mezhep farklılıkları önemli sayılmaz. Nüfusunun üçte birine yakın kısmı Türk soyundan, Türkmen veya Azerilerden oluşur. Aralarında Türkçe konuşurlar. İranlılar yapı, yaradılış itibarı ile biraz kıskançtırlar. Bu, karakterlerinin en belirgin bir çizgisidir. Şimdiye kadar gelmiş geçmiş bütün Hükümdar, şah ve şehnişahlardan hiçbiri kendisini bu alışkanlıktan kurtarabilmiş değildir. Şahların sonuncusu, yani ancak bir buçuk kuşak devam edebilen Pehlevi” hanedanının başı Muhammed Rıza Şah ile diplomasideki çeşitli görevlerim dolayısı ile en az sekiz on defa karşılaşmış, bir arada olmuşumdur. Son zamanları Persepolis ve Darius efsanelerine merak salmış, unvanlarının başına bir de “Meryamehr” Ari ırktan olanların Güneşi sıfatının kullanılmasını yabancı devletlerden resmen talep edebilecek kadar ileriye gitmişti. Allah rahmet eylesin, Turan Güneş Dışişleri Bakanı idi. Türkiye bu sıfatın resmi yazışmalarda kullanılmasını kabul etmedi idi.. * * * Aslına bakarsanız bölgede Türkiye ile İran’ın çıkarları ortaktır. Dinimiz birdir. Dillerimiz benzeşir, karşılıklı etkileşir. Edebiyatımızda Yahya Kemaller’e gelinceye kadar Farsça’nın etkisi, Arapça’dan daha çoktur. Onlarda da Türkmen ve Azeri Türkçesi konuşanların sayıları nerede ise nüfusunun üçte birine yaklaşır. Siyasi, ekonomik ve askeri alanlarda Dünya düzeyinde çıkarımız çatışmaktan çok uzlaşmayı, uyuşmayı, hatta işbirliğini gerektirir. Ama neden ise bunun gereğini yerine getirmekte hep yalnız kalmışızdır! İran ile bütün iyi niyetli gayretlerimize rağmen bir işbirliği içine de girememişiz. Cento RCD gibi bölgesel işbirliği denemeleri hep kağıt üzerinde kalmış. Amerika’ya kızdıkça bizden de uzaklaşıp gözünü gönlünü Ruslar’a çevirmeyi marifet sayan bir politika izlemek ister!.. Tabii herkes kendi politikasını kendi çizer, ama aralarında bu kadar ortak ve benzer çıkarları olan iki ülkenin, ortak sınırlarda sırt sırta vermiş gibi bir tutum içinde olmaları da siyasetin kimyasına aykırı düşmüyor mu? Geçmişe bakıyorum. Diplomatik ilişkilerin henüz “Daimi Sefaret”ler bulundurma dönemine gelmeden önce çeşitli vesileler ile en çok İran’a, geçici özel elçiler göndermiş, yine en çok da onlardan gönderilen benzeri heyetleri ağırlamışız. * * * Türkiye’de Cumhuriyet ilanı sırasında sonuncu şahın babası Binbaşı Rıza Pehlevi de şaha baş kaldırıp yönetime el koyunca Atatürk özel bir temsilci göndermiş ve onların da bizim gibi Cumhuriyet ilan etmeleri telkininde bulunmuştu. Adam, tam tersini yapmış, kendini şah ilan etmişti. Daha sonraları 1934’te Atatürk’ü resmen ziyarete gelecek, Atatürk’ün inkılaplarına hayran kalarak aynı inkılapları yapacağını ifade edecek, ama yine tam tersini yapacaktı. Rusya’nın dış politikası 1700’lü yıllardan itibaren Türkiye ve İran üzerinden Akdeniz’e ve sıcak denizlere inmek hayalini güder. Politikada ortak tehlikeler ortak savunmayı ve işbirliğini gerektirir. İran bunun farkında değilmiş gibi davranır. Tabii hakkıdır, ama hep zararını görmüştür. Kafkaslar’da iki ülkenin çıkarları aynı istikamettedir. İran’ın politika pusulası neden ise başka istikametler gösterir. Ekonomik çıkarlarımız tamamlayıcı karakterler taşır. Onların transit ticaretlerini kolaylaştırmak için ayaklarına halı döşer gibi, sınırlarına kadar asfalt yollar döşer, Trabzon limanını ağzına kadar açarız. Bu cömertliğimiz de karşılıksız kalır.. Tabii bunda bizlerin de psikolojik hatalarımız olmuyor değil. İran şahı belki on defa Türkiye’ye gelmiştir. Her seferinde kendisine nisbet yapar gibi Topkapı Sarayı müzesinde 75 sente turistlere seyrettirdiğimiz Şah İsmail’in tahtını, tacını, kılıcını göstermeye kalkarız! İran’da Mollalar rejimi yerleşeli yirmi yılı geçti. İlişkilerimiz daha da kötüleşti. İçişleridir dedik karışmadık, komşu Irak’la kapışıp savaştılar yine karışmadık, ses çıkarmadık.. Ama adamlar bu sefer hurda havyar, kurtlu fıstık sokuşturur gibi bize Hizbullah etiketi altında terör ihraç etmeye kalkarlar, PKK’yı koyunlarında beslemeyi marifet sayarlarsa bu, komşuluğa da sığmaz. Bereket versin sonunda reaksiyon kendi içlerinden geldi. Son seçimleri reformcular büyük ekseriyetle kazandılar. Şimdi bütün dünya neler olacağını merakla bekliyor. Söylentiler, tahminler değişik ve çelişkilidir. Kimi muhtemel bir Hükümet darbesinden, kimi başkaları mollaların bir süre arka plana itilmesinden, kimi başkaları ise bir sivil savaştan bile söz ediyor. Sonuncusu İran gelenekleri arasında pek olası görünmüyor.. Ama Mollalara karşı yıllardır hem Londra’da, Irak’ta örgütlenen İran mukavemetçilerinin harekete geçebilmeleri de pekala mümkün görülüyor. Temennimiz komşumuz İran’da demokrasinin hakim olması ve iki komşu ülke arasında her iki tarafın da çıkarına samimi bir işbirliğinin başlayabilmesidir.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT