BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Küçük bedenimin ilk ibadeti

Küçük bedenimin ilk ibadeti

“Pamuk ipliğine bağlı tüm güzellikler çocukluğumdan uzaklaştıkça benden kopuyordu. Ramazan ayları, mazideki en net anılarım arasındadır...”



Oruç tutmak, küçük bedenimin ilk ibadetiydi. Mahallede çocuk arkadaşlarımla oruç tutma yarışı yapardık. Ramazan boyunca kim daha çok oruç tutarsa o galip gelirdi. Zayıf ve hassas bir bünyeye sahiptim. Çabuk hastalanırdım. Karın ağrısı ve mide bulantısı bedenimi sardığında annem acilen orucumu bozdururdu. Oruç tutmak için saatlerce direnişim, mideme vakitsiz giden gıdalarla son bulurdu. Kaybettiğim günün orucuna mağlup olarak mahcubiyete teslim olurdum. Güvercin taklası atarcasına oyun oynarken susuzluktan damağıma yapışan dilimi açmak için bahçedeki musluğa abanırdım. Avuçlarıma doldurduğum suyu tam içecekken orucum aklıma gelirdi. Avucumdaki suyu, kuruyan dudaklarıma değdiremeden orucumu hatırlamak, serap görmekle eş değerde olurdu. Hararet yapan bedenimin suyla buluşacağı an, aklıma gelen orucum suyun kıymetini bana anlatır gibiydi. Annem, unutarak yenilip içilenlerin melekler tarafından ikram edildiğini söylerdi. Bu güzel ikrama nail olmak için ne çok dua ederdim. Kardeşimle iftara ramak kala ezanı dinlemek için dışarı çıkardık. Mahallenin aşağı kısmındaki çocukların yanına koşar adımlarla gidip hep birlikte ezanı beklerdik. Birbirimize tuttuğumuz oruç sayısını anlatırdık En çok oruç tutan günün galibi olurdu. On dakika gibi kısa bir sürede çocukça iftar muhabbeti yaparken gözümüz, kulağımız ezan sesi ve top atışında olurdu. Ezan ve beraberinde top sesini duyduğumuz anda sohbeti ertesi gün devam etmek üzere olduğu yerde bırakır zaman kaybetmeden iftar sofrasına koşardık. Hastalanmadan açlık ve susuzluğa direnip iftara eriştiğimde, sahip olduğum orucumu kendime saklamazdım. Çocuk ruhumda bencilliğe hiç yer yoktu. Çetin bir mücadeleden geçerek orucumu en kıymetlilerime sunmaktan büyük haz alırdım. Babam, ona hediye ettiğim her orucumda beni çikolata ile mutlu ederdi. İftar sonrası verilen o çikolata bugüne kadar yediğim en leziz tatlıydı. Annem ise toka ve takılarla mükâfatlandırırdı. Mahalleye gelen seyyar satıcılardan aldığı tokaları saçıma takarken oruç tutmanın sanki dünyadaki mükâfatlarına erişirdim. Çocukluğumu kaybettikçe bencillik de benliğime yerleşiyordu sanki. Çocukluğumdaki cömertliğim zamanla mutasyona uğramıştı. Manevi hediyelerin yerine para ile satın aldığım hediyeleri sunmaya başlamıştım. Çalar saat, komşu çocukları, ramazan davulcusu... Sahur vakti uykudan uyanamamak gibi bir şık yoktu çocukluğumda. Konu komşu herkes birbirinden mesuldü. Birbirini gözetir kollardı. Devamı yarın... > Yazışma adresi: Türkiye Gazetesi İhlas Medya Plaza 29 Ekim Caddesi, 34197 Yenibosna/İstanbul Faks: (0212) 454 31 00
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT