BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > “Malı seviyorsan, yerine sarf et!..”

“Malı seviyorsan, yerine sarf et!..”

Abdullah-i Ensârî hazretleri buyurdu ki: “Malı sevi-yorsan, yerine sarf et de, sana sonsuz arkadaş olsun! Eğer sevmiyorsan, ye de, yok olsun!”



İslâmın beş şartından biri, malın zekâtını vermektir. Zekât vermek, elbette lâzımdır. Zekâtı seve seve ve islâmiyyetin emrettiği kimselere vermelidir. Bütün ni’metlerin, malların hakîkî sâhibi olan Allahü teâlâ, zenginlere verdiği ni’metlerin kırkta birini, Müslümânların fakîrlerine vermelerini, buna karşılık, çok sevap, kat kat mükâfât vereceğini ve; (Zekâtı verilen malı elbette arttırırım ve hayırlı yerlerde kullanmanızı nasîb ederim. Zekâtı verilmeyen mâlı, dert, belâ ile istemeyerek harcettiririm, elinizden alır, düşmanlarınıza veririm, siz de bu hâli görür, kendinizi yer, yanıp kavrulursunuz!) buyurup da, bu kadar az bir şeyi, istediğin herhangi bir din kardeşine vermemek, ne büyük insâfsızlık ve inâtçılık olur. İmâm-ı Rabbânî hazretleri buyuruyor ki: MALIN ZEKÂTI VERİLİRSE... “Resûlullah efendimize uymak şerefine kavuşmak için, dünyâda olan her şeyden yüz çevirmek lâzım olmaz. Böyle yapmak çok zor olur. Eğer, farz olan zekât verilir ise, dünyâ mallarının hepsi terk edilmiş demek olur. Böylece insan dünyânın zararından kurtulmuş olur. Çünkü bir malın zekâtı verilince, o mal zarardan kurtulur. Demek ki, dünyâ malını zarardan korumak için ilâç, o malın zekâtını vermektir. Malın hepsini Allah yolunda vermek, elbette daha iyi ve faydalı ise de, zekâtını ayırıp, yerine vermek de, bu işi görmektedir. Beş vakit namâzı, seve seve ve cemâat ile kılınız! Malınızın zekâtını, Müslümân fakîrlere, yalvara yalvara veriniz! Harâmlardan ve şüphelilerden kaçınınız! Herkesle iyi geçinip, hep acıyınız! Kurtuluş yolu budur.” Her türlü altın, gümüş eşyanın, çayırda otlayan hayvanların, ticâret eşyâsının zekâtını ve topraktan, tarladan, ağaçtan alınan mahsûllerin uşrunu da, muhakkak vermek lâzımdır. Zekâtı ve fıtraları, İslâmiyyetin emrettiği kimselere seve seve vermelidir. Zâdül-mukvîn kitâbında diyor ki: “Eski âlimler yazmış ki, beş şeyi yapmayan, beş şeyden mahrûm olur: 1- Malının zekâtını vermeyen, malının hayrını görmez. 2- Uşrunu vermeyenin, tarlasında, kazancında bereket kalmaz. 3- Sadaka vermeyenin, vücûdunda sıhhat kalmaz. 4- Duâ etmeyen, arzûsuna kavu şamaz. 5- Namâz vakti gelince, kılmak istemeyen, son nefeste kelime-i şehâdet getiremez.” Din Büyükleri buyuruyor ki: “Ey gaflet şarâbının sarhoşu! Dünyânın zevk ve safâsı peşinde, daha ne kadar koşacaksın? Bu kıymetli ömrü harâmdan, helâlden mal yığmakta, ne zamâna kadar ziyân edeceksin? İslâmiyyetin emir ve yasaklarına aldırış etmezsin! Azrâîl aleyhisselâmın gelip cânını zorla alacağı, ecel arslanı pençesini sana takacağı, can verme acılarının başına geleceği, şeytânın, îmânını çalmak için kasdedeceği, dostlarının, vah vah öldü, siz sağ olun, diye evlâdına tâziye edecekleri vakti düşün! Firâk, ayrılık sesi gelip, bize yarayan bir şey yapmadın. Hep beğenmediklerimizi işledin. Biz de sana, senin bize yaptığın gibi yaparız, diyecekleri zamândan korkmuyor musun? Düşün, kabir ve âhıret suâllerine ne cevâp hâzırladın? Allahü teâlânın tekdîrine ne bahâne yapacaksın? Kendine acı! Suâle çekileceksin. Hâlbuki, verecek cevâbın yok. Cehenneme girersen, ateşine dayanamazsın. Kendine ve herkese öyle iyilik et ki, başkası iyilik yapınca, sen yaptın sansınlar. Kendine ve kimseye kötülük etme ki, başkası bir fenâlık yapınca, sen yaptın sanmasınlar. Hadîs-i şerîfte; (Ey Âdemoğlu! Benim malım, benim malım dersin. O maldan senin olan, yiyerek yok ettiğin, giyerek eskittiğin ve Allah için vererek, sonsuz yaşattığındır) buyuruldu.” AZAPTAN KURTULMAK İÇİN Bir kimse, helâl yoldan kazandığı hâlde, bu malın zekâtını vermezse, âhırette azâb görmesine sebep olur. Hadîs-i şerîfte; (Altına ve gümüşe köle olana la’net olsun!) buyuruldu. Netice olarak, eğer bir kimse, malını seviyorsa, niçin başkalarına hatta düşmanlarına bırakıp gitmektedir. Sevdiğinden ayrılmaması, berâber götürmesi gerekmez mi? İnsan, malının hepsini veremezse, hiç olmazsa kendini de, bir vâris yerine koyup, hissesini âhıret yolunda harcamalıdır. Bunu da yapamazsa, zekâtını verip azaptan kurtulmalıdır. Abdullah-i Ensârî hazretlerinin buyurduğu gibi: “Malı seviyorsan, yerine sarf et de, sana sonsuz arkadaş olsun! Eğer sevmiyorsan, ye de, yok olsun!”
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT