BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Zarif davet kaba inkâr

Zarif davet kaba inkâr

Biz Mahzumoğulları, Abd-i Menaf oğullarıyla kulak kulağa giden iki yarış atı durumuna gelmiştik ki bizden “Resul çıktı” dediler! İşte bunun dengini bulamazdık. Ya kabul etmeliydik, ya inkâr! Aslında Muhammed’in söyledikleri doğru ama Müslüman olursam Mekkeli kadınların arkamdan gülüşmelerinden korkuyorum “Koca Amr, Abdulmuttalib’in yetimine tabi oldu” derler ki dayanamam buna.



Efendimiz’inizinde-14 M. SAİD ARVAS yazıyor msarvas@ihlas.net.tr Kutlu hicretin ardından Medineliler Efendimizle (Sallallahü aleyhi ve sellem) tanışırlar. Ekseri ilk görüşlerinde Müslüman olurlar. Ne mucize ister ne de bir soru sorar. Büyük bir teslimiyetle “Amenna” der halkaya katılırlar. İbn-i Selâm bir Yahudi alimidir, kavmi çok itibar eder ona. Resulullah’ı gördüğü gibi iman eder... Hemen bir anda... Onu tanıyanlar “iyi ama” derler, “hani uzun uzun çalışmış, sorular hazırlamıştın?” “Hiç gerek yok” diye fısıldar, “bu güzel yüzün sahibi yalancı olamaz!” *** Hâlbuki Kureyşliler Efendimizi daha yakından tanırlar. Dürüstlüğünü, cömertliğini, misafirperverliğini iyi bilir, “emin” diye anarlar. İnanırlar inanmazlar, o başka. Peki nedir bu, kin, öfke, nedir bu gâraz? O mübarekten ne isterler acaba? Server-i kâinata düşmanlıkta yarışan isimler arasında biri daima önde durur. Amr bin Hişâm el-Muğire. Cehalete dönüşte o kadar ısrarcıdır ki “Ebu Cehil” adıyla anılır bir süre sonra... *** Fahr-i Alemin Kâbe’nin yanında oturduğu günlerden birinde Cebrâil aleyhisselâm gelir. Müşriklerin azılılarından Âs bin Vâil’in ayağına, Esved bin Muttalib’in gözüne, Hâris’in karnına, Esved bin Yagves’in başına, Velîd’in bacağına birer işaret koyar. Bunlardan Âs bin Vâil’in tabanına diken batar. Ayağı deve boynu gibi şişer ve can verir kıvrana kıvrana... Esved bin Muttalib bir ağaç altında otururken gözleri kararır. Başını çarpar dallara... Hâris bin Kays ise tuzlu balık yemiştir. Öyle bir hararet basar ki nasıl anlatıla. İçer, içer, içer... Ta ki çatlayasıya kadar. Esved bin Abdi Yagves Bad-ı semûm denilen mevkie gitmiştir, bir bakar eli yüzü kapkara. Telaşla evine döner ama çoluk çocuğu onu tanımaz, içeri almazlar. Kederden kahrolur, beynini paralar evinin kapısına vura vura... Velîd bin Mugîre ise bir okçu dükkânının önünden geçmektedir, baldırına bir demir parçası saplanır. Kanı durduramazlar... Bunların beşi de duçar oldukları felaketin sebebini bilir “Muhammed’in Allah’ı beni öldürecek” diye haykırırlar. *** Bi’setten evvel Efendimizin kızları Ümmü Gülsüm ve Rukayye (Radıyallahu anhüma) Ebu Leheb’in oğlu Uteybe ve Utbe ile nişanlıdırlar. Server-i alem tebliğe başlayınca Ebu Leheb’in karısı Ümmü Cemil oğullarını kenara çeker “Muhammed kızlarını boşayacaksınız” der “boşayın ki kimsenin yüzüne bakamasınlar!” Uteybe boşamakla kalmaz, Efendimize gelir (Sallallahü ve sellem) “Seni de getirdiğin dini de tanımıyorum” der, iter kakar gömleğini yırtar. Habibullah çok kırılır. “Dilerim Allahü teâlâ köpeklerinden birini üzerine salar” buyururlar. Ebu Leheb bunu işitince kül kesilir, oğlunun akıbetini beklemeye başlar. O günlerde içinde Uteybe’nin de bulunduğu bir kervan Şam’a doğru yola çıkar. Zerka denilen mevkide mola vermişlerdir ki bir aslan etraflarında dolanmaya başlar. Uteybe başına gelecekleri bilir “Bu canavar beni parçalayacak” der “Muhammed’in söyledikleri çıkacak!” Arkadaşları Uteybe’yi aralarına alırlar. “Korkma” derler “Burada bu kadar silahlı adam varken yaklaşamaz. Sen yüzünü iyice sar yat, tanıyacak değil ya!” Gecenin ilerleyen saatlerinde aslan geri döner koklaya koklaya Uteybe’yi bulur ve dişlerini kafasına geçirip cehenneme yollar. Ebu Leheb buna hiç şaşmaz. “Söylemiştim” der, o kadar... *** Kureyşliler, zamanında Hazret-i İbrahim ve Hazret-i İsmail’in tebliğ ettiği Hanif dinine mensupturlar. Sonra tevhid akidesinden uzaklaşır ve Kâbe-i Muazzama’yı putlarla doldururlar. Lat’a, Menat’a gerçekten inanırlar mı bilmiyoruz ama bu işten para kazanırlar. Kâbe ziyareti için Arabistan’ın dört bir yanından gelen insanları ağırlar, kârlı ticaretler yaparlar. İçlerinden bazıları Kârun gibi zenginleşir, biteviye kendilerine yontan bir düzen kurarlar. Sözleri kanundur, asar, keser, el koyar, kimseye hesap verme ihtiyacı duymazlar. Dediklerini yaptırmaya alışmıştırlar. Kibirli, kindar, kıskançtırlar. “Özel” olduklarına inanır, avam ile bir arada durmazlar. Köleleri kimsesizleri hayvanlarla bir tutarlar. Halbuki Fahr-i Alem “tarağın dişleri gibi eşit” bir cemiyetten bahsetmektedir. Efendiler bundan hiç hoşlanmaz. Bildirilen azaplara rağmen şirkte ısrar eder, konumlarını korumaya çalışırlar. Resulullah Efendimiz , “La ilahe illallah deyin, felaha erin!” dedi. Ebu Cehil, “Bunları, bizi Allah huzurunda tebliğine şahit tutmak için yapıyorsan, yorulma” dedi, “Ben orada, vazifesini yaptı, dinini anlattı diyeceğim!” Muğire ibni Şube Medine-i Münevvere’den genel bir görünüm (1910’lu yıllar) Bile bile inadına... Ebû Cehil İraş adlı bir yabancıdan deve satın almıştır. Ancak bedelini ödemez “sonra gel” deyip üstüne yatar. Zavallı adam Kureyşlilerden aracı olmalarını ister ama onunla nizalaşmaya kimse yanaşmaz. Birileri “git Muhammed’i bul” diye akıl verir, “ondan çekinir ve korkar!” Allah’ın Habibi garip yolcuyu kırmaz, Ebu Cehil’in kapısını çalar, tek cümle ile “şu adamın hakkını ver” buyururlar. O zalim gaspçı mum gibi erir, devenin bedelini getirir önlerine koyar. *** Ebû Cehil evinin girişine derin bir kuyu kazdırır. Aklı sıra Efendimizi davet edecek içine yuvarlayacaktır. Olacak bu ya çukura kendi düşer yanlışlıkla... Halat sarkıtırlar, merdiven uzatırlar nafile, onu bu girdaptan kimse çıkaramaz. Bakar olacak gibi değil “Gidin Muhammed’i çağırın” der “Beni o çıkarır ancak!” Resul-i Ekrem gelir, mübarek ellerini uzatır (hâlbuki hayli derindir), kolayca çekip alırlar. *** Mugire ibn-i Şube anlatır: Bir gece, Ebu Cehil ile Mekke sokaklarında yürüyorduk. Efendimiz ile karşılaştık. “Ey Hakemin babası “ buyurdular “Gel Allah’a ve Resulüne tabi ol. Ben de senin için dua edeceğim!” - Ya Muhammed sen ilahlarımıza dil uzatacak, onlara tapmaktan men edecek değil misin? Söylediklerinin hak gerçek olduğunu bilsem seni üzmezdim inan. Efendimiz ayrıldıktan sonra bana döndü. “Vallahi Muhammed’in söyledikleri haktır ve gerçektir! Biz ona çocukluk yıllarımızda da Muhammed-ül Emin derdik. - Peki seni iman etmekten alıkoyan ne? - Müslüman olursam kadınların arkamdan gülüşmesinden korkuyorum “Koca Amr, Abdulmuttalib’in yetimine tabi oldu” derler ki dayanamam buna. *** Ebu Cehil’in başka sebepleri de (!) vardır ayrıca. “Biz (Mahzumoğulları)” der, “Şan şeref hususunda yıllardır Abd-i Menaf oğullarıyla çekiştik durduk. Onlardan yemek yedirenler, bağış yapanlar çıktı... Bizden de... Onlardan şairler, silahşorlar çıktı. Bizden de... Onlardan arabuluculuk yapanlar, diyet yüklenenler çıktı... Bizden de... Kabe’nin hicabe hizmetine talip oldular, “peki” dedik. Nedve, sikaye (su dağıtma) ve liva hizmetini aldılar, ses etmedik. Onlarla kulak kulağa giden iki yarış atı durumuna gelmiştik ki bizden “Resul çıktı” dediler! İşte bunun dengini bulamazdık. Ya kabul etmeliydik, ya inkâr!.. YARIN: KUR’AN KARŞISINDA ACİZ KALDILAR RAMAZAN ÖZEL SAYFASI 14 Ramazân 1433 ÖZEL HABER Hayrettin TURAN İslam sayesinde kendimi buldum "Kelime-i şahadet getirdiğim an gözyaşlarımı tutamadım ve içime bir huzur doğdu. Ve işte bu dedim, işte bu! Artık çok mutluydum..." İslamiyet'le şereflenenler, bütün dünya ülkelerinde olduğu gibi Danimarka'da da büyük artış gösteriyor. 20 yaşındaki Sasha Kommer de bunlardan biri. İslam'ı seçtikten sonra Danimarka'nın en gözde dergilerinden "Bazar"a kapak olan genç kız, din değiştirmeden önce ailece Hıristiyanlık inancını pek yaşamadıklarını sadece Noel'i kutladıklarını söylüyor. Kopenhag'da okurken Müslüman kız arkadaşlar edindiğini belirten Kommer, "Onların bizlere göre çok daha huzurlu olduklarını gördüm. Sorularıma verdikleri cevapların beni yavaş yavaş etkilediğini hissettim. Gazetelerde İslamiyet'le ilgili okuduğum pek çok şeyin gerçeklerden uzak ve önyargılı olduğunu anladım. Merakım daha da artmaya başladı ve İslamiyet'i araştırdım. Arkadaşlarım beni İslam Kültür Merkezi'ne götürdü ve orada kelime-i şahadet getirdim. Oradaki bütün kadınlar her bir kelimeyi tekrar ediyorlardı, bazıları da ağlıyordu. Ben de gözyaşlarımı tutamadım ve içime bir huzur doğduğunu hissettim. Ve işte bu dedim, işte bu! Artık çok mutluydum..." Safia Aoudes de Müslüman olan Danimarkalı bir avukat. "Hukuk fakültesinde Müslüman kız arkadaşlarımın Allah'a olan inançları, samimi ibadetleri çok hoşuma gitmişti" diyor ve şöyle devam ediyor: "Onların yanında kendimi yabancı hissetmiyordum. Bana "Müslüman ol!" telkiniyle hiç karşılaşmadım "Bizde böyle, sizde nasıl?" ifadesi sohbetlerimizin kilit cümlesiydi çoğu zaman. İslam'ın değer sistemleri bizimkilerden çok farklıydı. Stresten uzak, her şeyi Allah için yapmak gerektiği benim için çok önemliydi. Şimdi bir avukat olarak Danimarkalıların önyargılarını benim gibi yıkacak birçok kişinin Müslüman olacağına inancım tam..." Hadis-i Şerif Şüphesiz Allah 'azze ve celle' ramazanın her gecesinde altı yüz bin cehennemliği kurtarır. Ramazanın son gecesi olunca, ramazan ayı boyunca kurtardıklarının toplamı kadarını daha kurtarır. Nazar Duâsı Peygamberimiz, hoşa giden bir şeyi görünce, "Maşaallah la kuvvete illa billah" denirse o şeye nazar değemez" buyurdu. Fatiha, Âyet-el kürsi ve dört kul [Kâfirun, İhlas, Felak, Nas sureleri] 7şer defa okunup hastaya üflenirse, büyü, nazar ve her dert için iyi gelir. Bir hadis-i şerifte, (Sabah akşam, [Besmele ile] 3 defa "Bismillâhillezi lâ yedurru ma'asmihi şey'ün fil Erdı ve lâ fissemâi ve hüvessemi'ul alim" okuyan, büyü ve nazardan korunur) buyuruldu. (İ. Mace) Fırında sebze > 1 adet patlıcan > 2 adet kabak > 2 adet domates > 2 adet patates > 2 adet soğan > 1 çorba kaşığı sıvı yağ > 1 çay kaşığı sirke > 1 çay kaşığı tuz. Sosu için: > 4 çorba kaşığı zeytinyağı > 1 çay kaşığı kekik Sebzelerin kabuklarını soyup halka halka doğrayın. Tepsiye dizdiğiniz sebzeleri yağsız bir şekilde kızartın. Soğanı ince ince doğrayıp yağda kavurun tuz ve kekiği de ilave edip halka halka doğradığınız domatesleri de üzerine koyup bir süre pişirin. Bu karışımı fırından çıkardığınız sebzelerin üzerine dökün. Ardından bir miktar su ilave edip zeytinyağı, sirke, tuz ve kekiğini de serpip tekrar fırına verin. >> Fırında sebze, domatesli pirinç çorbası ve limonlu pelte tariflerini "http://yemekzevki.tv"den izleyebilirsiniz.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT