BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Haticet-ül Kübra

Haticet-ül Kübra

Cebrail Aleyhisselam bir gelişinde Efendimize abdest almayı gösterdi ve birlikte iki rekât namaz kıldılar. Büyük bir sevinçle eve döndü, Hazret-i Hatice validemizin elinden tuttu, suyun yanına götürdü. Önce abdesti öğretti sonra namaz kılmayı. Allah’a andolsun ki, Allah bana Hatice’den daha iyisini nasip etmemiştir; herkes beni inkâr ettiği sırada, o iman etti. Herkes beni yalanladığı zaman, o tasdik etti. İnsanlar beni mahrum bıraktıklarında, o servetiyle yardımıma koştu. Allah, ondan bana evlat nasip etti.” (Hadis-i şerif)



Efendimiz’inizinde-12 M. SAİD ARVAS yazıyor msarvas@ihlas.net.tr Meysere, Busra seferinden dönünce sahibesine Efendimizi anlatır ki hoş hatıralardır bunlar. Hazret-i Hatice, Meysere’yi azad eder, hanımını da bağışlar. Önlerine tepeleme mal ve hayli altın yığar. Anlatılanlar rüyasını doğrulamaktadır, içi içine sığmaz. Efdalu mevcudata, Nebiler sultanına hanım olmak... İyi de bu izdivaç nasıl gerçekleşecektir? Kim aracı olur ki ona? Durgunlaşır mı, mahzunlaşır mı bilmiyoruz ama bu hâl sırdaşı Nufeyse (Nefise) Bint-i Münebbih’in gözünden kaçmaz. “Sana neler oluyor kuzum” diye sorar. Hazret-i Hatice, Muhammed-ül emin ile evlenmek arzusunda olduğunu fısıldar. Nufeyse zeki bir kadındır, “Sen bu işi bana bırak” der, Efendimize güya yolda rastlar ve sorar “Ey oğul seni tezevvücden (evlenmekten) meneden nedir?” - Ya Nufeyse, yuva kurmayı kim istemez? Ama sen de biliyorsun ki elimiz dar. - Peki sana iffetli, şerefli, edepli, mal ve cemâl sahibi bir hanım bulsam? - Kim bu hanım? - Hadice bint-i Huveylid! İyi de bunca zengin ve hatırlı talibi varken neden varsın ki ona. Nufeyse Hatun, Efendimizin tereddüdünü hisseder. “Sen razı mısın değil misin onu söyle” der, “bizim de bir bildiğimiz var!” Nufeyse Hatun müspet cevabı alınca durmaz. Gider gelir, iki taraf arasında irtibat kurar. Nitekim Efendimizin amcaları Ebu Tâlib ile Hamza, Amr bin Esed’in kapısını çalar, yeğeni Hatice’ye talip olurlar. Ebu Tâlib, “Allah’a hamdolsun ki, bizi; İbrahim’in zürriyetinden, İsmail’in neslinden, Maad’ın cevherinden ve Mudar’ın kanından yarattı. Mekke’nin mensûbu, Kâbe’nin bekçisi ve halkın reisi yaptı... Muhakkak ki Muhammed çok şereflidir, yiğitlikte, fazilette ve akılda hangi gençle kıyaslansa üstün gelir. Gerçi malı azdır ama mal dediğin nedir ki? Geçici gölge gibidir. Alınır, verilir, kaybedilir, emanetten başka bir şey değildir.” Ebu Tâlib’in konuşması tesirlidir ama Hatice daha da fazlasını bilir. Adı güzel Muhammed son peygamber olacaktır, başka söze gerek mi var? İki taraf mehirde anlaşırlar. Nikâhı Varaka bin Nevfel kıyar. Hazret-i Ebubekir biricik dostunun Hatice gibi bir hanımefendi ile evlenecek olmasına çok sevinir, kasasını açar “istediğin kadar al” der, “dilediğince harca...” Hazret-i Hatice konağını dipten köşeden temizletmiş, özene bezene süslemiştir. Fahr-i Alem içeri girince hizmetçiler ellerindeki cevahir dolu tabakları yoluna serperler. Annemiz sırf o günün hatırına cariye ve kölelerini azad eder. Neyi var, neyi yoksa Efendimize bağışlar. “Maişet için kimseye minnet etme malımın hepsi senindir. Ben dahi muhtacım sana...” O günden sonra ticaret işlerini Efendimiz üstlenir, Saib bin Abdullah’ı ortak alırlar. Bu kutlu izdivaç 24 yıl sürer, Resul-i Ekrem bu süre zarfında sadece Hazret-i Hadice validemizle evli kalır. Tam 6 çocukları olur, evleri neşe dolar. İlk çocukları Kâsım’dır. Hoş bu sebepten Nebiyyül Muhtereme “Ebül Kâsım” denir... Hikmet-i Huda Efendimizin oğulları yaşamaz. Ne Kâsım, ne İbrahim, ne de Abdullah! Allah’ın Habibi kız babası olmaktan da memnundurlar, onları hoşça tutar. Kızları da hayatlarında iken vefat eder, Zeyneb, Ümmü Gülsüm ve Rükayye’nin acısını yaşarlar. Ne çetin imtihan... Fatıma tüz Zehra ise Efendimizden altı ay sonra yürür Dar-ı bekaya... Bir ara Ebu Tâlib sıkıntıya düşer, Efendimiz diğer amcası Abbas’a gider, “Amcamın nüfusu kalabalık, geliri az. Diyorum ki çocuklarını paylaşsak...” Hazret-i Abbas, Cafer’i (radıyallahü anh), Efendimiz ise Ali’yi (keremallahü vecheh) evine alır elinden tutarlar. Ali 5 yaşındadır daha, Server-i Kâinata pek özenir ve her halini taklide kalkar. Hadice’t-ül Kübra, onu anne şefkati ile bağrına basar. * Hanif ümmetinin abidleri üç aylarda inzivaya çekilirler... Dağlarda geceler, ibadet ederler. Efendimizin dedesi Abdulmuttalib de bunlardan biridir meselâ 35 yaşından sonra Fahr-i Aleme de yalnızlık sevdirilir. Sarp ve yüksek bir dağ olan Hira’ya çıkar, Mekke’ye kuşbakışı bakan zirvede tefekküre dalar. Bir taraf ufka kadar çöl, bir yanda sıra sıra dağlar... Gök derin mi derin, ay munis, yıldızlar parlak. Bazen Mekke’ye iner, Kâbe-i Şerif’i tavaf eder, sonra azık tedarikleyip döner Cebel-i Nur’a... Azık dediğin et, süt, ekmek bazen de zeytinyağıdır. Dağda bir ay kaldığı olur. Suyunu ve yiyeceğini Hatice validemiz getirir ki o yıllarda elli yaşından az değildir. Şehirden yürüyerek gelen, sarp zirveye tırmanan, inen ve tekrar yürüyerek Mekke’ye dönen biri için hayli zahmetlidir. Annemiz bunun seve seve yapar, nimet bilir. Efendimizin gözleri uyur kalbi uyumaz. Rüyaları sadıktır, mutlaka çıkar. Zaman zaman nurlar görür, taşlar, ağaçlar fısıldar. Yine bir gece Hira’dan geliyorlar. Safa ile Merve arasında tesirli bir ses duyar: “Ya Muhammed! Sen Allah’ın Resulüsün, ben Cebrailim!” Mahlukât tazim içinde, nebâtat selâma durmakta. Eve döner. Hazret-i Hatice, Efendisini kapıda karşılar. Yüzünde hiç görmediği bir nur, çiçekleri imrendiren kokular. - Ey Hatice, birilerini görüyor, sesler işitiyorum. Cinler musallat olmasın bana? Bilirsin kâhinlerden hoşlanmam. - Korkma! Allah seni üzmez, utandırmaz! Cinler sana yaklaşamaz. Çünkü güzel ahlaklısın, doğru sözlüsün, emanete riayet edersin. Akrabalarını arar, misafiri seversin. Ben senin Peygamber olacağından eminim. Ona Ümmül eytam (yetimlerin anası) derler ki evi yoksulların sığınağıdır. Cahiliye devrinde sayısız kız çocuğunu diri diri gömülmekten kurtaran Hatice validemizin evi çocuk yurduna döner o sıralar... OSMANLI KORUDU Hatice validemizin Osmanlılar tarafından inşa edilen zarif türbesi 20. asrın başlarına kadar muhafaza edildi. Zira o zamana kadar Osmanlı Cennet-ül Mualla’yı gözü gibi korumuştu. Cennet-ül Mualla’yı yerle bir ettiler Osmanlılar Kanuni devrinde Hatice validemizin kabri üzerine zarif bir türbe yaptırırlar. Hacılar mutlaka Cennet-ül Mualla’ya uğrar annemize Fatiha okurlar. Bugün Cennet-ül Mualla’da yattığını bildiğimiz Efendimizin oğulları Kasım ve Abdullah ile çok sayıda sahabenin kabirlerinden iz bile yok. İngilizlerin yardımıyla Arabistan’ı ele geçiren Suudlar 1926’da Mekke’ye girip Hatice validemizin türbesini yıktılar. Günümüzde Harem-i Şerifin etrafındaki revaklar gibi, eskiden kalma çok az yapı kaldı, çoğu da yıkılma sırasını bekliyor. Hatice validemizin evinin yerinde şu an şadırvan var. Hazret-i Ebu Bekir’in evi ise Hilton Oteli’nin kompleksi içinde... “OKU” RABBİNİN ADIYLA!.. Ramazan-ı şerif ayı. Kadir gecesi... Allah’ın Habibi Hira Mağarasında itikaf ve ibadetle meşgul olmakta... Gece sehere akmakta... Bir an mağara nurla dolar, karşısında Cebrail Aleyhisselam! İnsan şeklindedir, üzerinde atlas bir cübbe... Çok sevimlidir ve pek güzel kokar. Ve ilk emir: “İkra!” (Oku!) Efendimiz şaşırırlar: “Ma ena bi-kari!” (Ben okuma bilmem) Cebrail Aleyhisselam Efendimizi kucaklar, kuvvetle sıkar: “Oku!” -Okumuşluğum yok! Cebrail Aleyhisselam, bir kere daha sıkar ve tekrarlar “Oku!” Efendimizi üçüncü defa sıkıp bırakır: “Oku! Bütün mevcudatı halk eden Rabbinin adıyla!” Vahiy bu, hece hece aklında... “Ya Muhammed sen Allahın resulüsün, ben Cebrail’im” Başını ne yana çevirse Cibril-i emini görür. Sesi yerden, gökten, dağdan, taştan gelir. Eve döner, “Beni örtün!” buyururlar. Olup biteni Hazret-i Hatice validemize anlatırlar. Hatice validemiz Varaka bin Nevfel’e koşar. Varaka iyice yaşlanmış, gözleri kapanmıştır. Büyük bir heyecanla “Kuddûs kuddûs” (Pak ve kusursuz) der, “Ey Hatice söylediklerine bakılırsa ona Namusu ekber geldi. Aynen Musa’ya geldiği gibi. O bu ümmetin peygamberidir. Söyle sebat etsin.” Hazret-i Hatice bilahare Utbe ve Rabia’nın kölesi Addas’ın kapısını çalar. İlim ehli bir zâttır zira. Sorar. “Cebrail hakkında ne bilirsin? - O Allah ile resulü arasında elçidir. Emindir. Ancak peygamberlere gelir, başkasına görünmez. - Diyelim göründü, Cibril-i emin olduğunu nereden bilebilirim? - Hafifçe saçını aç, kaybolursa odur kesin. Cebrail aleyhisselamın Efendimizi ziyaret ettiği günlerden birinde söylenileni yapar, melek kayboluverir. Artık onun Cebrail Aleyhisselâm olduğundan emindir. YARIN: NUR DAĞI NURLU MAĞARA ÖZEL HABER Hayrettin TURAN RAMAZAN ÖZEL SAYFASI 12 Ramazân 1433 Batı'ya medeniyet Endülüs'ten geldi Avrupa'ya ilim, Müslümanların Endülüs'te kurduğu medeniyetle gelir. Gırnata, İşbiliyye, Kurtuba ve Toledo Avrupa'nın en büyük bilim merkezleridir İspanya'da İslam medeniyetinin izleri olan birçok Arapça kelimenin, günümüzde İspanyolcada yaşadığını belki insanlar fark etmez. Ancak Arapça ve Osmanlıca bilen birinin bu kelimeleri tanıması güç olmaz. Mesela İspanya'nın ulu nehri Guadalkivir'in aslı Vadi elkebir'dir. Alcala, El'kala'dır. Alkazar ise bildiğimiz El'kasr... İspanyolcada neredeyse her 5 kelimeden biri Arapça kaynaklıdır. İspanyolların milli kahramanı El-Cid'in (okunuşu El-Sid) adı da "Efendi" anlamına gelen “El-Seyyid”den gelir. Rönesansın köklerinin İtalya'da yattığına inanılır. Ama Rönesans'ın temelleri İtalya'da değil, Müslüman İspanya'daki Toledo şehrinde atılır. 1100'lü yılların sonunda Avrupa'ya ilim öğrenmek için giden Daniel of Morley adlı İngiliz'in seyahatnamesindeki şu ifadeler dikkat çeker: "Bir süre Paris'te konakladım ve orada adamlar değil ahmaklar gördüm. Hiçbir şey bilmedikleri için mermer heykellerden farksızdılar. Bunun üzerine Toledo'da Arapların ilminin revaçta olduğunu duyunca acele ederek oraya gittim." Avrupa'yı aydınlatan İslam güneşinin izini sürenler, Endülüs'teki bu görkemli ve aydınlık uygarlığa hayran olurlar. Bu uygarlığın içinde, bir ömür boyu Çin'den Maçin'e bütün dünyayı dolaşarak ilk gerçek seyehatnameleri bize miras bırakan İbn-i Batuta ve İbn Cübeyr'in izleri vardır. "Moors in Spain" (İspanya'da Müslümanlar) adlı kitabın yazarı Stanley Lanepoole Endülüs için şunları söyler: "Fransa'dan, Almanya'dan, İngiltere'den; Avrupanın her yerinden talebeler sanat, edebiyat ve müsbet ilim ve irfan çeşmesinden içmeye akın akın geldiler." Barselona'da Diakonen Lupitus da Hristiyan din kardeşlerine, dini çalışmalarını kolaylaştırmak için Müslüman bilimini okuma çağrısında bulunur. Avrupa kültürü, İslam medeniyetinin yayılmasından önce bir çok sahada çok ilkeldir. Özellikle bir rakam sisteminden bile mahrumdur. "0" sayısı da dahil olmak üzere ondalık sistem Müslümanlardan geçer. Bu sistemin bulunuşundan 100 yıl sonra Muhammed bin Musa el Harizmi "Algorismos" adlı eserinde bu sistemin kullanma alanını genişletir. O, Cebir ve Logaritma gibi matematik kollarının babası olmaya her açıdan hak kazanmıştır. Müslüman bilimadamları, doku uyuşması daha bilinmezken, organ nakli hayal dahi edilemezken, buna dair uygulamada bulunur, akıl hastalarının tedavisi ile ilgilenir. MÜSLÜMAN OLAN İSPANYALILARIN BULUŞMA NOKTASI İspanya toprakları, Endülüs Devleti'nin yıkılıp Müslümanların topyekûn şehid veya sürgün edilmesinden tam 500 sene sonra ezan sesine tekrar kavuştu. Elhamra Sarayı'nın bulunduğu Gırnata'nın Albayzin semtine yapılan caminin açılışı Müslümanların buluşma noktası oldu. Sonradan İslam'la şereflenen yüzlerce İspanyalı kadın törene katılarak birbirleriyle kucaklaştı. Evden çıkarken ve girerken okunacak duâ Evden çıkarken "Ayet-el kürsî"yi okuyan, eve dönünceye kadar belâlardan emin olur. Hadis-i şeriflerde buyruluyor ki: "Evinden çıkarken Ayet-el kürsî okuyana, yetmiş melek, evine dönünceye kadar duâ ve istiğfar eder" "Evinden çıkarken "Bismillah, tevekkeltü alellah, La havle vela kuvvete illa billah" diyen, tehlikelerden korunur, şeytan ondan uzaklaşır" "Eve girerken İhlâs-ı şerîfi okuyan, yoksulluk görmez!" Bir kere "Kulhüvallâhü" sûresini ve bir kere de Ayet-el kürsî ‘yi okuyanın evine şeytan giremez. Hadis-i Şerif Bir kadın, beş vakit namazını kılar, ramazan ayında oruç tutar, namusunu korur ve zevcine itâat ederse, dilediği kapıdan cennete girer. Tiramisu MALZEMELER > 1 paket kakaolu pasta keki > 1 çorba kaşığı toz şeker > 1 çorba kaşığı filtre kahve > 1 çorba kaşığı kakao > 1 su bardağı sıcak su Kreması için: > 1 yumurta sarısı > 3 çorba kaşığı şeker > 2 çorba kaşığı un > 1 paket labne peynir > 2 su bardağı süt Yumurta sarısı, şeker, un ve sütü bir kapta ocağa koymadan önce iyice çırpın. Ardından ocağa aldığınız karışımın top top olmaması için ara ara katıştırın. İyice koyulaşınca da labne peynirini ilave edip çırpın. Filtre kahve ve şekeri sıcak suda eritip ikiye bölünmüş hazır keklere dökün. Böylelikle keklerin yumuşamasını sağlayın. Soğuyan kremanın yarısını iki kekin arasına, diğer yarısını da üzerine dökün. En son tiramisunun üzerine kakaoyu serpip 1 saat kadar dolapta bekletin. Tiramisu, mantar çorbası ve sebzeli tavuk tariflerini "http://yemekzevki.tv"den izleyebilirsiniz.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 101566
    % 1.76
  • 5.6804
    % -0.1
  • 6.3745
    % -0.15
  • 7.0989
    % 0.44
  • 260.647
    % -0.02
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT