BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > ‘Çile’li yıllar -4-

‘Çile’li yıllar -4-

Necip Fazıl, 11 yaşında, imtihanla Mekteb-i Fünunu Bahriye-i Şahane’ye (Bahriye Mektebi) girdi. Hamdullah Suphi Tanrıöver, Yahya Kemal Beyatlı ve Hamdi Aksekili gibi önemli şahsiyetler derslerine girmekte ve mahut Nazım Hikmet’le de aralarında iki sınıf bulunmaktadır. (Nazım iki sınıf yukarıdaydı).



Necip Fazıl, 11 yaşında, imtihanla Mekteb-i Fünunu Bahriye-i Şahane’ye (Bahriye Mektebi) girdi. Hamdullah Suphi Tanrıöver, Yahya Kemal Beyatlı ve Hamdi Aksekili gibi önemli şahsiyetler derslerine girmekte ve mahut Nazım Hikmet’le de aralarında iki sınıf bulunmaktadır. (Nazım iki sınıf yukarıdaydı). Bu okula alışmakta hiç zorluk çekmedi; şiir çalışmalarını aralıksız sürdürdü; öyle ki, okulda adı “şair”e çıkmıştı. “Ne oldumsa bu mektepte oldum” dediği Bahriye Mektebinde tasavvufla ilk ilişkisini kuran ve ona Semerat-ül Fuad ve Divan-ı Nakşi kitaplarını evinden getirtip veren edebiyat hocası İbrahim Aşki Bey; Necip Fazıl’ın ruhuna istikbalde infilak edecek dinamiti ilk ateşleyen kişidir. Ayrı mektepte İngilizcesini de geliştirerek Batılı; doğulu ve yerli kitapları harmanlıyor; birçoğundan en ufak bir haz ve tat alamazken bazılarının ise derin tesirinde kalıyordu. Ama, İbrahim Aşki Bey ve onun getirdiği kitaplar çok farklı idi; âdeta ruhunun topoğrafyasını altüst ediyordu! Nitekim; “Mektebin camiindeki minareden sabah ve yatsı ezanları okunurken yatağımdan doğruluyor, elimle başımı kapatıyor ve anlatılmaz bir haşyet duyguları içinde yüzüyordum... Baş meselem Allah... Koltuğumun altında, yaprakları öd ağacı ve gül yağı kokan ‘Semarat-ül Fuad’ ve yumurta akıyla parlatılmış esmer kağıt üzerine yazma ‘Divan-ı Nakşi’ rıhtım boyunca dalgalara karşı düşünce. Darağacına çekilen Mansur’un menkıbesi, tac ve tahtını yele veren İbrahim Ethem’in macerası ve dünyayı bütün nakışları ile perde üzerindeki gölgelere benzeten Nakşi şair, ruhumu akşam ıssızlığına çevirmişti” diyecektir. Son sınıfa geldiğinde, Harb-i Umumi hezimetle sona ermiş; Balkanlar dahil İmparatorluk toprakları elden çıktığı gibi, Anavatan konumundaki Anadolu ve Trakya toprakları da baştan başa işgal edilmişti. Ülkeyi yangın yerine çeviren sorumlu üçlü çete ise; (Enver, Talat, Cemal Paşalar) sırra kadem basıp; çoktan kaçıp gitmişlerdi. Elvan elvan olan bütün bu dertlerin, Necip Fazıl hangi birisine ve nasıl yansındı?!. Okulun son sınıf imtihanlarını verip mezun olmayı beklerken, eğitim süresi bir yıl uzatılmaz mı? İlave sınıf imtihanlarında kağıtlara “bilmiyorum” deyip boş kağıt verince kaydı silindi. Okulu dava ederek 1920 senesinde diplomasını aldı. Sivil hayata dönüş günlerini kendi ağzından dinleyelim: “Bahriye Mektebinden çıkınca birdenbire kendimi, köprü üzerinde, küçük dayımın yaptırdığı sivil elbise içinde buldum. Sokaklarda elvan elvan, biçim biçim, İngiliz, İtalyan, Fransız askerleri, gittikçe açılan (tango) çarşaflı kadınlar, İstanbul’un içine birer fuhuş şeytanı halinde düşen beyaz Ruslar, nereye gideceklerini ve ne yapacaklarını şaşırmış beyaz sarıklı hocalar, yere eğik astragan zabit kapakları ve fesler, hummasız ve meselesiz kafalar üzerinde kırmızı fesler. Hiçlere doğru uğul uğul akan bir cemiyet...”
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT