BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kuzeyin Beyaz Ülkesi FİNLANDİYA-2-

Kuzeyin Beyaz Ülkesi FİNLANDİYA-2-

Tuna’yı karşılıklı olarak iki kere aştık. “Bir yaz günü geçtik Tuna’dan kafilelerle.” Kafilelerle değildik. Lakin, ecdadın, evliyanın, ulemanın, şühedanın, bu toprak yerlilerinin pak ervahı herhalde bizimle beraberdi. Bir arefe gecesi, bir bayram sabahı cennet kabirlerinden doğrulup gelmiş gibiydiler.



Akdeniz akşamları Bu, Finli Müslümanlarla bayram namazında aynı safları paylaşamamak demekti...“Sizi otelde misafir edeceğiz; sabah gideceksiniz” dediler. “Siz” dedikleri, biz ve biri bebek arabasında olmak üzere üç küçük çocuğu ile Finli bir hanımdı. Bu hanım Türkiye’den evliymiş. Ülkesini ziyarete gidiyormuş. Kadın son derece rahattı. Belli ki alışmıştı. Nihayet bir gece kalacaktık. Kusur, Macarların kendi hava yollarından ileri gelmişti. Buna rağmen vize işlemi inanılmaz derecede yorucu oldu. Önümüze kattıkları bir gençle kattan kata inip çıkıyorduk. Fotoğraf çekilmeler, evrak doldurmalar vs. tam iki saat sürdü. Sanki bir gece değil de bir ömür kalacaktık... Budapeşte gecesi Bunlar olurken, Yakup Yılmaz’ı cep telefonundan arayarak bilgi verdik. Meğerse o da bizi almak için havaalanı yolundaymış. Bir de İstanbul’u arayarak, gazetenin dış haberlerinden Macaristan’daki dostumuz Mehmet Başaran’ın telefonunu aldık. Mehmet Başaran’a durumu anlatıp, Mercury Buda Oteli’ne gideceğimizi haber verdik. Mehmet, o kendine has ataklıkla hemen oraya hareket edeceğini söyledi. Gerçekten otele vardığımızda arkadaşımız oradaydı. Yalnız gelmemişti. Dört yaşlarındaki oğlu Levent de yanındaydı. Sarı düz saçlı Levent, babasının dediklerine, o çocukça sevimliliği ile Macarca olarak hep “nayn” diyordu. Mehmet’se ona “ses veriyordu; “Akdeniiiz akşamlaarı...” Ne ilginç; bir Budapeşte akşamında, Akdeniz akşamlarının hasretini çekmek. Ah Akdeniz; ah, Türk’ün gölü! Şimdi o gölde bir küçük adadan öte başka bir şey olmaması gereken Kıbrıs’ın yarısında kalakalmışız. Hiç hesapta yokken Kurban Bayramı yazısını Budapeşte’de yazmak nasip oldu. İstanbul’dan gelirken yol boyunca okuduğumuz bazı gazetelerimizdeki bazı yazarların, Kurbana dair dedikleri çekilir gibi değildi. Bir yazar, içinden çıktığı milletin halis değerlerine bu kadar yabancı olamaz, olmamalı. Onlarsa yabancılık bir tarafa nerede ise düşmanlar. Halbuki yazar, kin değil sevgi aşılamak zorunda. Belki de bu yazı dizisini bugüne kadar kaleme almamamızdaki meçhul amil de bu tesbiti yapabilmek için. İrademizi aşan bir güç, “bir ân evvel yazmak” maksadıyla olanca gayreti sarf etmemize rağmen sanki bize müsaade etmedi. Evet; “Avrupa hava trafiğinin müsait olmaması” sebebi ile Budapeşte’de aktarma yapacağımız uçağı kaçırmıştık. Fakat bu zahiri sebep, eskilerin o hoş deyimi ile “Allahu âlem” Gül Baba, bizi bir gece misafir etmeden bir yere bırakmamıştı. Uçağımız Macaristan hava sahasına girip de Budapeşte görününce, bu toprakların gazi, şehîd, asker ve evliyasını minnetle anıp onlara âcizâne okumaya çalıştık. O gece ve ertesi gün Tuna’yı karşılıklı olarak iki kere aştık. “Bir yaz günü geçtik Tuna’dan kafilelerle” Kafilelerle değildik. Lakin, ecdadın, evliyanın, ulemanın, şühedanın, bu toprak yerlilerinin pak ervahı herhalde bizimle beraberdi. Bir arefe gecesi, bir bayram sabahı cennet kabirlerinden doğrulup gelmiş gibiydiler. Macarlar bizi bir kere daha şaşırttı. Onlara “akraba millet” diyoruz. Yoksa akraba değil de bir millet miyiz? Buğday benizlileri de sarışınları da bizimkilere şaşırtıcı derecede benziyor. Öylesi bir benzerlik ki hayret etmemek mümkün değil. O kadar ki bazılarının yüzüne bakınca “dedelerinden biri muhakkak Osmanlıdır” diye düşünmeden edemiyorsunuz. Saat 16.00’da Helsinki’ye indik. Bizi karşılayacak olan Fin-Türk Derneği Başkanı Yakup Yılmaz’ı daha evvel hiç görmediğimiz gibi, resmini de bilmiyorduk. Buna rağmen gümrük işlemleri bitip de dışarıya çıktığımızda bir direğe dayanmış siyah dalgalı saçlı, kaytan bıyıklı ve ayağının birini yarım toplayarak diğer dizi üzerinde dikilen gencin, davet sahibimiz olduğunu hemen anladık. ¥ Devam edecek
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT