BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Olmayan kârın vergisi ve dağıtımı

Olmayan kârın vergisi ve dağıtımı

Kurumlar vergisi mükellefleri, kazançlarından normal olarak Nisan ayında kurumlar vergisi beyannamesi verirler ve sonra üç taksitte bu vergilerini öderler.



Kurumlar vergisi mükellefleri, kazançlarından normal olarak Nisan ayında kurumlar vergisi beyannamesi verirler ve sonra üç taksitte bu vergilerini öderler. Bu mükellefler daha sonra, ortaklarının elde edecekleri kâr paylarının gelir vergisine mahsuben gelir vergisi stopajı yaparlar ve öderler. Ancak bu stopajın yapılma zamanı ve ödenme şekli, kurumun kâr dağıtım zamanına ve istisna kazançları olup olmadığına göre değişir. Bu nedenle stopajın yapılma zamanı ve ödenme süresi, her kurum için aynı değildir. Kurumların kazançlarından vergi ödemeleri için, normal olarak, söz konusu kazancı elde etmiş olmaları gerekir. Doğal olarak, elde edilmeyen, hak kazanılmayan kazancın vergisi de olmaz. Olmayan kazancın vergisi, ancak sermayeden ödenebilir. Oysa kurumlar vergisinin amacı, şirketlerin varlıklarını, sermayelerini vergilemek değil, onların gelirlerini vergilemektir. İlkeler ve kurallar yukarıdaki gibi olmakla birlikte, kurumların mevduat faizi ve menkul kıymet gelirlerinde işler biraz karışmakta, kurallar biraz amaçlarından sapmaktadır. Vergi Usul Kanunu’nun 279. maddesine göre kurumlar, hazine bonosu, devlet veya özel sektör tahvili gibi ellerindeki menkul kıymetlerin bilanço tarihine kadar işlemiş faiz gelirlerini, gelir olarak yazmak ve vergisini ödemek zorundadırlar. Maliye Bakanlığı’nın yayınladığı 67 no’lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğine göre de kurumlar, vadeli mevduatlarının bilanço tarihine kadar işlemiş faiz gelirlerini, gelir olarak yazmak ve vergisini ödemek zorundadırlar. Oysa bu faiz gelirleri henüz elde edilmemiştir. İşletmeye girmemiştir. İşletmenin bu geliri ile, herhangi bir mal alması veya borcunu, hatta vergi borcunu dahi ödeyebilmesi söz konusu değildir. Kurumlar bu gelirlerini, yıllık gelirlerine eklediğinde, kâr büyümektedir. Hatta bu olmayan kâr, neticede kâr dağıtım tablosuna da yansıdığı için, hissedarlara da dağıtılmaktadır. Bu sonuç, hem vergi kanunlarının hem de Sermaye Piyasası Kurulu düzenlemelerinin öngördüğü bir sonuçtur. Söylediklerimize iki örnek verelim. Birinci örnekte, (X) A.Ş. 1 Temmuz 1999 günü % 40 faizli ve bir yıl vadeli Devlet Tahvilinden 10 milyar liralık satın almış olsun. 31.12.1999 bilançosunu hazırlarken, açıkladığımız kurallara göre, bu kağıttan elde edeceği faizin 6 aylık kısmını, yani 2 milyar lirayı gelir yazacaktır. Bu gelirinden Nisan ayından vergi ödedikten sonra, geri kalan kârını dağıtabilecektir. Mayısta kâr dağıtan bu Şirket, gerçekte, dağıttığı kazancı, dağıtımdan yaklaşık iki ay sonra elde edecektir. İkinci örneğimiz, daha da ilginçtir. Ahmet Bey’in, 1 Temmuz günü 5 milyar sermaye ile bir anonim şirket kurduğunu, fakat piyasaya ilişkin beklentilerinin istediği gibi olmaması sebebiyle, şirketinin sermayesini % 50 faizle bir yıllık vadeli mevduata yatırdığını düşünelim. Ahmet Bey de, 31.12.1999 tarihinde, işlemiş faizin 1.250.000.000 lirasını kâr (gelir) olarak yazacaktır. Ahmet Bey, şirketinin bu gelirinin vergisinin 1. taksidini Nisan ayında ödeyecektir. Oysa, Şirketin geliri yoktur. Geliri olmadığı gibi, vergiyi ödeyecek parası da yoktur. Ahmet Bey, bu vergiyi ödeyebilmek için, vadeli mevduatını bozacaktır. Vade bozulduğunda ise, alınacak faiz vadesiz mevduat faizi olacaktır ve oranı yaklaşık % 5’e düşecektir. Bu defa, kâr yazdığı geliri de elde edemeyecektir. Görüldüğü gibi, elde edilmemiş geliri vergilemek, her zaman adil sonuçlar doğurmamakta, gelirden ziyade sermayeyi vergilemeye yönelmektedir. Bu adaletsizliğin bir an önce giderilmesi, adil vergileme ilkelerinin vergi mevzuatına yansıtılması zorunludur. Zaten ek vergilerle çok ağır bir vergi yükü altına girmiş bulunan kurumları, bir de böyle adaletsizliklerle baş başa bırakmak, hatalı olduğu gibi, ekonomide de ileride içinden çıkılması zor sıkıntılar oluşturacaktır. Kişileri girişimcilikten soğutan bir vergi düzeni yerine, onları teşvik eden bir sistem kurmak, daha akılcı olmaz mı? Vergi Kanunlarımızda bu tür yanılgılı düzenlemelerin sayısı, maalesef sanıldığından çok daha fazladır. Bunların giderilmesi ise, vergi kanunlarının sık sık “reform” sloganlarıyla değiştirilmesi ile mümkün değildir. Olması gereken, vergi mevzuatımızın tümüyle yeniden yazılması, sistemin yeniden oluşturulmasıdır. Kanaatimce, artık bunu yapmanın zamanı geldi. Yeniden mevzuatı oluşturmak, sistemi kurmak, sanıldığı kadar da zor değildir. Ancak yeter ki, günlük düşünmekten vazgeçip, vergi sistem ve politikalarına uzun vadeli bakmaya başlayalım. Faks: 0 212 211 99 52
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT