BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Suriye krizinden çıkartılacak ders

Suriye krizinden çıkartılacak ders

"Komşularla Sıfır Sorun" Türkiye'nin öncelikli bir politikası olmaktan maalesef çıktı. Düşmanlarını sevindirmemek için Türkiye'nin dış politika önceliklerini, bu defa gerçekçi şekilde, yeniden belirlemesi gerekmektedir.



Suriye’de halk, başta başkent Şam olmak üzere yönetim karşıtı ayaklanmanın sesini giderek yükseltmeye devam ediyor. İdlib'de çocuklarıyla birlikte sokaklara dökülen halk, sloganlar atarak yönetimi istifaya çağırdı. Uluslararası ilişkiler okuyanlar devletler arasında "ebedi dostluklar" olmayacağını bilir. Uluslararası ilişkilerde çıkarlar, en az değerler kadar önemlidir. Türkiye'nin bütün komşularıyla problemlerini çözmeye yönelik açılımı doğru ve yerinde bir karardı. Fakat uygulamaya koyulduktan bir süre sonra gerçekçilikten uzaklaşıldı. Erken bir başarı havası içine girildi. İç kamuoyunun beklentilerini tatmin etme hevesi, dışarıda sabır gerektiren işlerin aceleyle yapılmasına sebep oldu. Yeni Türk dış politikasının teorik çerçevesini oluşturan temel ilkelerinin bazılarının birbirleriyle tenakuz içinde olduğu gözden kaçtı. Türkiye, bir yandan Suriye ile sıfır sorun politikası izlerken, diğer yandan da "özgürlükler ile güvenlik arasında" bir denge kurmayı denedi. Ermenistan ve Azerbaycan'ın ikisiyle birden iyi ilişkiler kurmaya çalışırken, bu iki komşunun birbirleriyle sürmekte olan kan davasının, Türkiye'nin böyle bir açılım yapmasına engel olacağını hesaba katmadı. Komşuların iç işlerine karışmamayı bir ilke olarak benimsemesine rağmen, demokrasi adına Irak'ta Maliki muhaliflerini desteklemekten çekinmedi. Orta Doğu bölgesinde güçlü bir varlık göstermeye başlayan Türkiye, "Arap Baharı"nın geldiğini göremediği gibi, olup-bitenler karşısında standart bir duruş da sergilemedi. Tunus ve Mısır'da özgürlükten yana tutum takınırken, Bahreyn'de özgürlük isteyenlerin Suudi Arabistan tarafından bastırılmasına ses çıkarmadı. Libya'da kısa süreli bir tereddütten sonra NATO operasyonuna destek verdi. Sıfır sorun istediği İran'ın tepki göstereceğini bile bile NATO radarını Malatya'ya kabul etti. Daha önceki yıllarda yapılan ekonomik-ticari anlaşmalar ve vizelerin kaldırılması gibi olumlu gelişmeler, muhalefeti sindiren, halkına zulmeden Esad liderliğindeki Baas rejiminin uygulamalarına epey bir süre ses çıkartılmaması sonucunu doğurdu. Hâlbuki Türkiye'nin sorunlarını sıfırlamaya çalıştığı Esad, bugün olduğu gibi dün de diktatördü. "Komşularla Sıfır Sorun" Türkiye'nin öncelikli bir politikası olmaktan maalesef çıktı. Politikanın başlangıçtan itibaren ihtiva ettiği yapısal zayıflıklar ve mevcut bölgesel konjonktür sebebiyle, bu politikanın ne tamir, ne tadil ne de tevil edilecek bir tarafı kalmıştır. Bu durumun temel sebebi, Türkiye'nin kendi dış politikasını oluştururken değerler-çıkarlar dengesini çok iyi formüle edememiş oluşudur. Suriye krizinden çıkartılacak stratejik ders, bütün zamanlar ve mekânlarda geçerli "sihirli" dış politika teorilerinin olmadığıdır. Türkiye'nin aktif olmakla, "her işe karışmak" arasındaki nüansın ayırdına vararak, değerler-çıkarlar ikilemini önce kendi dış politika karar alıcılarının zihinlerinde gidermesi gerekir. Türkiye'nin bölgedeki asıl gücünün bizzat kendisinden kaynaklandığı, müttefiklerimizin ihtiyaç duyduğumuz anlarda yanımızda olmamayı tercih edebilecekleri gerçeği artık görülmelidir. Yakın zamana kadar Türkiye'nin "sert güç" değil, "yumuşak güç" olduğunu, Türkiye'nin Orta Doğu'daki yükselişini ticaret, kültürel faaliyetler, medya ilişkileri gibi yumuşak güç unsurlarına bağlayanlar, Suriye kriziyle birlikte bu defa daTürkiye'nin "akıllı güç" olduğundan bahsetmeye başlamışlardır. Türkiye'nin Suriye sınırına asker kaydırdığı bir dönemde "yumuşak gücüz" demenin ne kadar anlamsız olduğundan hareketle yapılan bu "akıllı güç" manevrası, çok yakın zamana kadar sıkça dile getirilen "Soğuk Savaş şartlarının artık geride kaldığı", "Türkiye'nin bir cephe ülkesi olmadığı" dolayısıyla "sert güç" olarak nitelendirilemeyeceği şeklindeki görüşleri de geçersiz kılmıştır. Arap Baharı başladığında, Türkiye'nin bu yeni dönemden zarar görmeden çıkması için politikalarını gözden geçirmesinin gerekli olduğunu bu köşede defalarca yazmıştım. Gündelik gelişmelerin hızı sağlıklı bir politika oluşturulmasını engelledi. Türkiye, "düzen kurucu" olmayı istediği Orta Doğu coğrafyasında, herhangi bir provokasyonla savaşa çekilebilecek bir ülke gibi algılanmaya başladı. Türkiye'nin bölgedeki nüfuzunun artmasını istemeyenler, Türkiye'nin hata yapmasını dört gözle bekliyorlar. Düşmanlarını sevindirmemek için Türkiye'nin dış politika önceliklerini, bu defa gerçekçi şekilde, yeniden belirlemesi gerekmektedir. Bu yapılırken, Türkiye'nin kendi demokratikleşme sürecinin, dış gelişmeler karşısında ne kadar hassas olabileceği de akılda tutulmalıdır.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT