BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Bir garip hissetti kendini...

Bir garip hissetti kendini...

Yolculuk oldukça sakin geçiyordu. Oktay cam kenarında oturuyor, otobüse bindiğinden beri gözünü kırpmamış bir vaziyette dışarıyı seyrediyordu. Karanlıktan fazla bir şey görünmüyordu aslında.



Yolculuk oldukça sakin geçiyordu. Oktay cam kenarında oturuyor, otobüse bindiğinden beri gözünü kırpmamış bir vaziyette dışarıyı seyrediyordu. Karanlıktan fazla bir şey görünmüyordu aslında. Sadece yerleşim merkezlerinden geçerken onların ışıltısı dikkati çekiyordu. Fakat meskun olmayan yerlerde zifiri bir karanlık vardı. Ara sıra yol kenarındaki ağaçların karaltısı bir yıldırım hızıyla geçiveriyordu gözlerinin önünden o kadar. Fazla yıldızlı bir gece de değildi zaten. Gündüzden pusluydu hava. Ay hiç gözükmemişti gece boyunca. Hep bulutların arkasındaydı, geceleri var olan tek ışığını da esirgemekteydi insanlardan. Anadolu’yu bir baştan bir başa katedecekti. Hiç bilmediği, aklına bile getirmediği yerlerden geçecek, kendi memleketine, doğduğu, annesinin yaşadığı bir yere gidecekti... garip bir duygu vardı yüreğinde. Sanki bütün bu yaşananlara hiç şaşırmamış gibi hissediyordu kendisini. Oysa ne büyük fırtınalar kopmuştu içinde duyduğu, gerçeği öğrendiği zamanlar... Arkasına yaslandı. Sadece otobüsün çıkarttığı gürültü vardı çevrede. Bir göz gezdirdi içeriye. Yolcuların çoğunluğu uyumuş gibiydiler. Saate baktı, gece yarısını çoktan geçmişti. Sabaha karşı Ankara’da olacaklardı. Herhalde bir saate falan dururdu araba başkentte. Gözlerini kapattı. Ama uyumak niyetinde değildi. Yaşadıkları bir film şeridi gibi gözlerinin önündeydi... Doğan beyi ve Perihan hanımı düşündü. Onlara karşı haksızlık ettiğini bilinç altında kabul ediyordu ama hayata öfkesini çıkartması gereken birileri lazımdı. O iki yaşlı nasibini almıştı bu isyandan. Şimdi yüreğinde bir eziklik, bir pişmanlık vardı. - Böyle davranmamalıydım, onlar da kötü bir niyetle yapmamışlar ki bütün bunları... diye düşündü. Bebekliğinden beri merhamet duyguları olağanüstü gelişmiş bir çocuktu. Küçücük karıncaların başında bile saatlerce oturup onları severdi. Sokakta biraz fakir görünüşlü birilerini görse gözleri dolu dolu olur, Perihan hanımın eteğinden çekerek gösterirdi ve ona yardım etmesini isterdi. Okulda gücü olmayan arkadaşlarının kalemlerini, defterlerini, ihtiyaçlarını hep Oktay karşılar, Doğan beyin kızmasıyla da gizli gizli harçlıklarını bu işlere harcardı. Şefkat dolu bir karakteri vardı. Kaşları çatıldı bir anda. Yüreğini kaplayan pişmanlık duygularına aklı isyan etti ve karşı koymaya başladı: - Hayır, nedenmiş, niçin benden gizlediler, bana dürüst davranmadılar, sakladılar benden... Oysa benim bir annem var! Nasıl böyle bir zalimliği yapabildiler... diyerek biraz önce hissettiği merhamet hislerini bir saniye içinde yargılayıp mahkum edivermişti. İclal’i düşündü. Neler hayal etmişti birkaç hafta öncesinde. Genç kıza karşı yüreğinde coşkulanan hisleri itiraf edecek ve mutlu bir hayatın ilk adımlarını atacaktı. Bütün hayatı allak bullak oluvermişti. Doktor Doğan beyin oğlu değildi. Hakkari’nin Kuyulu mezrasında yaşayan Kezban ile kaçakçı Seyit’in oğluydu gerçekte. Bir garip hissetti kendini. Sanki bugüne kadar yaşadığı her şey eğretiymiş gibi geldi. Bu sırada otobüs muavinin sesiyle kendine geldi, daldığı düşüncelerden sıyrılabildi: - Evet beyler... On beş dakika ihtiyaç molası... Bolu dağlarında bir dinlenme tesisindeydiler. Hemen indi aşağıya genç adam. Uzun uzun gerindi, oturmaktan hareketsizlikten tutulan kemiklerini açtı kollarını kaldırarak. Etrafına bakındı. Basit bir tesisti. Benzin istasyonunun yanı tarafında tek katlı bir kahvehane vardı. İçeriye girdi. Tek tük doluydu masalar. Etrafta on yedi, on sekiz yaşlarında iki genç dolaşıyordu hizmet etmek için. İkisinin de uykusuzluktan gözleri kan çanağına dönmüştü. Hemen, kapıya yakın olan bir masaya oturup elini kaldırdı gençlere doğru: - Bir çorba getiriver aslanım... Karşısına aynı otobüste yolculuk eden kara kaşlı, kara gözlü bir adam oturdu teklifsizce. Hiç sesini çıkartmadı Oktay. Adam tok bir sesle selamladı onu: - Selamünaleyküm delikanlı... Başını salladı hafifçe. Gülümsedi: - Aleykümselam amca... - Nereye yolculuk civanım, nerelisin sen? Oktay yutkundu. Kaşığını yavaşça çorba tabağının kenarına bıraktı ve kelimeler dudaklarından kendiliğinden dökülüverdi: - Hakkari’ye amca... Anamın yanına. Hakkari’nin Kuyulu mezrasındanım ben... AMI YARIN
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 94082
    % 1.16
  • 4.7932
    % -0.57
  • 5.6125
    % 0.31
  • 6.2808
    % -0.14
  • 189.513
    % -0.21
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT