BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > ‘Çile’li yıllar -5-

‘Çile’li yıllar -5-

Babası, konakta yalnız kalan mağrur ve bir o kadar da ‘özentili’ babaannesiyle mirası tüketirken başka bir kadınla evlenir. Üniversiteye (Dar-ül fünun) kaydolacağı günü sabırsızlıkla bekleyen Necip Fazıl, anneciği ile birlikte, küçük dayısının fakir yuvasına sığınır.



Babası, konakta yalnız kalan mağrur ve bir o kadar da ‘özentili’ babaannesiyle mirası tüketirken başka bir kadınla evlenir. Üniversiteye (Dar-ül fünun) kaydolacağı günü sabırsızlıkla bekleyen Necip Fazıl, anneciği ile birlikte, küçük dayısının fakir yuvasına sığınır. Yeni mekana bir türlü alışamaz; büyük dayısının Erzurum’a tayininin çıkması üzerine, hep beraber oraya gitmeye karar verirler. Üniversitenin eşiğindeki Necip Fazıl, Anadolu ve Erzurum’la, bu denli yarı sürgün hayatıyla tanışır. Babasının ölümünü Erzurum’da öğrenecek; ilgisiz maddi bir babadan olduğu kadar, manevi olan ‘baba’ mefhumundan da büsbütün mahrum kalacaktır. Babanın bu ilgisiz tavrını ve onu kazanmadan kaybedişin travmasını, yıllar yılı; ‘beyin zarında sülük’ gibi taşıyacak ve onu ebediyen kaybedişinden 24 sene sonra, ‘Babadan Oğula’ diyerek bakın nasıl şiirleştirecektir: “Eve dönmez bir akşam; Ve gün yüzlü çocuğu, Sorar: nerede babam? Bakarlar, oldu bitti; Gelir derler çocuğa Baban attaya gitti. Uzar gider bu atta; Ve neler neler olmaz! Ve kim bilir ve hatta: Bir mahşer gerisinde Babası döner bir gün Oğlunun derisinde.” 17 yaşında, İstanbul’a küçük dayısının yanına döndü ve Dar-ül fünun Edebiyat Medresesi Felsefe Şubesi’ne girdi. Okul hocalarından M. Şekip Tunç ile dost oldu ve bu dostluğu yıllar boyu sürdürdü. Okulun yurdunda kalarak, okul ve Bab-ı ali çevresinde yeni dostluklar geliştirdi. H. Ali Yücel, A.Kudsi Tecer, A. Hamdi Tanpınar’la tanışıp arkadaş oldu. Vakit Gazetesine muhabir olarak girdi; orada R. Nuri Güntekin, Abdülhak H. Tahran, A. Emin Yalman ve Nizamettin Nazif gibi kalem erbabıyla tanıştı. Şiirlerini yayınlatmak için İkdam Gazetesinde çalışan Yakup Kadri’ye gidip, şiir defterini önüne kor ve; “Bu defterde benim şiirlerim.. Lütfen bir göz atar ve beğenirseniz, ‘Yeni Mecmua’da neşrine delalet edersiniz” diyerek çekip gider. Sabırsızlıkla mecmuanın çıkışını bekledi ve sayfalarını süratle karıştırıp, kendisine ait ‘Sevgilim’ şiirini gördü. Dergide devrin en ünlü edebiyatçıları yazıyordu; şiirinden etkiyenen ünlü şair Ahmet Haşim: “Çocuk, bu sesi nereden buldun sen?” demek zorunda kalacaktı. N. Fazıl 19 yaşında iken cumhuriyet ilan edilir. 1924 yılında açılan Avrupa için öğrencilik imtihanını kazanır ve; ver elini Paris... Sorbon Üniversitesi... Lokantada tanıştığı bir Türk’ten ‘poker’ oyununu öğrenir ve tutkulu bir şekilde kumara dadanır. Bakın nasıl: “Bütün bir mevsim, Paris’te gündüz ışığını görmedim. Paris’te gündüz nasıldır, haberim olmadı. Gün doğarken yatıyor, gecenin başlangıcında da hafakanlarla yatağımdan fırlayıp kulübe koşuyorum...” ..... NOT: Geçen haftaki “Çile’li yıllar -3-” başlıklı makalemde “ne bir insan, ne bir nebat ve ne de bir cemaat mevcut değildir” cümlesindeki “cemaat” kelimesi “cemat” olacaktır. Düzeltir özür dileriz...
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT