BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Azer değil Taruh öz değil üvey baba

Azer değil Taruh öz değil üvey baba

Efendimizin ana, baba ve dedeleri zamanlarının ve memleketlerinin en asil, en şerefli, en temiz en cemil insanlarıdır. Ki bunlar arasında Şit, Nuh, Hûd, İdris, İbrahim ve İsmail gibi nebiler (Aleyhisselatü vesselam) vardır. İbrahim Aleyhisselamın babası vefat edince, annesi amcası Azer ile evlenmek zorunda kalır. Üvey babası Azer, put yapıp satmaktadır. Hazret-i İbrahim putları ipe bağlar, burun üstü sürüye sürüye pazara götürür, alaya alır.



Efendimiz’inizinde-3 M. SAİD ARVAS yazıyor said.arvas@tg.com.tr Yeryüzüne 4 kişi hakim olur ki, bunlardan ikisi mümindir, ikisi kâfir... Müminler Süleyman Aleyhisselam ile İskender-i Zülkarneyn, kâfirler ise Nemrud ile Buhtunnasar’dır. Nemrud, saltanatının ilk yıllarında insaflı, adaletli bir hükümdârdır. Her dediği olunca kibre kapılır, ilahlık davasına kalkışır. Boy boy heykellerini yaptırır, sağa sola dağıtır. Ancak bir gece gördüğü rüya neşesini kaçırır. Şöyle ki: “Bir nur parlamış, şavkı ayı, güneşi, yıldızları bastırmıştır. Biri gelip tahtını kaldırmış, onu tepesi üstü yere çalmıştır.” Kahinler müneccimler yakın zamanda doğacak bir çocuktan bahsederler ki, Nemrud’u rezil rüsva edecek, düzenini yıkacaktır. Nemrud derhal kadınları kocalarından ayırır, başlarına memurlar diker, nefes aldırmaz. Gelgelelim İbrahim aleyhisselamın annesi Emile, kocası Taruh’tan (salih bir mümindir) hamile kalmıştır. Oğlunu gizlice doğurur ve bir mağarada saklamayı başarır. Emzirmeye gittiğinde onu bakımlı bulur, parmaklarından yağ, bal, süt ve hurma ezmesi akmaktadır. Bu yüzden çabuk gelişir. Mağaradan kaç yaşında çıktığını bilmiyoruz, ancak bûluğa ermeden rüşde erişir, ilimlerle donatılır. İbrahim Aleyhisselamın babası vefat edince, annesi kaynı Azer ile evlenmek zorunda kalır. Ki bildiğiniz üzere Azer, put yapıp satmaktadır. Amcası ve üvey babası Azer, diğer kardeşlerine verdiği gibi ona da putlar verir, çarşıya gönderir. Hazret-i İbrahim putları ipe bağlar, burnu üstü sürüye sürüye pazara götürür. Kafalarını suya sokar haydi için der alaya alır. Akşam malları olduğu gibi geri getirir. Azer sorar: “Niye satmadın?” -Hem kör, hem sağırlar, bunları kim alsın? İbrahim aleyhisselam gayet yumuşak konuşur, amcası Azer’i zarafetle imana çağırır. Azer ise sertleşir, tehditler yağdırır. Üvey oğlunu yıldırabileceğini sanır. Keldani kavmi, mihrican günlerini şenlikle kutlar. Puthaneye yemekler bırakır, kırlara çıkarlar. Akşam birlikte gelir, tapınır, yemeklerini alıp dağılırlar. Millet kırlarda iken İbrahim aleyhisselam puthaneye girer, yemekleri ağızlarına sokup ‘niye yemiyorsunuz’ diye sorar. Sonra alayını kırar, baltayı en büyük putun boynuna asar. Halk enkâzı görünce feryat figân eder. Ondan şüphelenmektedirler “sen mi yaptın” diye sorarlar. İbrahim (Aleyhisselam) büyük putu işaret eder, “görmüyor musunuz, balta onun boynunda. Kendisine sorsanıza!” - Ama onlar konuşamazlar. - Eğer putlar kendilerini koruyamıyorlarsa sizi nasıl koruyacaklar. Şu aciz hallerine bakın hepsi paramparça... Hazreti İbrahim’i tutar, zindana kapatırlar. Hadise Nemrud’un kulağına gider, emreder: “Getirin bakayım onu bana!” İbrahim Halilullah (16 yaşındadır) huzura girince diğerleri gibi secde yapmaz. Niye diye sorulduğunda “ben Rabbimden başkasının önünde eğilmem” der “zira o öldüren ve diriltendir.” Nemrud kibirli ve ceberuttur. Muhafızlarından iki mahkûm ister, birini bağışlar, diğerinin başını vurur. “Bak biri öldü, biri kaldı. Demek ki ben de öldürüp diriltebiliyorum.” -Benim Rabbim güneşi şarktan doğdurur. Haydi gücün yetiyorsa sen de garptan doğdur. Nemrud çaresiz kalır, asabileşir. “Büyük bir ateş yakın” der, “İbrahim’i içine atın!” Zavallı işte... “Ateş altına n’apsın?” Putperestler günlerce çalışır, dağ gibi odun yığarlar, alevler göklere yükselir, kuşlar uçamaz olurlar. Bu arada şeytan yaşlı biri kılığında gelir ve Nemrud’a akıl verir. “Ateşin dumanı olur, yalazı olur, sakın yaklaşamadık diye vazgeçmeyin, gelin ben size mancınık yapmayı öğreteyim.” Melekler ise Hazreti İbrahim’e gelirler, “Cenâb-ı Hak rüzgârı emrime verdi, ateşi dağıtabilirim” -Sular emrime verildi söndürebilirim. -Toprak emrime verildi yutturabilirim! -Hayır dost ile arama girmeyin. Yanarsam kusurumdandır sabrederim, kurtulursam lütfundandır şükrederim. Bu arada bir serçe su taşır. Sorarlar senin gagandaki katre neye yarar? Ateşi söndüremeyeceğimi ben de biliyorum ama tarafımı belli ediyorum. İbrahim Aleyhisselam mancınığa yerleştirilince “Hasbiyallah ve nîmelvekîl” der. Savrulup havaya yükselmiştir ki Cebrail Aleyhisselam gelir “bir isteğin?” - Var ama senden değil - O zaman Allahü teâlâdan iste. - Rabbime zaten malum, görüyor. Hem ateş kimin emriyle yanıyor? Halil, Celil’in işinden razıdır. Ve emir gelir. “Ey nâr İbrahim’in üzerine serin ve selâmet ol!” İbrahim Aleyhisselam ağlamaya başlar. Melekler sorar “niye ağladın?” Hitap ateşe nasip oldu. O nida bana gelseydi yanmaya razıydım. Sonrası malumunuz... Ateş gül gülistan olur Kuşlar, çiçekler, berrak sular... İmtihan dünyası Nemrud, iki arada bir derede kalmıştır. Bir yanda hakikat, bir yanda saltanat. Vezirleri nazırları (haşa), “O göklerin ilahı ise” derler “yeri de senden soruyorlar.” Nemrud İbrahim Aleyhisselama “senin Rabbin çok büyük” der “onun için 4 bin sığır kurban edeceğim.” - Sen önce dalaleti bırak! - Yapamam, makâm terki kolay mı? Bu açık mucizeye rağmen Keldaniler de inanmaz, aksine buğz ve düşmanlıkları artar. Nemrud adeta yalvarır “senin yüzünden itibarım zedelendi, n’olur git buradan!” O günlerde Hicret emri gelir, yeğeni Lût (Aleyhisselam) ve Amca kızı Sârâ’yı alıp Babil’den çıkar, önce Harran’a gider, sonra Şam’a. Bu arada Babil şehrini bulut bulut sivrisinek sarar, inkârcıları emip kuruturlar. Ufacık bir sinek Nemrud’un burnundan girer ve yol bulur yukarılara. İçeride oynaması yok mu dayanılmaz. Nemrud kafasını tokmaklatmaya başlar. Çekilmez biri olmuştur, hizmetçileri de bıkar. Günün birinde kaldırır tokmağı beynini dağıtırlar. Yeryüzüne hakim 4 hükümdardan biridir oysa. İbrahim Aleyhisselam bilahare Mısır’a geçer. Orada Sinan bin Ulvan adında ahlâksız bir melik vardır. Sârâ’nın hüsn-ü cemâline kapılır. Sahip olmaya kalkar. Zâlim elini uzatınca âzâları tutmaz olur, rengi gider, ağzı köpürür, nefesi tıkanır. Sârâ’ya dokunamadan sârâ nöbeti basar. Melik onlardan pek korkar, Hacer adlı bir köle hediye eder, kendinden uzak tutar. Hacer Saliha bir kızdır, her işinde Allah’ın rızasını arar. Kafile dönüp Filistin’e (Sebu’ya) yerleşir. İbrahim Aleyhisselamın kazdığı kuyudan gür bir su çıkar. Etrafları şehirleşir ama insanlar hırslıdır, sularına da sahip çıkarlar. İbrahim aleyhisselam da Kıst beldesine gidip hayvancılık yapar. Bereketini görür, on iki bin sürüsü (koyun değil sürü) olur. Altına değer vermez, köpeklerine tasma yapar. Cebrail Aleyhisselam bir gün yolcu kılığında gelip sorar “bu sürüler kimin?” -Biz emanetçiyiz, elbette Rabbimin. -Bana satar mısın? -Bir kere Allah de, üçte birini al. Cebrail aleyhisselam üç kere söyler, hepsini verir ona! Kalbi kelime-i tevhidin lezzeti ile hoş olmuştur. “Bir kere daha söyle köle olayım sana.” Cebrail aleyhisselam “bu bir imtihandı” der “malın hayırlı olsun sana!” -Ben Allah için verdiğimi alamam bir daha! Mecburen çiğköfte Urfalılar anlatırlar. O gün yeni evli bir genç, hanımına et bırakmış, akşama köfte yap da yiyelim demiştir. Gelinceğiz eti zırhla çeker, bulgur baharat katar. Tuhaf ama ateş serindir, bir türlü kebap olmaz. Kocasına mahçup düşmek istemez, eti isotla yoğurur, acıyla pişirmeye bakar. Yumruk içinde sıkar, yanına bolca yeşil koyar. Efendisi pek beğenir, eşe dosta da yedirirler, yayılıverir bir anda... HADİS-İ ŞERİF Bir kimse, bu ayda, bir oruçluya iftar verirse, günahları affolur. Hak teâlâ, onu cehennem azabından azat eder. O oruçlunun sevabı kadar, ona sevap verilir. Şehid olmak için dua Her gün yirmi beş defa “Allahümme bârik lî filmevt ve fî-mâ ba'd-el-mevt“ okuyanlar, Duhâ yâni kuşluk namazı kılanlar, her ay üç gün oruç tutanlar, yolculukta da vitr namazını terk etmeyenler, ölüm hastalığında, kırk kere “Lâ ilâhe illâ ente sübhâneke innî küntü min-ez-zâlimîn“ okuyanlar, her gece Yasîn okuyanlar, abdestli olarak yatanlar, devamlı olarak mudârâ edenler yani dini korumak için dünyalık verenler, her sabah veya akşam devamlı olarak üç kere “Eûzü billâhissemî'il'alîmi mineş-şeytanirracîm“ ile (Haşr) sûresinin sonunu okuyanlar “ahıret şehîdi” olurlar. Peygamberimiz buyurdu ki, “Bu duayı okuyan kimse, duayı sabahleyin okursa ve akşama kadar ölürse, şehit derecesine vasıl olarak ölür. Akşamleyin okursa, yine sabaha kadar ölürse, aynı şekilde aynı dereceye ulaşır. Dua şudur: “Allahümme ente rabbî lâilâhe illâ ente halaktenî ve ene abdüke ve ene alâ ahdike ve vaadike mesteta'tü eûzü bike min şerri mâ sana'tü eb-ü leke bi-ni'metike aleyye ve eb-ü bi zenbî fağfirlî zün-bî feinneh- lâ yağfirüzzün-be illâ ente. Lâ ilâhe illâ ente sübhâneke innî küntü minezzâlimîn” Günün yemeği: Çerkez Tavuğu Türk sofralarının en güzel yemeklerinin başında gelir Çerkez Tavuğu, işte hazırlanışı, ve malzemeleri. Malzemeler: 400 gr tavuk flatosu 2 dilim bayat ekmek içi 1 su bardağı dövülmüş ceviz 4 diş sarımsak Yarın bardak su 1 çay bardağı zeytinyağı Tuz, karabiber, kırmızıbiber Hazırlanışı: Ekmekleri önce su ile ıslatıp yumuşatın. Ceviz, sarımsak ve ekmeği rondodan geçirin, boza kıvamına gelinceye kadar gerektiği kadar su ilave edin. Haşlanmış tavuk göğüslerini ince ince didikleyin. Rondoda hazırladığınız karışımı ise tavukların üzerine yayın. Üzerine de; zeytinyağı, tuz, karabiber ve kırmızıbiber dökün. Maydanoz ile süsleyip servis edin. Çerkez Tavuğu, Pratik Çorba ve Gül Tatlısı tariflerini "http://yemekzevki.tv"den izleyebilirsiniz.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 101566
    % 1.76
  • 5.6804
    % -0.1
  • 6.3745
    % -0.15
  • 7.0989
    % 0.44
  • 260.647
    % -0.02
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT