BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > İstiklâl Marşımız da bayrağımız da değiştirilemez

İstiklâl Marşımız da bayrağımız da değiştirilemez

Millî varlığımıza karşı, içeride ve dışarıda, çok ciddi tertipler var. Millet ve devlet olarak zor bir dönemden geçiyoruz.



Millî varlığımıza karşı, içeride ve dışarıda, çok ciddi tertipler var. Millet ve devlet olarak zor bir dönemden geçiyoruz. Evvela, binyıldan beri birlikte yaşadığımız, kendimizden saydığımız, devletimizin en önemli makamlarına oturttuğumuz, bakanlarımız, başbakanlarımız, cumhurbaşkanlarımız olduklarında, önlerinde el-pençe divan durduğumuz Kürt kardeşlerimiz içinden, bize “düşman” diyen, bizi “düşman olarak gören” bir güruh türedi. Vah! Eyvah! Bizim, aynı soydan geldiğimiz, aynı dini inanca mensup olduğumuz Alevi kardeşlerimiz var. Onların içinden bir grup da biz sizden değiliz! Biz Aleviyiz” diyerek kenara çekiliyorlar. Vah! Vah! Vah. Konumuzu bilenler kabul edeceklerdir: Bunar çok önemli çekişmelerdir. Bir de Doğu ve Batı dünyasının 1071 zaferinden beri, üzerimizde uyguladıkları bir ŞARK MESELESİ var. Demek ki hem içeriden, hem de dışarıdan, bizi bitirmek isteyenlerle karşı karşıyayız. Alevi şairimiz Aşık Veysel ne kadar doğru söylemiş: Veysel, sapma sağa sola Sen Allahtan birlik dile İkilikten gelir bela Dâvâ insanlık dâvâsı. Dün de, bugün de, birtakım insanlar Türk isminden rahatsızlık duyuyorlar. “Anayasamızdan Türk kelimesi çıksın” diye çırpınıyorlar. Niçin? Türk, kimin tavuğuna kış! kış! kış! demiş? İstiklâl Marşımızın ve bayrağımızın da değiştirilmesini isteyenler, gafletlerini-ihanetlerini ilân ediyorlar! Gerekçelerine bakın: “Efendim İstiklâl Marşımızın bestesi güzel değilmiş. Söylenmesi zormuş? Olabilir. Onu zor bulanlar seslerini kesmelidirler. Susmalı ve İstiklâl Marşımızdaki o muhteşem ruhun mânâsını düşünmelidirler. Bizim özbeöz annelerimiz babalarımız, ninelerimiz, dedelerimiz... diğer anneler, babalar, nineler kadar güzel olmayabilirler. Güzellik gerekçesiyle annelerimizi, babalarımızı reddetmek ne kadar soysuzluksa İstiklâl Marşımızı “okuması kolay değil” gerekçesiyle ayağa kalkmak da o kadar soysuzluktur. “Şinanay yavrum şinanay nay!” nakaratlı bir türküyü, hep bir ağızdan güle-oynaya söyleyebiliriz. Ama hiçbirimiz ondan İstiklâl Marşımızdaki o muhteşem ruhu hissedemeyiz. Azerbaycan edebiyatının önde gelen isimlerinden Prof. Dr. Şair, Bahtiyar Vahabzade bana demişti ki: “25 İslâm devletinin ve yeni kurulan Türk Cumhuriyetlerinin millî marşlarını dikkatle inceledim. Gördüm ki, içlerinde en güzel, en muhteşem millî marşı Türkiye Türkleri söylüyorlar!” Âkif’in sağlığında da Milli Marşımızı değiştirmek isteyenler oldu. Bunlar, Âkif-Fikret çatışmasında Fikret’in ruhuyla yaşayan Allaha söven zavallı zangoçlardı. Bunlar İstiklâl Marşımızda geçen: Milletimiz, kahraman ırkımız... Vatanımız, hür yaşamak cehdimiz, Yaradanımız mabetlerimiz, ezanlarımız, dinimiz, cennetimiz, şehitlerimiz... gibi kelimelerden bu kelimeleri ifade ettikleri kültür köklerimizden katiyyen hoşlanmayan kalpleri mühürlü nasipsizlerdir. Şimdi birtakım şarhoş ağızlar, Batı dünyasının içimizdeki yeniçerileriyle birlikte başkaldırıyorlar. İstiklâl Marşımız, sadece Millî Mücadelemizin değil baştan sona bütün tarihimizin muhteşem ifadesidir. Bayrağımız, bütün dünya milletlerinin bayrakları içinde en güzel ama en güzel olanıdır. Türkiye’de yaşayan herkesin namusu, şerefi, hürriyeti... o bayrağın dalgalanması sayesindedir. Anamın nasihatiyle benim dilimde, altmış yıldan beri beddua yoktu. Ama birtakım kimseler, beni zorla dua çizgisinin dışına çektiler: Ekmeğimiz, suyumuz, toprağımız, vatanımız bu gafiller ve hainler güruhuna haram olsun! Haram olsun! Haram olsun! Başlarına Türkiye büyüklüğünde taş düşsün!
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT