BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Yaranamazsın!

Yaranamazsın!

Geçen hafta ATV’nin “Bizim Stadyum” programı, Terim ve Denizli dışındaki önemli Türk teknik direktörleri bir araya toplamıştı. Faik Çetiner’in düzenlediği, bir yerli malı haftasıydı.



Geçen hafta ATV’nin “Bizim Stadyum” programı, Terim ve Denizli dışındaki önemli Türk teknik direktörleri bir araya toplamıştı. Faik Çetiner’in düzenlediği, bir yerli malı haftasıydı. Turan Sofuoğlu’nu ayrı tutarsak, diğerleri Anadolu kulüplerinin temsilcileriydi. ATV gibi güçlü ve saygın bir kanalın, Pazar gecesindeki yayının tümünü bu konuya ayırması; önemli bir olaydı. Tanıtım VTR’lerinde dedikleri gibi, gerçekten bir ilkti... Uzun yıllardır yazmıyor muyduk?.. Hep 3 büyükler... Hep 3 büyükler... Yetti be! Ekranlarınızı ve vicdanlarınızı biraz da Anadolu’ya ayırın diye, şikayet etmiyor muyduk? Faik Çetiner 4 saatini verdi. Helâl olsun! * * * Bu programda yayınlanmak üzere; daha önceden gazeteye gelip, benden görüş almışlardı. Yerli teknik direktörlere yönelik, oldukça olumlu konuştum. Aramızda daha nice Fatih Terim’lerin olabileceğini, ancak onlara karşı kimse ilgisini, şefkatini ve zamanını vermediği için; kolay farkedilemediklerini söyledim. Bu çiçeklerin bulunduğu saksıları sulayıp, gerekirse ilaçlayıp bakarsak... Toprağını havalandırır, güneşe doğru bırakırsak; gelişir, serpilirler dedik. Bunları yapmadığımız için, kimbilir kaç Fatih Terim arada kaynayıp gitti dedik. * * * Daha başka şeyler de söyledik... Yabancı hocalara duyulan güvenin ve onları gösterilen hoşgörünün, bizimkilere reva görülmediğini anlattık. Avrupa’daki gazetelerin; Türk basını gibi posterler verdiğini... Ancak bizimkiler gibi sadece 4 büyüklerin değil, ligde mevcut tüm takımların posterlerini dağıttığını belirttik. Kulüpler arasında ayırımcılık yapmadıklarını söyledik. Türkiye’de Anadolu takımlarının ikinci sınıf muamelesi görmesinin, o takımların başındaki teknik adamların da ikinci sınıf sayılmasına yolaçtığını örnekledik. Daha bir sürü şey söyledik. Onları yüceltmeye, onları daha anlaşılır ve daha değerleri bilinir hale getirmeye çalıştık. Bütün bunları yapan adamın, stüdyodaki Türk teknik direktörleri sevindirmesi gerekir değil mi? Hayır öyle olmadı. Ben konuşmamı bitirir bitirmez, kameralar stüdyoya dönünce; bir kaç tanesi ayaklandı. Beni eleştirdiler. Çünkü! Evet çünkü... Son cümlemde, “Ancak yerli teknik direktörler, futboldaki son gelişmeleri, yeni akımları Avrupa’ya giderek yerinde izlemeli, seminerleri takip etmeli, bu konudaki kitapları edinmelidir” dedim. Bu cümle onları kızdırmıştı. Montaj sırasında cümlenin önü ve arkası kesilerek kullanıldığı için, - ki bunlar televizyonculukta olağan şeylerdir - “Herkesi değil, bazılarını” kastettiğim anlaşılamadı. Ama tut ki; bazılarını değil de, gerçekten herkesi kastettik. Ne olmuş yani? Konuşmasının tamamını övgüye ayıran adam, son cümlesinde sürç-ü lisan etmişse; söylediklerinin hepsini unutup yüklenmek mi gerekir? Sözümü bitirir bitirmez, nefes nefes cevap yetiştirdiler. Tepki koydular. O konuşmanın “Sağol, teşekkür ederiz” bölümleri hiç yok mu? Ne yani? Bizimkilerin hepsi Avrupa’daki bütün sistemleri yerinde öğreniyor, hiçbir semineri kaçırmıyor, tamamı Avrupa basınını mı takip ediyor? Yeni idman biçimlerinden, anında mı haberdar oluyorlar? Bunları elbette yapan vardır. Ama elini sallasan ellisi mi? Bunların eleştiriye tahammülü yok! Söylenmiş o denli güzel, içten, iyi niyetli sözü; paçavra gibi bir kenara attılar... O kadar övgüyü pas geçtiler; tek cümleye takılıp, “Tu kaka Ali Sami” dediler. Ayıptır!
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT