BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Canım Kâbe varsam sana Yüzüm gözüm sürsem sana

Canım Kâbe varsam sana Yüzüm gözüm sürsem sana

Kuraya göre Abd-u Menaf ve Zühreoğulları Kâbe’nin cephe ve kapı tarafını, Abuddar, Esed ve Adiyoğulları Hatim ve Hicr tarafını, Sehm, Cuman ve Amiroğulları Yemen ciheti ile Hacer-ül esved köşesini bina edeceklerdir. Duvar Hacer-ül esved hizasına ulaşınca ortalık karışır, her kabile nurlu taşı yerine koyma şerefinin kendilerine ait olduğunu iddia eder, diğerlerini yok sayarlar. Öyle ki Abuddaroğulları içi kanla dolu bir çanak getirir, ellerini daldırırlar.



Efendimiz’inizinde-11 M. SAİD ARVAS yazıyor msarvas@ihlas.net.tr Âdem Aleyhisselam ile Havva Validemiz Mekke’ye varınca Hak Teâlâ Beyt-i mâmuru gönderir. Bu beyt bilahare semaya kaldırılır. Âdem Aleyhisselam meleklerle birlikte Beyt-i şerifin inşasında çalışır. Elbette Beyt-i mamur gibi cevahir değildir, kul yapısıdır, taştan topraktandır. Bir rivayete göre Şit aleyhisselam da Kâbe-i şerifi yapar. Kâbe Nuh Aleyhisselam devrinde yaşanan tufan ile kaybolur. Hazret-i İbrahim ve oğlu Hazret-i İsmail yerini bulur ve sil baştan bina ederler. Ardından Amalika taifesi sonra Cürhümîler... Ve sıra gelir Kureyşlilere Ki işte bugün onu anlatacağız sizlere. * Hazret-i İbrahim’in bina ettiği Kâbe 9 arşın yüksekliğindedir. Bir arşın 24 parmak olduğuna göre demek ki 6 metreden biraz fazla... Taşlar birbiri üzerine dizilmiştir harç ve çamur kullanılmaz. Tavanı da bulunmaz. Efendimizin dedelerinden Kusayy, Kâbe’nin duvarlarını yeniden örer, devm ağacı ve soyulmuş hurma dallarıyla bir tavan yapar. Gelgelelim buhurdanlıkta ud-i Hindi (öd ağacı) yakan bir kadın duman yayayım derken Kâbe örtülerini tutuşturur, alevler tavanı sarar, duvarlar yer yer çatlar. Mekke sık yağmur alan bir yer değildir ama yağdı mı da iyi yağar. Dağlardan seller kopar, tuttuğunu önüne katar. Kâbe dahi bir kaç kez su baskınına uğrar. Duvarların sağlamlaştırılması lazımdır, yoksa Allah muhafaza! Kureyşliler Kâbe-i şerifi sil baştan yapmak ister, lâkin yıkmaktan çekinirler. Öyle ya gazaba uğrarlar mı acaba? O günlerde bir Bizans gemisi Cidde civarlarından kayalıklara çarpar. Yükü kereste demir ve beyaz taştır. Yakum adlı Rum mimar bunlarla Habeş’te kilise yapacaktır. Kureyşliler parçalanan geminin kerestelerini satın alır, Yakum’la el sıkışırlar. Mekke’de Gıbti bir marangoz vardır onunla da anlaşırlar. Bütün kabileleri inşaata katılmak ister. Kargaşa olmasın diye kura çekerler, herkes kendi alanına koşar, bir yarıştır başlar! Buna göre Abd-u Menaf ve Zühreoğulları Kâbe’nin cephe ve kapı tarafını, Abuddar, Esed ve Adiyoğulları Hatim ve Hicr tarafını, Sehm, Cuman ve Amiroğulları Yemen ciheti ile Hacer-ül esved köşesini bina edeceklerdir. Ancak o günlerde Kâbe-i şerife gelen hediyelerin saklandığı kuyuya büyük bir yılan yerleşir. Başı oğlak başı gibidir yaklaşanları tehdit eder. Kureyşliler “Ya Rabbi” derler, “beytin yıkılıp yapılmasına razı isen bizi bu yılandan kurtar.” Ki gökte bir çığlık duyarlar, kartaldan büyük bir kuş peydahlanır, yılanı pençelediği gibi havalanır, Ecyadı geçip Hacun’a bırakır, yer yılanı yutar. Demek ki Kâbe’nin imarında Allahü teâlâ’nın rızası vardır. Hızla işe girişir, genciyle yaşlısıyla çalışırlar. Erkekler taş taşıyacak, kadınlar çamur karacaktırlar. Aralarında yardım toplarlar, ancak fuhuştan, kumardan, faizden gelen paraları asla karıştırmazlar. Önce eski duvarları indirmek gerekir. Peki bunu yapan azaba düçar olur mu? Velid Bin Mugire “ben zaten yaşlı biriyim” deyip Kâbe’nin üstüne çıkar, elindeki külünk ile taşları oynatıp söker, aşağı atar. Sonra hep birlikte çalışırlar Hazreti İbrahim’in Kâbe’yi üstüne kurduğu temele varırlar. Temelde birbirine kaynamış iri yeşil taşlar vardır. Her biri deve sırtı gibidir ve otuz adamla bile kalkmaz. Kureyşlilerden biri demiri arasına sokup oynatmak isteyince yer sallanır, şimşekler çakar. Anlarlar ki bundan gayrisine izin yok, beyti aynı temelin üstüne oturturlar. Malzeme eksikliğinden dolayı Kâbe duvarları biraz içeriden yapılır ki tavaf edenler dikkat etmelidir buna. Kâbe kapıları Cürhüm ve Amalikalılardan beri hep yer hizasındadır. Ancak Ebu Huzeyfe bin Mugire gelin kapıyı yükseğe yapalım der. Hem sel suları girmez hem de istemediklerimizi merdivenden aşağı iteriz, içeri almayız. Eğer Efendimizin elinde olsa Kâbe kapılarını indirtecek doğu ve batı tarafında ve zemin hizasında iki ayrı kapı yaptıracaktır. Hicr’de bırakılan kısmı da Beytullah’a katacaktır. İbrahim Aleyhisselam devrinde öyledir zira. KÂBE-İ MUAZZAMA’NIN BÖLÜMLERİ Hangi köşe hangi şehre? Kâbe-i mu’azzamanın dört köşesine, dört rükn denir. Şâma karşı olana (Rükn-i Şâmî), Bağdâda karşı olana (Rükn-i Irâkî), Yemen cihetinde olana (Rükn-i Yemânî), cenûb-i şarktaki (güney doğudaki) dördüncü köşeye de (Rükn-i hacer-il esved) denir. Kâbe kapısı ile Hacer-ül esved arasındaki kısım mültezemdir. Kâ’benin kuzey dıvarı üzerinde (Altın oluk) vardır. Biz Türkiye’de namaza durduğumuzda Kâbe’nin bu yüzüne yöneliyoruz. Oluk hizâsında kavs seklindeki duvarcık yer alır. Kâ’be-i mu’azzama ile kavsli duvarcık arasında kalan yere (Hatîm) denir. Tavâf ederken, Hatîm’in dışından dolanmak lâzımdır. . Hazret-i Aişe anlatır: Kâbe-i şerif içinde namaz kılmayı çok istiyordum Resulullah beni elimden tutup Hicr’e koydu, “Beytullaha girmek istediğin zaman namazını Hicr’de kıl. Muhakkak orası Beytullah’tan bir parçadır” buyurdular. ADİL HAKEMİN GÜZEL HÜKMÜ! Duvar Hacer-ül esved hizasına ulaşınca ortalık karışır, her kabile nurlu taşı yerine koyma şerefinin kendilerine ait olduğunu iddia eder diğerlerini yok sayarlar. Öyle ki Abuddaroğulları içi kanla dolu bir çanak getirir, ellerini daldırırlar. Kansa kan! Ölünceye kadar çarpışmakta kararlıdırlar. Mekke’nin yaşlısı Velid bin El Mugire onları bir araya toplar. “Ey Kureyşliler” der, “var mısınız, Şeybe kapısından ilk giren hakem olsun, uyalım ona!” Mâkul bulurlar. Gözler o cihete döner ve... Serveri âlem görünür ki 35 yaşındadır daha. Nurlu yüzünü görenler rahatlar, kılıçlarını kınlarına sokarlar. “Tamam” derler, “O emindir, doğrudur, soyludur, zariftir, hürmetkârdır. Hükmüne razıyız.” Olup biten anlatılınca Efendimiz hırkalarını çıkarıp yere yayarlar. Hacer-ül esvedi mübarek elleriyle içine bırakırlar. “Her kabile bir temsilci seçsin” buyururlar. Ukbe bin Rabia, Ebû Huzeyfe, Velid el Mugire ve Adî bin Kays öne çıkar. Efendimiz hırkalarının dört ucunu dört aşiretin büyüğüne tuttururlar. Birlikte taşıyıp, yükseğe kaldırırlar. Efendimiz örtünün içinden alıp yerine koyar. Sıkılaştırmak için bir taş gerektiğinde Necdli bir ihtiyar taş uzatır. Habibullah onu değil Hazret-i Abbas’ın uzattığını alır. Necdli söylenmeye başlar “Şaşılır o kavme ki yaşça en küçüklerini, malca en fakirlerini reis yaptılar, adeta hizmetçisi oldular” Şeytandır aslında. * Mimar Yakum bir sıra taş bir sıra ahşap kullanır, iskeleti bağlar. Bu inşaat tarzı Kreyşlilerin de içlerine siner. Yüksekliği 9 arşından 18 arşına çıkarırlar. Mimar Yakum tavanı düz mü kubbeli mi istersiniz diye sorar. Oturur düşünür düz olmasında karar kılarlar. Kabe’nin içine altı direk diker, duvardan duvara kiriş uzatırlar. Üzerine ahşap tavan oturtur, içeriden dam merdiveni yaparlar. Tavana meyl verir, akarı, oluğa bağlarlar. Tavanı direkleri yaldızla donatırlar. Emanetleri içeri alır, kilitli kapı takarlar. Kabe’nin üstüne de Yemen büridünden bir örtü yakıştırırlar. O zamanlar Kâbe’nin etrâfında, bir meydâncık bulunur, sonra evler başlar. Halîfe Ömer “radıyallahü anh”, civar evleri satın alıp yıktırır. Kâbe’nin etrâfını bir metre yüksekliğinde bir duvar ile çevirir, böylece Mescidülharâm dış dünyadan kopar. YARIN: HEPİMİZİN ANNESİ HATİCET-ÜL KÜBRA RAMAZAN ÖZEL SAYFASI 11 Ramazân 1433 ÖZEL HABER Hayrettin TURAN Elhamra Sarayı İspanya'dan kovulmuş Müslümanların geride bıraktığı saray; havuzları, cennet bahçeleri ve muhteşem mimarisiyle görenleri cezbediyor Avrupa'yı aydınlatan İslam güneşinin izini sürenler, Endülüs'teki bu muhteşem uygarlığa hayran kalıyorlar. Dokuzuncu asırda Orta Avrupa'da kentler henüz tahta kulübelerden oluşurken, 500 bin nüfuslu Kurtuba'da 300 hamam vardı. Şehrin sokakları aydınlatılmış, kanalizasyon sistemi bile kurulmuştu. Kurtuba, Avrupa'nın en büyük bilim ve sanat merkezi haline gelmişti. Elhamra, İslam medeniyetinin insanlığa ulaştırabileceği en yüksek noktalardan biri olarak o günlerden bu güne gelmiş, gerçek bir şahit. İspanya'dan kovulmuş Müslümanlar'ın geride bıraktığı bu incelikler dolu eserleri görmeye her gün dünyanın dört bir tarafından insan koşuyor. Elhamra'daki kemerli kapının tam üstündeki el motifi ise İslam'ın beş şartını sembolize ediyor. Kemerin üzerinde bulunan yıpranmış bir dantel görünümündeki kitabe de, adeta asırlarla kaynaşmış. Elhamra iki önemli avlu ve onun etrafındaki divanhanelerden, mescid, hamam, harem dairesi gibi bölümlerle, bahçeden müteşekkil. Elhamra Sarayı'nın restore edilen kısmında hâlâ adı mescid olarak anılan bir bölüm var. Duvarları Esma-i Hüsna ile bezeli, yıldız şeklinde çinilerle süslü mescid, artık ziyaretçilerle dolu. Ortasında uzun bir havuzu bulunan, bir yanı Arslanlı Avlu'ya bağlanan bu mekânda göğün aydınlığı suların ışığıyla birleşip duvarlara yansıyor. Elhamra kaynaklarına göre kırmızı, sert bir çeşit kerpiçle örüldüğünden bu adla anılıyor. Kemerleri, duvarları seyredenlerin yüzleri de böyle hoş ve derinden gelen kırmızı bir ışıkla boyanıyor! Kurtuba Camii'nin çinilerle, altın yaldızlı ayetlerle bezeli muhteşem mihrabı altın işleme ayetlerle İstanbul'dan getirilmiş akşam mavisi, gök mavi ve kırmızı çini motiflerle süslü. Kurtuba Camii'nin dantel görünümündeki kemerlerine; ne aradan geçen asırlar, ne de yapıyı katedrale çevirenler kıyabilmiş. Son Müslüman devleti Gırnata, teslim alındıktan sonra Müslümanlar'ın ibadetlerine, yıkanmalarına engeller konulmuş, hamamlar kapatılmış, elleri dirseklere kadar yıkamak dahi yasaklanmıştı. Hurma, portakal, selvi ağaçlarıyla donanmış; devamlı akan fıskiyelerle yaşayan Elhamra bahçeleri ile; artık namaz kılmanın, abdest almanın yasak olmadığı bir ülkedir İspanya... Yüksek bir tepeye inşa edilen Elhamra Sarayı, bütün Granada bölgesi için sanki bir aydınlatma lambası gibi. Öyle ki onu yakınınızda, şehrin bir yerinden sizi seyrederken bulabilirsiniz. Hadis-i Şerif Bu ayda, emri altında olanların [işçinin, memurun, askerin ve talebenin] vazifesini hafifletenleri [patronları, amirleri, kumandanları ve müdürleri], Allahü teâlâ affedip, cehennem ateşinden kurtarır. Yolculukta okunacak duâ Evden çıkarken “Ayet-el kürsi”yi okuyan, eve dönünceye kadar belâlardan emin olur. Hadis-i şerifte buyruluyor ki: “Evinden çıkarken ‘Bismillah, tevekkeltü alellah, La havle vela kuvvete illa billah’ diyen, tehlikelerden korunur, şeytan ondan uzaklaşır.” Besmele çekerek “Bismillahi mecraha ve mürsaha inne rabbi le gafururrahim” (Hud 41) ayet-i kerimesini okursa, otobüs, tren, taksi gibi her vasıtaya binerken okuyanın kazadan, belâdan, boğulmaktan korunacağı da bildirilmiştir. Yine bir hadis-i şerifte, gemiye binince, Zümer suresinin 67. Ayet-i kerîmesini okuyanın boğulmaktan emin olacağı bildirilmiştir. (Kurtubi) Yolculuğa çıkan iki rekât namaz kılmalı ve sadaka vermelidir. Zahid Ebül-Hasen-i Gazvi Hazretleri, “Yolculuğa çıkarken, Kureyş suresini okuyan, bütün kötülüklerden emin olur” buyurdu. Zeytinyağlı Soğan Dolması MALZEMELER > 8 adet orta boy soğan > Yarım su bardağı pirinç > Yarım demet dereotu > Taze nane, maydanoz > Tuz, şeker, karabiber Orta boy soğanların sap ve püskül taraflarını kesin. Kaşık yardımıyla içlerini oyun. Çıkardığınız soğan içlerini rondodan geçirin, ardından pirinç, tuz bir tatlı kaşığı şeker ilave edin ve karışımınıza zeytinyağı gezdirin. Maydanoz, dereotu ve naneleri de ince ince doğrayıp harcınıza katın. İçini oyduğunuz sağanlara harcı doldurun, üzerine de zeytinyağı gezdirin. Son olarak bir çay bardağı su ilave edip pişirin. Zeytinyağlı soğan dolması ve mantılı tavuk sote tariflerini “http://yemekzevki.tv”den izleyebilirsiniz.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT