BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Müşrikler Kur’an-ı kerim karşısında aciz kaldılar

Müşrikler Kur’an-ı kerim karşısında aciz kaldılar

Eğer Kur’an inecek idiyse neden yaşlı, zengin, itibarlı birine inmemiştir? Nitekim Velîd bin Mugîre “Ben Kureyş’in önderi değil miyim” der, “hadi Kur’an bana gelmedi, bari Ümeyye bin Halef’e gelecek olsa...” Ebû Cehil, Peygamber Efendimizin “Allah’ım, iki Ömer’den biriyle bu dini kuvvetlendir” duasının muhataplarından biridir. Oğlu İkrime, kardeşlerinden Seleme ve Haris (Radıyallahu anhüm) Müslüman olur, büyük hizmetler yaparlar.



Efendimiz’inizinde-15 M. SAİD ARVAS yazıyor msarvas@ihlas.net.tr Ebu Cehil birçok mucizeye şahit olur. Bir keresinde Allah’ın Resulüne “Elimdekini bil iman edeceğim” der. Avucundaki taşlardan ses gelir: “Eşhedü en la ilahe illallah...” Ay’ın ikiye bölünmesini de gözüyle görür ama “göz boyadın” der inkâra kaçar. Hâlbuki yoldan gelen kervancılara sorar, hadiseye şahit olmuşlardır! Müşrik önderleri neyin hak neyin batıl olduğunun farkındadır. Halkı âyet-i kerîmeleri dinlemekten meneder ama kendileri geceleri gizlice efendimizin evine yaklaşır bir köşeye saklanırlar. Resul-ü zişan Kur’an-ı kerim tilavetine başlayınca kulaklarını dört açarlar. Ortalık aydınlanınca birbirlerini görür, ayıplar, “bir daha böyle yapmayalım” der, dağılırlar. Laf!.. Ertesi gece yine orada olacaktırlar. Gel gelelim bu kutlu kaynaktan yudumlamak varken kin kusar, bilerek isteyerek Allahü teâlâya meydan okurlar. Eğer Kur’an inecek idiyse neden yaşlı, zengin, itibarlı birine inmemiştir? Nitekim Velid bin Mugire “Ben Kureyş’in önderi değil miyim” der, “hadi Kur’an bana gelmedi, bari Ümeyye bin Halef’e gelecek olsa...” Yahut Sakif kabilesinin ulu kişisi Umeyru’s Sakafi’ye... Ya da Ey Abdüşşems’in babası senin gibi birine! Müşrikler müstehzi ve alaycıdırlar. Sırf Efendimizi üzmek için (Haşa) “Allah peygamberlik için senden başkasını bulamadı mı?” diye sorarlar. Münkirler, halk arasında “Muhammed kâhindir, mecnundur, şairdir, sahirdir” deseler de bir araya gelince sus pus olurlar. Nitekim Velîd bin Mugîre (Ebu Cehîl’in amcası, Halid bin Velid’in babası olur) “Hayır” der, “onun okudukları kâhin fısıltısı olamaz. Biz, kâhinleri biliriz. Sürekli yalan söylerler. Ama Muhammed asla yalan konuşmaz. O mecnun da değildir. Deliliğin ne olduğunu biliriz, onun şuurlu olduğu gün gibi ortada. O şair de değildir. Biz şiirin her çeşidini biliriz. Onun okudukları çok başka! Sihirbaz da değil, düğümlerle, kemiklerle uğraşmaz. Velîd bin Muğîre, Kur’an-ı kerime olan hayranlığını saklamaz. Nahl suresinin 90. ayet-i kerimesini duyunca (cuma hutbesinin sonunda okunan) “Vallahi” der, “bu sözde öyle bir halavet (tatlılık) öyle bir güzellik ve parlaklık var ki... Sanki sulak yerde bitmiş, tepesi bol yemişli gümrah bir ağaç gibi... Hayır bu beşer sözü olamaz!” Ebu Cehil bakar, en güçlü müttefikini kaybedecek, damarına basar. “Duydun mu” der “Müslümanlar senin için sadaka topluyorlar. Güya sen fakirleşmişsin de, bir kaç kuruş sebeplenmek için yanaşmışsın onlara!” -Kim ben mi? Asla! Aslında görmüş geçirmiş insanlardır, varlıklıdırlar, aristokrattırlar. Buna rağmen küçülür, basitleşirler. Koca koca adamlar (ve kadınlar) Fahr-i âlemin kapısı önüne pislik dökecek, diken serpecek kadar çocuklaşırlar. Namaz kılarken üzerine deve işkembesi atar, kahkahadan kırılırlar. İki cihan Serveri İslâm’ı tebliğ ederken, peşi sıra dolanıp sırnaşır, sulu sulu konuşurlar. Eziyet gün be gün artar. Hele kendi kölelerinin, çocuklarının iman ettiğini öğrenince çileden çıkarlar. Habeşli Bilal’in (Radıyallahu anh) yaşadıklarını hepimiz biliyoruz... Ebu Cehil, kölesi Zinnire’nin gözüne o kadar çok vurur ki, biçare kadıncağızın dünyası kararır sonunda... Sümeyye validemizi ise kollarından bacaklarından develere bağlar. Hayvanları aksi yönlere sürüp eklemlerini ayırırlar. Öylesine kin yüklüdür ki annesi yaşındaki kadını mızraklamaktan utanmaz. Müslüman olan kardeşi Seleme’ye de söver, sayar, günlerce aç, susuz koyar. Müşrik önderleri zaman zaman Ebu Talib’e gelir, gülünç tekliflerde bulunurlar: “Söyle Muhammed’e mal, para ne isterse verelim, en güzel kızlarla evlendirelim. Başımıza idareci yapalım hatta... Yeter ki vazgeçsin bu sevdadan.” Resulü zişanın cevabı muhteşemdir: “Sağ elime güneşi, sol elime ayı verseler de vazgeçmem. Ya Allahü teâlâ’nın dînini cihana yayarım, ya da canımı feda ederim yoluna!” Ve gülünç ötesi bir teklif daha: “Ya Ebu Talip sen bize yeğenini ver. Biz de yakışıklı becerikli bir genç verelim sana!” Ebu Talip “bu da lâf mı yani” der, “ben biricik yeğenimi vereyim öldürün, sonra besletmek için çocuğunuzu yollayın bana!” Ebu Cehil hem hakkı bilmekte öndedir, hem de inkârda. Bir keresinde secdeye kapandığında Efendimizin başını ezmeye kalkar. İrice bir taşı kaldırır ve adeta donar. Sorarlar n’oldu? “Sormayın” der “yanında benzerini görmediğim bir canavar vardı, saldıracaktı az daha!” GÖRÜR AMA İNKÂR EDER Ebu Cehil, Peygamber Efendimizin birçok mucizesine şahit olur. Ay’ın ikiye bölünmesini de gözüyle görür ama “göz boyadın” der inkâra kaçar. Hâlbuki yoldan gelen kervancılara sorup, hadiseye şahit olmuştur! Müşriklerin önderi neyin hak neyin batıl olduğunun aslında farkındadır... Müşriklerin önderi olan Ebu Cehil’in öldürüldüğü Bedr kuyuları bölgesi. Küfrü inadi! Hazret-i Hamza yayla vurup da başını yardığında, adamları kılıçlarına sarılır, mukabeleye kalkarlar. Ebu Cehil onlara “hayır durun” der, “ben bunu hak ettim, siz karışmayın!” Korkusu Hazret-i Hamza’nın Müslüman olmasıdır, batıl davası için şahsi meseleleri erteleyebilir, geri adım da atar icabında. “Müminleri tecrit edelim, kimse onlara bir kâse süt, bir avuç buğday vermesin!” “Ambargo!” İşte bu ifritçe fikir de Ebu Cehil’in kafasından çıkar. Kureyşliler kervancılıkla geçindikleri için yolları üzerindeki kabilelerle takışmamaya çalışırlar. Mesela sırf Gıfarlı olduğu için Ebu Zer Hazretlerini sineye çeker, söylediklerini yutarlar. Hâlbuki şimdi Medineli Müslümanların tehdidi altındadırlar. Hicret edenlerin mallarını yağmaladıklarına göre, onlara da yol kesmek gibi bir hak doğar. Ebu Cehil güya Şam kervanını korumak için ordu toplamıştır. Yolda kervanın sağ salim Mekke’ye ulaştığı duyulur ama o dönmeye yanaşmaz. Israrla “Medine’yi basalım” der, gönülsüzleri alaya alır, korkaklıkla suçlar. Öyle ya Medineliler çok çok 300 kişi çıkarabilirler, üstelik çiftçidirler, dövüşmeyi bilmezler, talimsiz, donanımsızdırlar. Zaferinden emindir, ziller, defler, rakkaseler, muganniyeler... Mola yerlerinde develer kestirir, şölenler yapar. Dura kalka Bedr Kuyularına varırlar... UMMADIK TAŞ Abdurrahman bin Avf anlatır: Bedir’deydik, iki çocuk geldi “amca sen Ebu Cehil’i tanır mısın?” - Ne işiniz var onunla? - Efendimize pek eziyet etmiş, ahdettik koymayacağız yanına. “O ara Ebu Cehil’i gördüm devesi üzerindeydi, etrafında fedaileri, çembere almışlar. İşte dedim aradığınız orada. Hızla fırladılar o kadar ufak tefektiler ki süvarilerin altlarından geçebiliyorlardı pekâlâ. Ebû Cehil’in ayaklarına vurdular. Muhafızlar da onlara saldırdılar.” Hasılı Afra Hatun’un iki oğulcuğu Muaz ve Muavviz, o şedit kafiri alaşağı etmeyi başarırlar. Düşünebiliyor musunuz ilk defa kılıç tutan, ilk defa cenk meydanına çıkan, adsız, sansız iki Müslüman... Nasıl Nemrud’u bir sinek helak edip yıktıysa... Bu çok ağırına gider, daha da acısı yaralılar arasında yatarken rüzgâra karşı yürümekte zorlanan çelimsiz bir sahabi (Abdullah ibn-i Mesud) onu tanır, göğsüne basar. Bir Ömer olsa gam yemez oysa. Hani bir Ali olsa, bir Hamza olsa... “Sen orada ne arıyorsun koyun çobanı” der, “çıktığın yer dağlardan yüksektir haberin var mı?” - Ölmek üzeresin, bırak bu kibirli nutukları! - Savaşı kim kazandı? - Zafer İslam’ındır Elhamdülillah. - Ona söyle “düşmanlığım eksilmedi arttı!” - Yeis ve keder içinde öleceksin, yazık sana! Son talebine bakın: “Boynumu omzuma yakın kesin, kafam küçük görünmesin!” YARIN: ADİL VE BİLGE KRAL NECAŞİ ESHAME RAMAZAN ÖZEL SAYFASI 15 Ramazân 1433 ÖZEL HABER Hayrettin TURAN DANİMARKA'NIN SÜPER ÖĞRENCİSİ DE HAK DİNİ SEÇTİ Islamiyet bana şükretmeyi öğretti 5.5 milyon nüfuslu Danimarka'da yaşayan Müslümanların etkisiyle, her yıl ortalama 100 Danimarkalı, İslamiyet'le şereflenmek için başvuruyor. Resmi rakamlara göre 2012 yılı itibariyle Danimarka'da 248 bin Müslüman yaşıyor. Bunların büyük bir bölümü başkent Kopenhag'da bulunuyor. Danimarka'daki en büyük etnik grup ise Türk nüfusu... 1960'dan itibaren ülkeye göç eden Türklerin sayısı 1974'te 9 bin, 1980'de 15 bin iken bugün 78 bini geçmiş durumda. Danimarka'da Müslüman olanlarla birlikte, cami ve İslam merkezlerinin de sayısı hızla artıyor. Ülkede toplam 133 cami ve mescit bulunuyor. Gençlerin İslamiyet'e yönelmesinin ardında, Müslüman arkadaşlarından etkilenme ve arayışları yatıyor. Göçmen Müslümanlarla iç içe yaşayan 7 bin Danimarkalı genç, dinini değiştirerek Müslüman oldu. Bu artışta Türk nüfusunun payı oldukça yüksek... İslam'la şereflenen gençlerden biri olan Katrine Nilsson, Danimarka'nın süper ögrencisi... Üniversiteye giriş sınavında ülkedeki en yüksek puanı alarak büyük bir başarıya imza attı. Baş örtüsü ve Müslüman kimliğiyle dikkat çeken Nilsson'a medya da büyük ilgi gösterdi. Hukuk okumak istediğini söyleyen Katrine, "Her zaman Allah'a inandım. Annemin kanserden ölmesi beni çok etkilemişti. Bir vesile ile İslam'la tanışmak nasip oldu. Müslüman olmam, benim daha iyi bir insan olmamı sağladı. Herşeye daha pozitif bakabilmeyi ve şükretmesini öğrendim, artık daha huzurluyum. Hayran olduğum Peygamberimizin kişiliği de beni çok etkiledi" diyor. SAVAŞI İZLEMEYE GELDİ Japon gazeteci Müslüman oldu Suriye'deki olayları izlemek için Lazkiye'de Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) ile hareket eden Japon gazeteci Mitzuyuşi Ivaş, Müslüman oldu. Mustafa adını alan Mitzuyuşi Ivaş, ÖSO'nun Türkmen taburundaki askerlerin sadakat ve sebatından etkilenerek kendi iradesiyle İslam dinini seçtiğini belirtti. Ivaş, "Onlar gibi abdest aldım, namaz kıldım. Onların telkinleriyle kelime-i şehadet getirdim" diye konuştu. Hadis-i Şerif Her kim özrü olmadığı halde ramazanda oruç tutmazsa, bir sene oruç tutsa bile onun sevabına kavuşamaz. [Ebu Davud, Tirmizi, İbni Mace, Beyheki] Resûlullahı rüyada görmek için dua... Rüyasında Peygamber Efendimizi görmek isteyen, ona çok salevât getirmeli ve şu duâyı çok okumalıdır: "Allahümme rabbel beledil-harâm veş-şehril harâmi vel-hılli verrükni vel-harâmı ver-rükni vel-makam ikra' alâ rûhi Muhammedin minesselâm." Ebû Hüreyre hazretleri, Resûlullah'tan bildirir, "Cuma gecesi iki rekât namaz kılıp, her rekâtında bir Fâtihadan sonra bir Âyete'l-kürsî, on beş İhlâs okuyup selâm verdikten sonra bana bin salevât okuyan, öbür Cumaya varmadan beni rüyada görür" buyurdu. Patatesli Sahan Köfte MALZEMELER > 400 gr kıyma > 1 adet soğan > 1 dilim ekmek içi > 2 adet patates > 2 adet sivribiber > 2 adet domates > 2 diş sarımsak > 1 çorba kaşığı margarin > Yarım bardak su > 1 çay kaşığı tuz ve kimyon Kıymayı; ıslatılmış ekmek içi, rendelenmiş soğan, tuz ve kimyon ile birlikte yoğurun. Patatesleri de verevine doğrayın. İri iri köfteler yapıp sırası ile köftelerle birlikte üst üste tencereye dizin. Üzerine halka halka doğranmış soğanları, biberi ve rendelenmiş sarımsağı ilave edin. En son bir miktar su ile tereyağı veya zeytinyağını da katıp ocakta pişirin. Patatesli sahan köfte, sigara böreği ve fırında sütlaç tariflerini "http://yemekzevki.tv"den izleyebilirsiniz.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT