BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Ana-oğul yalnız kalmışlardı...

Ana-oğul yalnız kalmışlardı...

Yemekte hiçbir şey konuşmadılar. Ara sıra küçük Nalan’ın birkaç sözüne karşılık ortamın gergin havasının farkında olan Handan hanım müdahale etti ve kızını susturdu. Küçük kız da farklı bir şeyler olduğunu anlamış, fazla üstelememişti.



Yemekte hiçbir şey konuşmadılar. Ara sıra küçük Nalan’ın birkaç sözüne karşılık ortamın gergin havasının farkında olan Handan hanım müdahale etti ve kızını susturdu. Küçük kız da farklı bir şeyler olduğunu anlamış, fazla üstelememişti. Yemek sonrası hemen dadısıyla birlikte odasına çıktı. Handan ise kayınvalidesi ve kocasının meselelerine karışmak gibi bir adeti olmadığı için kahvesini içtikten sonra izin isteyerek ayrıldı. Ana oğul yalnız kalmışlardı. Sessizliği bozan Lamia hanım oldu: - Kardeşin hakkında böyle bir şeyi düşünebildiğine inanamıyorum Feyyaz. Aklım almıyor bir türlü. - Ben aklıma gelen şeyi söylüyorum. Yutkundu. Gözlerini kısarak baktı annesine: - Ve bunun doğru olmasından korkuyorum. Alaylı bir şekilde gülümsedi büyük hanım: - Bu suçlamanın ne demek olduğunu farkındasındır umarım. Ailemizin böyle bir şeyin içine girmesini asla kabul edemem, sana çok ama çok kızgınım. Nasıl kalkar senin paralarını çalan bir insanı ziyaret edersin aklım almıyor. Feyyaz hızla kalktı oturduğu yerden. Sinirli adımlarla dolaştı geniş salonda: - Anne, lütfen. Çetin’in nasıl bir insan olduğunu sen de ben de biliyoruz. Olaylar bize gösteriyor. Günah değil mi Fehmi’ye? - Bana elin adamını, ne olduğunu bilmediğimiz bir taşralıyı müdafaa etme Feyyaz! Cevap vermedi bu sözlere. Yerine oturdu. Sehpanın üzerinde duran gazeteleri alıp karıştırmaya başladı. Bir saat sonra dışarıdan gelen araba sesine, yaşından beklenmeyen bir çeviklikle fırladı Lamia hanım. Cama koştu. Dudaklarında sevinçli bir tebessüm vardı: - Geldi işte, Çetin geldi. Gerçekten de bir iki saniye sonra Çetin içeri girdi. Otuz altı yaşındaydı. Ağabeyi gibi uzun boylu, siyah saçlı ve keskin hatlara sahipti. Sinirli bir şekilde salonun ortasında durdu: - Neler oluyor? Neden beni alelacele çağırdınız? Büyük hanım biraz önceki asabi halinden iz bile bulunmayan bir tavırla ilerledi küçük oğluna doğru: - Çetin’im, yavrum, annene bir merhaba bile demeyecek misin evladım? - Bırak bu merasimi anne! Ne oldu, söyle? Feyyaz sinirli bir şekilde okumakta olduğu gazeteyi bıraktı. Sakin ama sert bir ses tonuyla konuştu: - Fabrika soyuldu!.. Kasadaki nakit çalındı. - Bana ne bundan? Fabrika yönetimi senin elinde, senin meselen. O paraların idaresi sende değil mi? Lamia hanım iki oğlunu da yatıştırdı bir el hareketiyle. Suçlayıcı bakışlarını büyük oğluna çevirmişti. - Feyyaz! Sus lütfen. Çetin, kasayı muhasebeci açmış. Yakalandı ve cezaevine konuldu. Çetin müstehzi bir tebessümle ve lakayt bir tavırla koltuklardan birine oturdu: - Olacağı buydu. O adamı başından beri sevmedim zaten. Benimle ne ilgisi var bunun? Feyyaz bey sinirlerine hakim olmaya çalışarak ağır ağır konuştu: - Benim seyahate çıktığım gün fabrikaya gitmişsin. Fehmi’yle konuşmuşsun. Kasanın anahtarları masasının üzerindeymiş. Bize doğruyu söyle Çetin. Bu işi sen mi yaptın? Kıpkırmızı olmuştu adam. İsyankar bir tavırla bağırdı: - Senin ne söylediğini kulağın duyuyor mu? - Hangi parayla çıktın seyahate? Antalya’daki otelle konuştum. Akıl almaz harcamaların var Çetin? Lamia hanım sararmıştı. Soru dolu bakışlarını oğluna çevirdi. Çetin durakladı. Kekeledi: - Ben... Benim param vardı. Sana ne bundan? Feyyaz acı bir tebessümle annesine döndü. Çetin’in sıkıştığı zaman kızardığını ve kekelediğini ailecek bilirlerdi. - İşte, haksız mıymışım anne? DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT