BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Duygular işin içine girince...

Duygular işin içine girince...

Ferhat bir müddet sessiz kalıp düşündükten sonra tane tane konuştu: - Aslında haklı çocuk, zamana ihtiyacı var. Kim bilir nasıl bir kasırga yaşadığı. Şimdi kendisini aldatılmış, kandırılmış, kimsesiz hissediyor. Mutlaka birilerine bir tepki koymak zorunda.



Ferhat bir müddet sessiz kalıp düşündükten sonra tane tane konuştu: - Aslında haklı çocuk, zamana ihtiyacı var. Kim bilir nasıl bir kasırga yaşadığı. Şimdi kendisini aldatılmış, kandırılmış, kimsesiz hissediyor. Mutlaka birilerine bir tepki koymak zorunda. Öyle rahatlayacak. Gülümsedi kız kardeşine: - Kız, sen insan psikolojisini çok iyi bilirdin. Bakıyorum, duygular işin içine girince... İclal utanmıştı, itiraz etti hemen: - Aaaa, saçmalama lütfen, ne alakası var! Ben o iki yaşlı insana acıyorum, o kadar berbat bir durumdalar ki, ömür boyu kaybettiklerini düşünüyorlar oğullarını... Ferhat hemen ciddileşti: - Yok canım daha neler! Bence gidip bir görmek istediği şeyleri görsün bu delikanlı. Hakkari’ye, asıl annesine mi gidecek, doğduğu yerleri mi görecek, bir keşif yapmalı... Ancak o zaman rahatlar... Genç kız onu tasdik etti başıyla. Sustular ikisi de. Sonunda İclal kıpırdandı olduğu yerde: - Ben... Ben bir şey soracağım sana! Güldü Ferhat, kardeşinin bu hali her zaman hoşuna gitmişti. Masum, çaresiz yardım bekleyen tavrı hep sevimli gelmişti genç avukata. Muzip bir tavırla cevap verdi: - Sor bakalım, kıvranıyorsun zaten... İclal yutkundu: - Ya ben... ben ne yapmalıyım bu durumda? Yani yardımcı olmak istiyorum, Oktay’ın yanında olmak istiyorum ama bu olaydan beri aramızda sanki duvarlar var gibi. Hep tedirgin, ben de öyleyim. Onun düşüncelerini tasvip etmiyorum, doğruyu yapsın istiyorum. Ama... Ferhat arkasına yaslandı. Bardağındaki son yudumu da içti. - Desene mesele ciddi... Yapacak neyin var bir bakalım... Bir kere o genci biraz kendi haline bırakmalısınız. Sen de ailesi de... Şöyle bir kafasını toparlasın. Akıllı bir insansa Hanya’yı, Konya’yı anlar zaten... Sana gelince, çok acelecisin. Ayrıca kendi doğrularını başkalarına empoze etmen yanlış. Sana doğru gelen ona gelmeyebilir. Birliktelik işte böyle bir durumda ortak bir nokta bulmaktır. Bırak herkes kendi şahsiyetini bulsun. Sen de dahil. Ayrıca bırak duygularını rahat yaşasın insanlar. Herkes senin hissettiklerini hissetmek zorunda değil. O zaman ne tuhaf bir dünya olurdu değil mi? Genç kız minnetle baktı ağabeyine. Onun söylemek istediklerini çok iyi anlamıştı. Başını salladı keyifle: - Haklısın ağabey... Çok bencilce düşünmüştüm ben... - O zaman biraz da başkalarının açısından düşün bakalım. Saatine baktı, vakit bayağı olmuştu, telaşla kalktı koltuğundan: - Oooo, Ece beni yer bitirir inan ki. Saat kaç olmuş baksana. Akşama söz verdim ona, kebapçıya götüreceğim... Annemlere selam söyle, bir dahaki sefere görürüm artık onları... Pardösüsünü giyip kardeşini alnından öptü. Her seferinde böyle vedalaşırdı: - Hoşça kal... Seni ararım telefonla. Oktay’a da selam söyle, canını sıkmasın. İclal biraz olsun ferahlamıştı. Zaten ne zaman ağabeyiyle konuşsa, içinden çıkamadığı durumlar için yardım istese sonuç böyle olur, meseleye daha aydınlık, daha akılcı, daha basit bakmaya başlardı. Haklıydı Ferhat... Biraz kendi halinde kalmalıydı Oktay. Aslında defalarca Perihan hanıma, Doğan beye de söylediği buydu İclal’in. Ama delikanlıyla birebir kalınca bunu önce kendisi kabul etmemiş, onun yaşaması gereken duygularını yönlendirmek istemişti. - Yanlış yaptım ve iyi ki bu yanlışı çabuk fark ettim... diye söylendi. Mutfağa doğru yürüdü ağabeyinin meyve bardağını alarak. Tam o sırada aradı Oktay. Sesi heyecanlıydı: - İclal, ben bu gece gidiyorum. Hakkari’ye... DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT