BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Uhud bizi sever biz Uhud’u severiz

Uhud bizi sever biz Uhud’u severiz

Zu Ayn, Medine’de bir dağ... Şehir merkezinden yürüyerek bir saat uzakta... Sair dağlardan munfasıl ve mütavahhid (tek başına) olduğu için Uhud denir ona. Peygamber Efendimiz “Bir peygamber zırhını giydi mi çıkarmaz” buyururlar, “Ta ki Hak teâlâ onunla düşmanı arasında hükmünü verinceye kadar!”



M. SAİD ARVAS yazıyor msarvas@ihlas.net.tr Kureyşliler Bedr Gâzasında ummadıkları bir mağlubiyet alırlar. Başta Ebu Cehil olmak üzere küfür önderleri katledilince hazmedemez, intikam peşinde koşarlar. Kârlı bir ticaret yapınca, 3 bin kişilik bir ordu hazırlar, yola çıkarlar. Yedi yüzü zırhlıdır, iki yüz atları, üç bin develeri vardır. Ayrıca 15 kadın bulunur yanlarında. Hazret-i Abbas Mekke’den gizlice bir mektup yollar, sayıları ve silahları hakkında malumat verir tafsilatıyla. Efendimiz o günlerde bir rüya görmüştür. Bazı inekler boğazlanmıştır. Kan vardır ortada... Server-i kainat Medine içinde bir savunma savaşı yapmaktan yanadırlar. Müşrikleri bilmedikleri sokaklara çekecek, mücadeleyi daha az zayiatla atlatacaktırlar. Her ev bir kale olacak, düşman üzerine ok taş yağdıracaktırlar. Efendimiz istişareye ehemmiyet verirler, eshabını toplar fikirlerini sorar. Bedr’e katılamayan gençleri heyacan basar, meydan savaşı yapmayı arzularlar. Efendimiz de ekseriyetin reyine uyar. Zırhını giymek için ayrılırlar. Sa’d bin Muaz ve Useyd bin Hudayr (Radıyallahu anhüm), gençlere “iyi yapmadınız” derler “belli ki Efendimizin bir tedbiri var.” Gençler pişman olur. İkindi namazını kıldıktan sonra mahcup bir yüzle gelir “Ya Resulallah” derler, “maksadımız muhalefet değildi, sen bize bakma!” Efendimiz “Bir peygamber zırhını giydi mi çıkarmaz” buyurur, “Ta ki Hak teâlâ onunla düşmanı arasında hükmünü verinceye kadar!” Efendimiz üç sancak hazırlatır, birini Allah’ın aslanı Ali bin Ebi Talib’e verirler. Birini Useyd bin Hudayr’a, birini Umeyr oğlu Musab’a. 900 kişi ile yola çıkarlar. Ancak 300 münafık Uhud’dan geri döner, onları yalnız bırakırlar. Efendimiz Okçular tepesine 50 okçu bırakır. Başlarına Abdullah bin Cübeyr’i emir tayin ederler. Ve o ikaz: “Yerinizden asla ayrılmayacaksınız. Velev ki kuşların gelip cesetlerimizi gagaladığını görseniz bile!” Gidip bakarsanız Okçular tepesi ile Uhud Dağı arasında hayli mesafe vardır ki bir okçu o mesafeyi kontrol altında tutamaz. Ancak o yıllarda dağın eteklerinde yüksek duvarlı hurma bahçeleri yer alır. Dağı dolanan süvariler gelip tepeye çarpar. Müminler Uhud’da ölümüne vuruşurlar. Ebu Dücane hazretleri kılıcının hakkını verir, Hamza ve Hanzala (Radıyallahu anhüm) adeta destan yazar. Kureyş safları bozulur, ağırlıklarını bırakıp kaçışmaya başlarlar. Kadınları feryat figan... İşte zafer budur, kazandılar. Okçular yerlerinde duramaz, Abdullah bin Cübeyr ‘ayrılmayın’ dese de meydana dalarlar. O zaman Kureyş saflarında olan Halid bin Velid fırsatı kaçırmaz. Yanındaki süvarilerle dağı dolanır, Müslümanlar arada kalırlar. Büyük bir kargaşa yaşanır, güzide sahabeler şehit olurlar. Ama Efendim niye öyle yaptılar? İbret... Zaten ders burada! Sanki biz her gün değişik bahanelerle okçu tepelerini terk etmiyoruz da... Efendimiz beş on sahabi ile dağa çıkar, sırtlarını mağara ağzına verir, “göze göz, dişe diş” savaşırlar. Hazreti Sa’d bin Ebi Vâkkas muhteşem bir nişancıdır, okunu iğrenin deliğinden geçirir adeta. Efendimiz biteviye ok verir “at ya Sa’d” buyururlar. Müşrikler de boş durmaz, müminlere ok, taş, kargı yağdırırlar. Talha bin Ubeydullah bakar bir ok Efendimize doğru geliyor tereddütsüz elini uzatır. Avucu paramparça! Oklardan biri Hazreti Katade’nin gözünü çıkarır. Efendimiz gözü yuvasına koyar ki o günden sonra göz ağrısı duymayacaktır bir daha. Abdullah bin Cahş’ın kılıcı kırılır Efendimiz ona bir dal parçası verirler, kılıçtan aşağı kalmaz. Bunu Mutasım devrinde satılığa çıkaracaklar, Boğa adlı bir Türk Beyi alacaktır. Hazret-i Mus’ab, Efendimize çok benzeyen sahabilerden biridir. Bu yüzden hedef olur bir kolu kopar sancağı bırakmaz. İki kolu kopar yine bırakmaz. Omzuyla göğsüyle dişiyle sarılır, bayrağı dik tutar. İbn-i Kamia adlı kafir tarafından şehid edilir. Müşrikler, “Muhammed öldü! Muhammed öldü” diye çığlıklanırlar. Müslümanlar aksine gayrete gelir, toparlanırlar. Eğer Efendimiz şehid olduysa yaşamanın ne mânâsı var? Resul-i Ekrem’in hayatta olduğunu anlayınca etrafında halkalanırlar. Müşrikler can hıraş saldırır, nasıl taş yağmuru, sivri sivri kayalar. Ukbe bedbahtı, Server-i âlemin mübarek dudaklarını patlatır, inci dişini kırar. İbn-i Hişam nurlu alınlarını kanatır, İbn-i Kamia yanaklarından yaralar. Bu arada tolgaları ezilir, miğferin halkaları kopup mübarek yanaklarına batar. Ebu Ubeyde bin Cerrah dişleri ile tutup çıkarır. O hengamede dengelerini kaybedip çukara yuvarlanırlar ki son anda Hazret-i Ali ellerinden tutar. Talha bin Ubeydullah kucaklayıp kaldırır ayağa. Efendimiz o zor anlarda bile ellerini açar. “Ya Rabbi sen kavmimi mağfiret eyle” diye dua buyururlar, “bilmiyorlar! Bilseler böyle yapmazlar!” Yüzü suyu hürmetine Kainatın yaratıldığı serverin yüzü kan içindedir... Elleriyle silerler. Eğer tek damla yeryüzüne düşse. Azab-ı ilahi iner mazallah... Efendimizin dişi kırılacak da benimki sağlam duracak. Aşık dayanır mı buna, Üveys (Veysel Karani) hadiseyi duyunca eline bir taş alır ağzını açar. İyi de Fahr-i alemin kırılan dişi hangisidir acaba? İşi şansa bırakmaz, o mu bu mu derken bütün dişlerini kırar. O gün Uhud’da yetmiş şehit verilir. Müşrik kadınları şühedanın kulaklarını burunlarını keser akılları sıra intikam alırlar. Hazret-i Hamza’nın başına gelenleri biliyorsunuz. Vahşi (radıyallahu anh) yıllar sonra Yemame’de Müseylemet-ül Kezzab’ı da devirecek, büyük bir fitneyi bitirecektir Evet aynı mızrakla!.. Kureyşliler çekilirken “yüce Hübel” diye bağırırlar. Müslümanlar cevap verir. “Allahüekber” Meydana sükunet gelince Hazret-i Ali kalkanı ile su getirir. Efendimiz abdest alır, öğle namazını kılar. Medine’nin kadınları yetişirler. Fatıma validemiz hasır yakıp Efendimizin yaralarını sarar. Hace-i Kâinat, ekmeli tehiyyat hazretleri şehidlerin yanına gelirler. “Bunların Allah yolunda maktul olduğuna şahidim. Hak teâlâ kıyamet gününde kabrinden şu halde çıkarır ki yarasından al kanlar akıyor. Mis gibi kokuyor.” Müşrikler bir fersah kadar çekilir, karargâhlarına kapanırlar. Efendimiz ertesi gün sabah namazı ile bir takip harekâtı başlatırlar. Mücahidler yorgun ve yaralıdır ancak firesiz katılırlar. İslam ordusu Hamra-ül Esed’e ulaşır, büyük ateşler yakar. Kureyşlilerin yüreğine korku düşer, alel acele Mekke’ye kaçarlar. Uhud’da bir sel yatağı vardır. Cenkten 46 yıl sonra sular toprağı yarar, naaşlar ortaya çıkar. Nasıl güzel bir rayiha, kervanla misk geçse bu kadar olmaz. Ki hâlâ öyledir, gün battı mı Uhud çiçek çiçek açar, şehid şehid kokar. Kabrleri sel yatağından biraz uzağa naklederler ki hiçbiri çürümemiştir. Şühedadan Amr bin Cemuh’un eli yarasındadır. Elini kaldırırlar, taptaze kan sızar. Server-i Kâinat etrafında kalan beş on sahabe ile bu kayalıklara sığınır, hücuma karşı koyarlar. Mübarek dişleri burada kırılır, miğferinin tokası yanaklarına batar. Fotoğraflar: İrfan ÖZFATURA FEDAKE EBİ VE ÜMMİ Sümeyra validemiz sadıklardandır. Cenk öncesi oğullarına, kocasına “eğer” der, “Resullullaha bir şey olursa gelmeyin buraya!” O gün hamur yoğurmaktadır. Bir ara Medine’de Efendimizin şehid olduğuna dair haberler dolanır. Tekneyi attığı gibi Uhud’a koşar. Elinin hamuruyla... Derler “bak babanın na’şı burada!” - Siz Efendimizi gösterin bana! - İşte kardeşin şurada şehid düştü. - Efendimizi gösterin bana! - Kocanın na’aşı... Oğulların Numan ve Süleym’in na’aşları... - Efendimizi gösterin bana. Resul-i Ekremi sağ salim görünce haykırır “Fedake ebi ve ümmi ya Resulallah!” Anam babam feda olsun sana! YARIN: UHUD’DAN İNSAN MANZARALARI
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 108434
    % 1.41
  • 3.6557
    % -0.44
  • 4.3303
    % 0.04
  • 4.8255
    % -0.61
  • 151.471
    % 0.03
 
 
 
 
 
KAPAT