BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Darbeciler geri döner!

Darbeciler geri döner!

Postmodern darbe sürecinde, darbecilerin hedefindeki MÜSİAD’ın Genel Sekreteri olan Ömer Bolat, “28 Şubat siyah-beyaz savaşı gibiydi” diyor ve ekliyor: Darbeciler 10 yıldır iktidardan uzak. Eski günleri özlüyorlar. Geri dönmemeleri için de tam demokrasi şart.”



YAZIDİZİSİ -1- ADİL KÜÇÜK Sunuş 28 Şubat’ın üzerinden 15 yılı aşkın süre geçti. 15’inci yıldönümünde tartışmalar alevlendi. Bu süreçle ilgili komisyonlar kuruldu, davalar açıldı. Her ne kadar bugünlerde çok gündemde olmasa da bu işin ekonomik boyutu neredeyse hiç tartışılmadı. Baskıyla işini kaybeden patronlar, bugün kirasını bile ödeyemeyecek duruma geldi. Başbakan, MÜSİAD Genel Kurulu’nda “28 Şubat darbesi size yapıldı” dedi. Burada önemli olan o günlerden zarar gören insanların ortaya çıkarak bu davaya müdahil olmasıdır. Kaldı ki bu dizi için gö-rüştüğümüz dönemin MÜSİAD Genel Sekreteri ve sonrasında 3. Dönem Genel Başkanlığını yapan Ömer Bolat olsun, o dönem MÜSİAD ve üyelerinin avukatlığını yapan, AK Parti hükümetinde ise Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanlığı görevinde bulunan Nimet Baş olsun (Çubukçu) zarar görenlerin müdahil olmasında hemfikir. Bu yazı dizisini hazırlarken insanlarla konuşmak zor oldu. Bazıları 28 Şubat sürecindeki baskılara rağmen ayakta kalmayı başarıp bugün Türkiye’nin en büyük şirketleri arasında bulunduğu için böyle bir tartışmanın içine girmek istemedi. Bazıları ise kaybedecek şeyi kalmamasına rağmen bu durumda olmalarını içlerine sindiremedikleri için gururlarını aşıp konuşamadılar. Belki de en önemli sebebi; “bir gün yine gelirler” korkusuydu... ZOR GÜNLERİ ANLATTI Postmodern darbe olarak anılan 28 Şubat sürecinde, darbecilerin hedefindeki MÜSİAD’ın Genel Sekreteri olan Ömer Bolat o dönem yaşananları Ekonomi Müdürümüz Adil Küçük’e anlattı. Ömer Bolat ile Yeni Şafak gazetesinin dördüncü katındaki ofisinde buluşuyoruz. 28 Şubat sürecinde MÜSİAD’ın Genel sekreteri, sonrasında ise Genel Başkanlığını yaptı. MÜSİAD Genel Başkanlığı görevinin ardından da Albayrak Grubu’nun CEO’luğu görevine getirildi. Bir bakıma o sürecin karakutularından birisi. “Bu siyah ve beyaz savaşı gibi. Anayasa değişmezse bir gün yine gelebilirler” diyerek ürperten bir cümle kuruyor. Gözlerinin içine bakıyorum Bolat’ın. Bu meseleyi biraz daha açması gerektiğini hissediyor ve anlatıyor: “Tam demokrat yeni bir nesil yetişmeden bu tehlike bitmez. Kafalar değişmedi. Devran dönebilir. İktidar değişirse, yandaş savcılar soruşturmaya başlarsa kısa sürede 28 Şubat sürecine dönebiliriz. İntikam hisleri içindeler. Bu insanlar ‘darbe yaptık’ diye üzülmüyorlar. Sadece savcılar ve iktidarın gücü karşısında sus-pus oldular. 10 yıldır iktidardan uzak kalmanın özlemi içindeler. Allah onların şerrinden korusun. Geri dönerler diye birçok sermaye sahibi konuşamaz. Bakın bugün bile mahalle baskısı devam ediyor. Özellikle sitelerde ‘cami istemiyoruz’ diye imza kampanyaları bile düzenliyorlar. Kimse ‘AK Parti laiklere baskı yapıyor’ diye düşünmesin.” MÜSİAD’a dönüyoruz. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın söylediği, “28 Şubat darbesi MÜSİAD için yapıldı” sözünü hatırlatıyoruz. Baskıların merkezindeki ismin anlatacağı çok şey olmalıydı, vardı da. Albayrak Grubu CEO’su Bolat, genç yaşına rağmen çok olgun bir insan. Aynı zamanda çelik gibi sertleşmiş, korkuları kalmamış, bir o kadar da kibar. En kötüleri yaşadıktan sonra hem artık neden korkabilir ki? O günleri anlatmaya devam ediyor: “1997 yılının ekim ayında MÜSİAD’ın 2825 üyesi vardı. 28 şubat sürecinde sürekli baskılara maruz kaldık. Direnemeyen üyelerimiz oldu. Kendilerine hak veriyorum. Ya batıracaklar, hayatını mahfedeceklerdi, ya da MÜSİAD’ı bırakacaklardı. üye sayımız 1800’e kadar düştü. 1025 üyemiz direnemeyip bizden ayrıldı. Baskılar karşısında ümitsizliğe düşmedik, direndik. Bu kadar ah bir gün tutar diye düşünüyorduk. Bugün 28 Şubat’ın aktörleri çok kötü duruma düştü. İktidar ortakları, bürokratları ortada kalmadı. Ancak, bu işlerden ekonomik çıkar sağlayanlar da soruşturulmalı.” Meydanlarda sıkça duyduğumuz “Baskılar bizi yıldıramaz. Direne direne kazanacağız” sloganının hiç atılmadan gerçek anlamına kavuştuğunu burada görüyoruz. MÜSİAD üyelerinin yaşadığı dram bazen de trajikomik durumlara dönüşmüş: “Baskılar doruk noktasına ulaşmış. İhalelere sokulmuyoruz. Bankalar teminat mektubu vermiyor. Orduevleri ve hastane kantinleri bize kapalı. Bizden mal almıyorlar. Hatta bizim şirketlerimizin dış boyası tesadüfen yeşilse o işletmenin sahibi “İrticacı listesine” alınıyor. Bir gün üyelerimizden birisi aranıyor. Arayan kişi “Sen listedesin. Seni listeden çıkarırım, ama 750 bin dolarını alırım” diyor. Arkadaşımız panik halinde. Parayı verecek ama işleri bozulmuş. Sonradan o kişinin üçkağıtçı olduğu ortaya çıkıyor. Yani iş böyle bir noktaya gelmiş. Bu arada MÜSİAD üzerindeki baskılar da gittikçe yoğunlaşıyor. Bankaların batırılmasıyla ilgili suç duyurusunda bulunmuşuz. Bununla ilgili basın toplantısı yapacağız, polis basıyor. ‘İzin aldınız mı?’ diye bize izin vermiyor. Sıradan bir dernek muammelesi görmeye başlıyoruz. Basın bildirilerimizi izin için gönderiyoruz, geri dönüyor. Bu arada iki genel başkanımız yargılanıyor. Derneğimiz için de kapatma davası açılıyor. Artık toplantılarımızda ekonomiyi değil, derneğimizi nasıl kurtaracağımızı, hukuki mücadeleyi nasıl yapacağımızı konuşuyorduk. Hükümetin kapıları bize tamamen kapanmıştı. Kimseye ulaşamıyorduk. Özel kalemler bile telefona çıkmıyordu.” BEDELİ AĞIR OLDU 253 milyar TL maliyet Anadolu sermayesi ve MÜSİAD’ın birlikte geliştiği 1990’lı yılların başına dönüyor Bolat. 28 Şubat sürecinin iyi anlaşılması için ekonomik boyutunun da ortaya konulması gerektiğini anlatıyor: “1990 ve 1996 yılları arasında hem MÜSİAD, hem Anadolu sermayesi kesintisiz bir yükseliş yaşadı. Kamu nezdinde temsil noktasına ulaştık. 1997”nin ilk günlerinde plan yürürlüğe kondu. Medya üzerinden propaganda başladı. Eğer medya destek olmasaydı 28 Şubat başarıya ulaşamazdı. Bu aslında rahmetli Turgut Özal’ın ‘Anadolu sermayesinin gelişmesi projesinin önüne set çekme operasyonuydu. Eğer 28 Şubat olmasa 2001 krizi olmazdı. O döneme katkıda bulunan herkes payını aldı. Sermaye ise ödülünü 22 bankayı batırarak aldı. Türkiye halkı, 10 yıl boyunca 28 Şubat aktörlerinin hortumladıkları paraların geri ödenmesi ve faiz yükü olarak 253 milyar TL maliyete katlandı.” YARIN: NİMET BAŞ
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT