BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Fakir Erdoğan

Fakir Erdoğan

Mimar Sinan Camîi'nin yapılmasına karşı çıkan bir köşe yazarı, "Recep Sultan camisini de yaptırdı" diyormuş. Başbakan, misafir olduğu bir televizyon sohbetinde bu yakıştırma kendisine hatırlatılınca "sultan değil, fakirim" dedi.



Mimar Sinan Camîi'nin yapılmasına karşı çıkan bir köşe yazarı, "Recep Sultan camisini de yaptırdı" diyormuş. Başbakan, misafir olduğu bir televizyon sohbetinde bu yakıştırma kendisine hatırlatılınca "sultan değil, fakirim" dedi. Başlıklara çıkan bu "sultan değil, fakirim" cümlesi yüzünden eli kalem tutan bazı kimseler dahil çok kimse ileri-geri konuşmakta. Onlar, Başbakanın 'yoksulum' dediğini zannetmekteler. Muhtemeldir ki şu ramazan berraklığında günaha giren çok oldu. Şükür ki hepimiz, ülkemizin kalkınmasıyla övünmekteyiz. Ne var ki maddî, ekonomik kalkınma olurken mânevî, kültürel kalkınma yerinde saymakta. Nitekim bizzat sayın Başbakan da aynı programda köprü, yol, cami düşmanlarına işaret ederken bunların selatin camileriyle cum'a camilerini karıştırmalarına atıfta bulundu. Fakir, Fakr kökünden gelir. Şanlı Resul-sallallahü aleyhi ve sellem- "fakrim, fahrimdir" buyurmuşlardır. "Fakrimle övünürüm" demektir. Buradaki fakr, yoksulluk değil, her zaman, mekân ve işde Allahü teâlâya muhtaçlık, onun af ve merhametine sığınma demektir. Bizim ilim, irfan ve medeniyetimizde 'ben' demek yerine daha ziyade 'biz' veya 'fakir' denegelmiştir. Ben de tek başına değil bendeniz olarak ifade edilmiştir. Bu itibarla fakir, burada birinci tekil kişiye işaret eden bir zamirdir. Fakirin diğer mânâsı zekât miktarı mala malik olmayan yoksul demektir. Ne yazık ki çok kimse, Başbakanın sözünden bu sonuncuyu anlamaktadır. Recep Tayyip Erdoğan, bir aile, tasavvuf, mektep ve medeniyet terbiyesinden gelmektedir. O âlemin tevazu ikliminde ben ben diye övünmek yoktur. Başbakan o programda kendisine "sultanlık" yakıştıranlara 'biz, sultan değil, fakiriz demiş' oldu. Yani biz, her ân, her işimizde yüce Allah'a muhtaç bir faniyiz dedi. Kısacası "estağfirullah" diye suale mukabele etti. "Bu abdi acizin sultanlıkla, padişahlıkla ne alakası olabilir?" de diyebilirdi. Fakir, hakir, abd-i aciz... gibi sözler, konuşmaların taşıyıcı unsurlarıydı. Bir kültür, harfinden, lisanından başlayarak dört bir yandan çökertilince tabiatiyle mefhumlar da yıldızlara hicret etmekte. Bülbül ötüşünün yerini karga sesleri almakta. Bu kelimeler ve benzerleri, devletten yardım alan tiyatrolarda yıllar boyu istihza mevzuu oldu. "Âlimin ölümü, âlemin ölümüdür". Sevgili Peygamberimizin bu yüksek sözlerinden hareketle şöyle denebilir. "İlmin ölümü, medeniyetin ölümüdür". Başbakanı icraat yapıyor, kendisine bir sütun teslim edilmiş insan, o icraatı tarif edemiyor, konuşuyor, sözü yanlış anlaşılıyor. Hâdisenin körler çarşısında ayna satmaya dönmemesi için... Tayyip Bey, lütfen, Londra'ya giden sporculara verildiği kadar olsun ilim, irfan, kültüre de değer ve destek verilmesi veya verilen değer ve desteğin hak eden adresleri bulması ve verimli olması için tedbirler alınması zımnında gerekli talimatları verip takip ediniz. Yoksa bir zaman sonra "amca siz hangi dilde konuşuyorsunuz?" diyen gençler de görebilirsiniz. Daha kötüsü, 'Başbakan, Arapça konuşuyor!' diyen fukara muharrirler de okuma azabı da yaşayabilirsiniz. Ve's selam...
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT