BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Dış politikanın yürütülmesinde askerî gücün önemi

Dış politikanın yürütülmesinde askerî gücün önemi

Milli gücün hesaplanmasında askerî gücün ön plana çıktığını söyleyebiliriz. Fakat “en büyük orduya sahip olan devlet, dünyanın en güçlü devletidir” demek doğru değildir... Eğer bir devlet, başkalarının ona saldırmasını ya da saldırma tehdidinde bulunmasını engelleyebiliyorsa, bölgesel ya da küresel seviyede güçlü bir devlet sayılır...



Bir devletin uluslararası alandaki gücü temelde iki göstergeye bakılarak ölçülür. Birincisi ikna kabiliyetidir. Yani, söz konusu devletin kendi çıkarları doğrultusunda politikaları uygulamaya çalışırken, diğer devletlerin de ona uygun hareket etmesini sağlamasıdır. Bunun rızaya dayalı olması tercih edilir. Ama illa öyle olacak diye bir kural yoktur. İkinci unsur ise caydırıcılıktır. Eğer bir devlet, başkalarının ona saldırmasını ya da saldırma tehdidinde bulunmasını engelleyebiliyorsa, devletin etkinlik alanının hacmine bağlı olarak, bölgesel ya da küresel seviyede güçlü bir devlet sayılır. Yukarıdaki iki güçlülük göstergesi de, “milli güç unsurları” olarak adlandırılan hususların gelişmişlik seviyesine göre artar ya da azalır. 19. Yüzyılın sonundan itibaren jeopolitik ve strateji alanlarının gelişmesiyle birlikte, “milli gücün” nasıl ve hangi değişkenlere dayanılarak tanımlanabileceğine dair çalışmalar hız kazanmıştır. Bilhassa, Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Uluslararası İlişkiler kendi başına bir bilimsel disiplin olarak belirginleşmeye başlayınca, bu yeni disiplinin öncelikli çalışma alanlarından biri de, devletlerin güçlerinin ve performanslarının bilimsel olarak ölçülebileceği bir yöntemin geliştirilmesi olmuştur. Uluslararası ilişkiler akademisyenlerinin, uzmanların ve stratejik çalışmalarla iştigal edenlerin neredeyse 90 yıla yaklaşan çalışmaları sonucunda, üzerinde mutabakata varılmış bir milli güç tanımından bahsetmemiz mümkün değildir. Hangi uluslararası ilişkiler yaklaşımını benimsemiş olduğunuza bağlı olarak, “güç” kavramına yüklediğiniz anlam da değişebilir. Genel hatlarıyla bakıldığında, milli gücün “hesaplanmasında” askerî gücün ön plana çıktığını söyleyebiliriz. Lakin “en büyük orduya sahip olan devlet, dünyanın en güçlü devletidir” demek doğru değildir. Çok büyük bir orduya sahip olmak, uluslararası alanda istediklerini her zaman yaptırabilmek anlamına gelmez. Birinci ve İkinci Dünya Savaşları ve Soğuk Savaş dönemi, çok güçlü ordulara sahip olmalarına rağmen, politikalarını başka ülkelere benimsetmekte çok zorlanan ülke örnekleriyle doludur. Ama diğer taraftan, askerî gücü tamamen dışarıda bırakarak, sadece GSMH, büyüme hızı ve dış ticaret hacmi gibi ekonomik verilere bakılarak da güç hesaplaması yapmak ancak safdillik olur. “Yumuşak Güç” kavramını geliştiren teorisyenlerin askerî gücü devre dışı bırakan bir tutum içinde hiçbir zaman olmamalarına rağmen, “Yumuşak Güç” kavramını kitap ve makalelerden okuyup anlamaya ve kendi yerli teorilerine uyarlamaya çalışanların bazıları, “Sert Güç” unsurlarının uluslararası ilişkilerde hiç önemi yokmuş yanılgısına düşebilmektedirler. Hâlbuki bir devletin salt ekonomik gücünü öne çıkararak, bölgesel ve küresel hedeflerine ulaşmasına imkân yoktur. Yakın dönemde “Moral Güç” olarak nitelendirilmeye başlanan, “bir devletin sosyo-kültürel yapısı ve siyasal dinamizminin başka devletlerin dönüşmelerine yaptığı etki” de, “Moral Güç” sahibi devletin krizleri önleyebilecek ya da gerilimlere müdahale edebilecek nitelikte bir askerî güce sahip olmasına bağlıdır. Dahası, o devletin askerî gücünü, gerek duyduğunda gözünü kırpmadan kullanacağına dair yaygın bir algının oluşmuş olması da, “moral değerler ihracatını” daha anlamlı hale getirir. Aksi takdirde, güney komşularımızla ilişkilerimizin durumunda elan görülmekte olana benzer biçimde, dönüştürme gücü bir süre sonra, olayların gelişimine göre tavır almaya ve hiç olmazsa kendine yönelik olumsuzlukları ortadan kaldırma hedefine endekslenebilir. Başka ülkelerin siyasal ve ekonomik yapılarını dönüştürmeye çalışırken, öngörüsüzlük, strateji hataları, ekonomik ve askerî yetersizlikler gibi unsurlar sebebiyle hiç arzu etmediği sonuçlara katlanmak zorunda kalmış çok ülke vardır. Sonuç olarak, bir devletin gücünü sadece askerî güce indirgemek ne kadar yanlışsa, askerî gücü göz ardı ederek, iç siyasi dengelerde ordunun işlevini değiştirmek hedefine paralel biçimde, dış politikada da askerî gücü ikincil plana atmak o kadar yanlıştır. ABD Başkanlarından Theodore Roosevelt dış politika stratejisini bir cümleyle, “Yumuşak konuş ve büyük bir sopa taşı” şeklinde özetlemekteydi. Yumuşak Güç olma hevesindeki devletlerin, gerektiğinde bölgelerindeki arsızların kafasına indirecekleri bir sopaları yoksa Yumuşak Güç olmaları da mümkün değildir... >>> KÜRESEL GÜÇ: ABD ABD, kendini uzun zamandır küresel seviyede güçlü bir devlet olarak görmekte. Bugün dünyanın birçok noktasında üsleri bulunan ABD ordusu, kendisini tehdit eden ülkelere karşı teyakkuz halinde.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 104001
    % -1.26
  • 3.5061
    % 0.96
  • 4.1839
    % 0.36
  • 4.7509
    % 0.47
  • 145.618
    % -0.67
 
 
 
 
 
KAPAT