BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > ‘Çile’li yıllar -2-

‘Çile’li yıllar -2-

Necip Fazıl ilk eğitimini, övgüyle ve hayranlıkla bahsettiği büyükbabasından aldı; beş yaşında iken okuma-yazmayı öğrenmişti. Tek erkek evladın tek erkek çocuğu olan Necip Fazıl, ailenin nesebinin devamını sağlayacak kişi olarak üzerine titreniyor ve özellikle de dedesi tarafından şımartıldıkça şımartılıyordu.



Necip Fazıl ilk eğitimini, övgüyle ve hayranlıkla bahsettiği büyükbabasından aldı; beş yaşında iken okuma-yazmayı öğrenmişti. Tek erkek evladın tek erkek çocuğu olan Necip Fazıl, ailenin nesebinin devamını sağlayacak kişi olarak üzerine titreniyor ve özellikle de dedesi tarafından şımartıldıkça şımartılıyordu. İlk acıyı, kendinden bir yaş küçük kız kardeşi Selma'nın ölümü ile yaşadı. Kız çocuğu olması hasebiyle; evin içindeki Selma'nın durumu ile annesininki aynı idi. Soyun devamlılığını sağlayacak Necip'e ne kadar çok ilgi gösteriliyorsa; Selma da o kadar unutuluyor ve kenara itiliyordu. Kız kardeşi ile arasında geçen şu olay, içinde bir ukde olarak kalacak ve yıllar sonra bunu 'Kafa Kâğıdı'nda yazacaktır: "Ağabeyini yeni elbiseler ve pabuçlar alındığı zaman, boynu bükük, uzaktan bakar ve hiç ses çıkarmaz... Ayaklarında (bebe) iskarpinler ve sırtında satrançlı palto... Ona, sanki öleceği biliniyormuş gibi bu ömür yeterlidir, zira kız çocuktur ve büyükbabamın kıymet bareminde kız çocukların değeri düşüktür... Bir gün, elimde büyükbabamdan kopardığım bir lira çeyreği, Selma'nın karşısına dikiliyorum. -Bak elimde ne var? Ve, iki parmağımın arasındaki pırıltılı madeni gösteriyorum. O da bana ısırılmış bir elma uzatıyor ve; -İşte, diyor; bende de bu var! Onu bana ver de, ben de sana bunu vereyim! Biraz ısırdım ama ziyanı yok! Bu masum eda o kadar hoşuma gidiyor ki, hemen lira çeyreğini uzatıp elmayı alıyorum ve kızın, gözleri altında, masum ve mesut bakışını seyrediyorum. Entipüften, hafifçe bir hadise değil mi? Fakat bana öyle dokundu, içime öyle işledi ki. Kızın ölümünden sonra, yıllar boyu hayli dövündüm: -Niçin altını verdim de, elmayı da ona bırakmadım?" Büyükbabası Necip Fazıl'a daha okula gitmeden 'elifba'yı okutur ve gazete ve dergileri takip ettirir. 5-6 yaşlarında abur-cubur romanla tanışır; okudukları arasında 'Para Kuvveti', 'Güzel Prenses', 'Mişel Zevako' ve 'Aleksandr Duma'nın bütün eserleri, 'Şövalye dö Rogesten', 'Lükres Borjiya', 'Güliver' gibi kitaplar vardır. Taşkın ve hırçın halleri ile kabına sığmayan ve ele avuca gelmeyen Necip, ilkokul için önce Fransız Frerler Mektebine verilir; 'papazlar, bana pek tatsız ve haşin geldi' deyip okula alışamaz. Oradan alınıp Amerikan Kolejine yazdırılır. Buradan da yaramazlıklarından ve okuldan kırmalarından dolayı atılır. Bundan sonra Büyükdere'deki Emin Efendi mahalle mektebine verilir. Bir süre sonra da Serasker Rıza Paşa yalısındaki Rehber-i İttihad mektebine başladı. Yatılı olan bu okula da alışamadı; okulun yemeklerini şikayetle buradan da alındı. Bir süre için Büyük Reşit Paşa Numune Mektebine ve seferberlik sebebiyle de Gebze'nin Aydınlı köyündeki köyün ilkmektebine devam etti. Oradan İstanbul'a dönülür. İsviçre'den verem tedavisinden dönen ve öksürükleri yeniden nükseden annesi ile birlikte tebdil-i hava için Heybeliada'ya gönderilir. Zira okuduklarının tesiriyle o da zayıflamış ve süzülmüştü. Orada da okuma tutkusu bütün hızıyla devam etti: "... Oniki yaşıma kadar süren bu ölçüsüz, abur cubur okuma hastalığı bende o hale gelmişti ki, on, onbir yaşıma doğru 'Pol ve Virjini' , 'Graziyella', 'La-Dam-o-Kamelya' ve 'Zavallı Necdet' gibi hissilik ve edebilik iddiasındaki eserlere kadar tırmanan alakam, nihayet hastalığa dönmüş, gecelerimi ve gündüzlerimi bir ağ gibi sarmıştı..."
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT