BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > İşgal edilmiş ülke hastalığı

İşgal edilmiş ülke hastalığı

Bir Alman, imar oyunu ile para kazanmayı akıl edemez. Aklına bile gelmez. İmar oyunu nedir? Mevcut plana göre en fazla beş kat ve mesela 10.000 metrekare inşaat yapılabilecek bir araziyi satın alıp bir müddet sonra imar planını değiştirerek inşaat hakkını iki katına çıkarmaktır.



Bir Alman, imar oyunu ile para kazanmayı akıl edemez. Aklına bile gelmez. İmar oyunu nedir? Mevcut plana göre en fazla beş kat ve mesela 10.000 metrekare inşaat yapılabilecek bir araziyi satın alıp bir müddet sonra imar planını değiştirerek inşaat hakkını iki katına çıkarmaktır. Yeşil alanı imara açmaktır. İmara açık bir alanı yeşil alan ilan etmektir. (Eskiden yaygındı) Neticede bu da bir sahtekârlıktır. Ama kamu vicdanı bunu sahtekârlık olarak görmez. İşbitiricilik, der. İşini uyduranın hakkıymış gibi görür. Bu ülkede gecekondu da yadırganmaz, gecekonducuların zengin olması da. Bu tarz sahtekârlıklara meylin sebepleri üzerinde pek durulmaz. Hep düzenden söz edilir. Başıboşluktan dert yanılır. Oysa en önemli sebeplerden biri örtülü diktatörlüktür. Rejimi birdenbire değişen ya da değiştirilen ülke vatandaşları iki kişilikli oluyor. Bir göstermelik resmî yüzü ve doğruları.. Bir de özel hayatındaki doğruları.. Maliye için düzenlediği defterle fiili defteri arasındaki fark gibi. Rejimin doğruları ve varsa ahlakı ile özel hayatındaki ahlakı birbiri ile örtüşmüyor. Çift kişilik ikinci üçüncü nesilde sahtekârlığa dönüşüyor. İnsanlar resmî hayatındaki sahtekârlığı özel hayatında da devam ettirir hale geliyor. Fırsat bulursa kamu malını, kaynağını, imkânlarını talan etmeyi vicdanen rahatsız edici bulmuyor. Yakalanana ahlaksız gözüyle bakmıyor. Birinin ya da diğerlerinin malını çalmış, hakkını yemiş gibi görmüyor. Onun şuuraltında bu zaten sahipsiz bir mal.. Hatta sahipsizliğin ötesinde 50 sene 100 sene önce gasbedilmiş bir mal... ... 10 kişi bir araya gelerek bir sandık oluştursa her ay belli bir miktar para ödese, sonra bu para, konulan kurallara göre harcansa.. ama içlerinden biri kural ihlali yapsa, hak etmediği parayı alsa o adama o saatten sonra kötü gözle bakılır. On kişi on milyon kişi olunca toplanan parayı çarçur edenlere aynı gözle bakılmıyor. Çünkü adam o kuralları, o düzeni, o doğruları benimsemiyor. Rahatsızlık da duymuyor. Alışkanlık haline gelince hastalık özel hayatlara kaymış oluyor. Irak’ta Amerikan işgal kuvvetleri bir düzen kurup işletmeye devam etseydi, Irak halkı önce korkudan o düzene uyuyormuş gibi yapardı. Aradan yıllar geçtikçe ve fırsat buldukça kamu ile ilgili ne varsa işgal kuvvetinin uzantısı gibi gördüğü için tırtıklamaya başlardı. İkinci ve üçüncü nesilden sonra bu tırtıklama hastalığı sahtekârlığa dönüşürdü. Artık genetik bir hâl alırdı. Burada soru şu: Bu müstemleke hastalığı, işgal edilmiş ülke hastalığı olduğu halde bize nasıl sirayet etmiş?
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT