BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Mutluluğumun şahidi aynam

Mutluluğumun şahidi aynam

“Benim göremediğim bu gönül işlerinin aynaya yansımasını bize ‘ayıp’ diye niteliyorlardı. İyi de, biz çocuk oyunu oynuyorduk, kalp oyunu değil ki!..”



Kaç yaşında olduğumu tam bilmiyordum, kendimi aynada keşfettiğimde. Kırmızı boyalı top şekerleri yalayıp kızaran dilime bakmak, ayna karşısında yaşadığım ilk heyecandı. Hatta bir kısmını dudağıma sürerdim makyaj gibi. Kızarmış dudaklarıma bakarken anlık gülümsemelerimle birlikte gedik dişlerim ortaya çıkardı. Çocukluğumda, hayata dair her şey aynaya yansırdı. Herkes aynada kendi dünyasından bir şeyler görüyordu. Ağabeyim kendince yakışıklılığın sembolü gibiydi. Her zaman cebinde taşıdığı, ince ve sık dişli tarağıyla aynası ayrılmaz bir çiftti. Ablam ise gözlerine sürme çekip yüzüne sürdüğü kremle süslenerek, açığa çıkan güzelliğiyle aynaya nispet ederdi, sivilcelerini görene kadar. “Of ya! Nereden çıkıyor bu sivilceler?” şikâyetini de yine aynaya yapardı. Ayna mahalle arkadaşlarımla neşeli oyunların da malzemesiydi. O yaşlarda neden ayıp olduğunu pek anlamadığım ayna tutma oyununu annemden gizli oynardım. Anneme yakalanma korkusu bu oyunu daha da cazip kılardı. Duvarlardaki ayna yansımasını yakalamaya çalışmak, hayalin peşinden koşmak gibi bir şeydi... Bir gün duvardaki ayna yansımasını yakalamak için koşarken ansızın annem karşıma çıkıverdi. -Seni utanmaz! Ben sana aynayla oynamayacaksın demedim mi? Kendimi aklamak adına dedim ki: -Ama ağabeyim de ablam da aynaya bakıyorlar. Ona da ayna tutuyorlar... -Ne? Ayna mı tutuyorlar? Kim tutuyor? Hacer! Çabuk buraya gel. Eyvah! Kendimi savunmak adına ablama iftira atmıştım farkında olmadan. Ablam da sinirlenmişti bu duruma onun azar işitmesine sebep olduğum için. -Ben yanlış söyledim, aslında ablama ayna tutmuyorlar, ablam sadece aynaya bakıyor... Büyük bir ümitle kendimi ve kulağımı kurtaracak cümleleri arka arkaya sıralıyordum. Bir süre çekilip bükülen kulaklarım da şeker yalamış dilimin kırmızısına bürünmüştü. Dilimin ve dudağımın kırmızısına bakmak çok güzeldi ama kulaklarımın renk değişikliği bana hiç yakışmamıştı:) İki kulağım da aynadan dolayı neredeyse duymayacaktı. Aynaya yansıyan bu hassasiyeti, bir çocuk olarak benim görmem pek mümkün değildi. Derler ki bir sevdalı gönül ayna tutarak sevdasını dile getirirmiş. Yani eskiden sevdalara bir bakıma aracılık edermiş aynalar. Benim göremediğim bu gönül işlerinin aynaya yansımasını bize “ayıp” diye niteliyorlardı. İyi de, biz çocuk oyunu oynuyorduk, kalp oyunu değil ki! Çocukluğumdan beri çok sevdiğim ve her anımı paylaştığım ayna, gelin olduğumda benimle gelen tek dostumdu... Sevgi Korkusuz-İstanbul > Yazışma adresi: Türkiye Gazetesi İhlas Medya Plaza 29 Ekim Caddesi, 34197 Yenibosna/İstanbul Faks: (0212) 454 31 00
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT