BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Rüyalar gerçek oldu!

Rüyalar gerçek oldu!

Hani illüzyonistler vardır... Mesela Davit Copperfield gibi... Sahnede yaptıklarıyla insanları adeta büyülerler ya hani...



Hani illüzyonistler vardır... Mesela Davit Copperfield gibi... Sahnede yaptıklarıyla insanları adeta büyülerler ya hani... Olimpiyatların açılışında, 8 dalda Oscar alan “Slumdog Millionaire”in yönetmeni Danny Boyle’nun “Harikalar Adası” temasıyla, tıpkı bir illüzyonistin stattaki 80 bin kişiyi,televizyon başındaki milyonlarca insanı resmen büyülemesi gibi bir şeydi yaşananlar... Düşünebiliyor musunuz; Kraliçe Elizabeth bile o mükemmel açılışta rol aldı... Buckingham Sarayı’nda kendisinin korumalığını yapan James Bond’un (Daniel Craig) korumalığında, helikopter ile stadın üzerine gelindiğinde sanki paraşütle atlama sahnesi bile başlı başına bir olaydı... Olimpiyat meşalesinin tekne ile Olimpiyat Stadı’ına Davit Beckham tarafından getirilişi; meşaleyi İngilizler’in 5 kez olimpiyat şampiyonu olan Steve Redgrave’e teslim edişi; stadın ortasındaki ana meşale tutuştuğunda, ortaya çıkan manzara; hem tabiat harikası, hem teknoloji, hem de olimpiyat ruhunu mükemmel yansıtmasıyla resmen stattaki 80 bin kişiyi, ekranları karşısındaki milyonlarca insanı mest etti... “Mister Bean” olarak benimsediğimiz Rowan Atkinson’ın, senfoni orkestrasındaki komikliği gecenin kahkahalara yansıyan bir başka yüzüydü... Efsanevi atlet Sebastian Coe’nun “Hoşgeldiniz” centilmenliği ile başlayan gece, Beatles’in üyelerinden Paul McCartney’in “Hey Jude” ve “The End’i” seslendirmesi ile doruğa ulaşıp son bulduğunda, herkes kendini cimciklemeye başlamıştı... “Rüyada mıyız” diye... Ama kimse, bu rüya da olsa, uyanmak istemiyordu ki... Bütün bunları neden anlattık... Gelelim sadede... Londra’daki muhteşemliği gördükten sonra, 2020 Olimpiyatlarına aday olan Türkiye bu işin altından kalkabilir mi? Kalkar... Hem de çok iyi kalkar... Ama açılış seremonisinde İstanbul’un Fethi, Kılıç Kalkan Ekibi, Arnadolu Ateşi’nin dansları; Çanakkale Savaşları’nın canlandırılması gibi, sadece bizi ilgilendiren gösterilerden sıyrılıp, daha dünyevi düşüneceğimiz kareografilerle İngiltere’nin yaptığının bir fazlasını yapabilirsek, biz olimpiyatların altından kalkarız... Ulaşımda, metro ağını yerin altına alıp, örümcek gibi her yöne sarabilirsek, biz o olimpiyatların altından kalkarız... Varsın madalyamız az olsun... Olimpiyat yapma şerefi, ilk defa bir Müslüman ülkede olacaksa, bu organizasyonun bugüne kadar neden İstanbul gibi dünyanın en güzel, en anlamlı şehrine verilmediğine herkesi pişman etmeliyiz... Olimpiyatı almak zordur... Ama daha zoru, yüzümüze gözümüze bulaştırmadan, dünyayı kendimize hayran bırakmaktır... Görünen o ki, bu İngiltere’yi sollamak 2020’de, bizim boynumuzun borcu... Pişmiş aşa su katmak! Gereği var mıydı bilmiyoruz... Ortalık en azından durulmuşken, kimsenin ağzında “Şike, teşvik, hapis” gibi kelimeler yokken; olimpiyatların da insanların gazını aldığı bir dönemde Aziz Yıldırım’ın ortaya çıkıp, zehir zemberek açıklamalarının ne gereği vardı... Alın şimdi size yeni bir kaos... Alın size yeni düşmanlıklar... Alın size her gün aşıkların atışması gibi sataşmalar... Değer miydi? Üstelik “havuzdan çekilmenin” öyle sözle olmadığı (Bakınız: Türkiye Futbol Federasyonu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun’un 74. Maddesi) bir durumda, adına ister blöf deyin, ister rest, hiç yeri ve zamanı mıydı? Belli ki Aziz Yıldırım bir seneden fazla çektiği sıkıntıları Yüksek Divan Kurulu’nda dile getirip rahatlamak istedi... Belki kendisi rahatladı ama ortalık karmakarışık olmadı mı? İşte G.Saray... “Artık o zatı(!) muhatap almayız.” İşte Trabzonspor... “Yıldırım’ın konuşmasında tehdit var. Havuzu bozmak F.Bahçe’nin görevi değil.” Bu işin sonu nereye varacak peki? Dün tekrar F.Bahçe’den uzun ve bazı kişilere haddini bildirmeyi amaçlayan yeni bir açıklama... Bu ülkede milyonlarca sporsever, yöneticilerin ağız dalaşını değil, futbolun güzelliklerini izlemek istiyor... O zaman... O futbolsever, her şeye seyirci kalmamalı... Çünkü kendilerine güvenip, ağızlarından çıkanı kulaklarının duymadığı kişilere “Yeter artık” demeli ve “Kulüpler sizin yönetiminizde olabilir, ama onların gerçek sahibi biziz” diye haykırmalıdır... Yoksa seyircilik, sadece statlarda kalır ve o seyirci sadece kullanılan bir meta haline gelir...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT