BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Mâbedsiz üniversite

Mâbedsiz üniversite

Bugün acaba kaç kişi, Osman Yüksel Serdengeçti diye bir isimden haberdardır? Bilmesi icap eden çevrelerde bile soranı hayrete düşürecek neticeler alınabilir. Kimse şaşırmasın. Bilinmesi gereken yerli insanlar, hep yabancı muamelesi görerek nisyana terk edilmiştir. Bu sebeple bilinmezler.



Bugün acaba kaç kişi, Osman Yüksel Serdengeçti diye bir isimden haberdardır? Bilmesi icap eden çevrelerde bile soranı hayrete düşürecek neticeler alınabilir. Kimse şaşırmasın. Bilinmesi gereken yerli insanlar, hep yabancı muamelesi görerek nisyana terk edilmiştir. Bu sebeple bilinmezler. Halbuki şu günler uğruna zındanla bedel ödemiş kahramanlardan biri de Osman Yüksel Serdengeçti'dir. Sade, davası uğruna tavizsiz bir çile adamı. O'nun en meşhur eserinin ismi "Mâbedsiz Şehir"dir. "Mâbedsiz Şehir" diye hicvettiği Ankara'ydı. Ankara, bir zamanlar mâbedsiz, fakat tapınaklı şehirdi. Şimdi ise kalem gibi minareler, Ankara ufkunda da günde beş vakit tekbire durmakta. Darısı üniversitelerimizin başına... Niğde Üniversitesi Camiî'nin açılışında Diyanet İşleri Başkanımız muhterem Mehmet Görmez, rüya gibi bir haber verdi. Diyanet, üniversitelerimize cami yapıyormuş. 38 üniversite külliyesinde inşaat devam etmekteymiş. Üç cami ibadete açılmış, Niğde dördüncüsüymüş. Başkan, bunu anlatırken batının Oxford gibi, Cambridge gibi dünyaca ünlü üniversitelerine atıfta bulunmakta. 'Buralarda en gözde yerlere kiliseler yapılmıştır, bütün kapılar kiliseye açılır.' Prof. Görmez, sözlerini "mâbedsiz üniversite kalmasın!" temennisiyle bitirmekte. İsmi ile müsemma Osman Yüksel Serdengeçti merhumu, "amin" denmesi gereken bu konuşmayla bir kere daha hatırlamış olduk. Muhterem Başkanla hakkı geçen herkesi evvela cân-u gönülden tebrik ediyoruz. Bu açılış olmasaydı projeyi hâlâ işitmemiş olacaktık. Bu teşebbüs, asrın en hayırlı hizmetlerindendir. Gençliğin mâneviyatını kurtarmadaki büyük hamlelerden biridir. Nereden nereye geldik? Sadece başkent Ankara değil, üniversite de mâbedsizdi. İstanbul'da kapalı olan sadece Fener Patrikhanesi'nin kapısı değildi. İstanbul Üniversitesi'nin Süleymaniye Kapısı da kapalıydı. Burada kimse asılmamıştı, fakat korku oydu ki talebe Süleymaniye'ye namaza gider. Ne var ki bu cinayete eş faciayı işleyen sözde akademik kadroların hayranlıkla andıkları Avrupa üniversiteleri, külliyelerinde kiliseler yükseltiyorlardı. Dahasını söyleyelim. Türkiye'de gençlerin girmek için can attıkları Amerikan üniversiteleri ile varlıklı vatandaşlarımızın sağlıkları için koştukları Amerikan hastaneleri kilisenin malıdır. Mehmet Görmez, hizmeti vatandaşlarla el ve gönül birliği yaparak gerçekleştirdiklerini ifade etmekte. Özel üniversiteler de harekete geçmelidir. Vatandaş vakıf üniversitelerine de yardımcı olabilir ama bu çok şık düşmez. Yukarıda 'darısı üniversitelerimizin başına!' dedik. Çok şükür o rüya hakikat olmakta. Mâbedsiz üniversite fukaralığından kurtuluyoruz. Öyle ise temennimizi şöyle değiştirelim: -Darısı kışlalarımızın başına! "Her Üniversiteye Bir Cami" projesinden hareketle artık şunu enine-boyuna konuşmalıyız? İmam Hatipler, ihtisas kurumları haline getirilerek Diyanet'e devredilse nasıl olur?
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT