BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > BDP ve Kandil’de kafalar karışık!

BDP ve Kandil’de kafalar karışık!

Öcalan ile irtibatları kesilince hem Kandil’dekiler hem de BDP’liler ne yapacaklarını, neyi savunacaklarını bilemez oldu. Leyla Zana’nın çıkışı sonrası da şaşkınlık yaşadılar.



> Adem DEMİR MİROĞLU: OLAN BİTEN ŞAŞIRTICI Yazar Orhan Miroğlu, BDP ile KCK’nın demokratik özerklik konusundaki rol değişiminin perde gerisindeki gerçeğe tam vakıf olamadığını, ancak olup bitenin kendisini çok şaşırttığını vurguladı. Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) ile Kandil’dekilerin kafaları bu aralar oldukça karışık. Zira Abdullah Öcalan ile irtibatları kesilince ne yapacaklarını bilemez duruma geldiler. Onun için de Leyla Zana’nın çıkışının ardından nasıl bir tavır takınacakları hususunda şaşkınlık yaşadılar. Önce, “Kürt sorununu Erdoğan çözer” diyen Zana’ya tepki gösteren Kürt cephesindeki BDP ve Kandil, Erdoğan-Zana görüşmesinden sonra tepkilerini yumuşattılar. Ama hem siyasî kanadın içinde hem de dağdaki militan kadrosunda ciddi görüş ayrılıkları var. Kürt cephesinin iki aktörü arasında tam anlamıyla rol değişimi yaşanıyor. BDP ve Kandil arasındaki rol değişimin bariz yaşandığı konu “demokratik özerlik”. Bilindiği gibi BDP, demokratik özerkliği, 2007 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne taşımıştı. O dönem Meclis’te BDP değil Demokratik Toplum Partisi bulunuyordu. Bu siyasi yapı hazırladığı broşürle Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’na atıf yapan bir özerklik talebinde bulunmuştu. Ancak yaşanan tartışmaların ardından bu defa da iki yıl sonra Ahmet Türk ve Aysel Tuğluk’un eş başkanlığını yaptığı Demokratik Toplum Kongresi’nin toplantısında demokratik özerklik konusu gündeme getirildi. Diyarbakır’a davet edilen 200’ye yakın bilim adamı, akademisyen ve yazarın huzurunda Türk’ün okuduğu metin, KCK’nın “demokratik özerklik” anlayışını ortaya koymuştu. Türk’ün içeriğini önceden bilmeden okuduğu metinle ve daha sonra Silvan saldırısının yaşandığı aynı günde demokratik özerklik ilan edilmişti. Böylelikle, BDP’nin demokratik özerklik anlayışı ortadan kaldırılmış yerine KCK’nın talepleri kabul edilmişti. Kürt siyasetini iyi tanıyan Yazar Orhan Miroğlu, “BDP’nin, demokratik özerklik anlayışı ile KCK’nın öngördüğü birbirine benzemiyor” diyor. Miroğlu, “İki Kürt aktörün demokratik özerlik konusundaki farklılığı daha sonra devam etti. Mesela BDP, demokratik özerkliğin bütün Türkiye’ye özgü bir model anlayış olduğunu söylerken, PKK çevrelerinden şuna benzer şeyler duyuyorduk. Diyorlardı ki; ‘biz demokratik özerkliğin kabul edilmesi için mücadele veririz. Ama Türkiye’de bunun bir karşılığı olmazsa kendimiz bunu bölgede ilan edebiliriz. Ve bu bizim hakkımızdır’. Şimdi ise tam da bu Anayasa meselesinin tartışıldığı ve kısmen de yazılmaya başlandığı aşamada KCK, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nın Anayasa’da yer almasını öngörüyor. BDP’den gelen ve yine DTK’nın en son yaptığı toplantıda gündeme getirilen demokratik özerlikle çok özel bir statü talep ediliyor, bu statü hayata geçirilmeye çalışılıyor. Bundan dolayı BDP’liler Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nı çok da dile getirmiyorlar” diye konuştu. BDP ile KCK’nın demokratik özerklik konusundaki rol değişiminin perde gerisindeki gerçeğe tam vakıf olamadığını ancak olup bitenin kendisini çok şaşırttığını söyleyen Miroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: “PKK’nın devrimci halk savaşı stratejisinden bir geri adım olarak yorumlayabiliriz. Silvan saldırısından bugüne gelinceye kadar PKK’nın beklediği hemen hemen hiçbir şey gerçekleşmedi. Sistemli olarak savaş stratejisine uygun gelebilecek çatışma performansı olmadı. Metropollerde yaşayan Kürtlere, ‘geri dönün’ çağrısına pek fazla kimse uymadı. Dolayısıyla demokratik özerklikle imkânsızı istemek gibi bir talepte bulunulduğu gerçeği ortaya çıktı. Sanki biraz daha realiteye dönmek gibi okuyabiliriz. İkincisi, Ergenekon ve Balyoz süreçleri ve en son darbelerle ilgili olarak başlatılan büyük hamleler ve Meclis’te komisyon kurulması önemli etki yaptı. 12 Eylül ile ilgili ciddi bir hesaplaşmanın başlaması gibi girişimler aslında PKK’nın geçmişte ordu bağlamında düşündüğü muhataplık meselesinin de Türkiye’de imkansız olduğunu ortaya koyuyor. Üçüncü olarak da Oslo görüşmelerinde silahın bir imkân olarak masada tutulabileceğine dair hem Öcalan’da hem de PKK’da güçlü bir fikir ve kanaat vardı. Bu kanaatin artık arkasında durulamayacağını anlaşı lmış olması gerekir. Diyalog ve müzakere olacaksa bu PKK’nın askeri gücünün ve silahın pazarlığı üzerinde siyasi taleplerin karşılanması gibi bir muhteva ile olmayacaktır.”
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 102548
    % 1.44
  • 5.6834
    % -0.03
  • 6.3508
    % -0.42
  • 7.0722
    % -0.15
  • 260.392
    % 0.06
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT