BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Şehadetlerini biliyorlardı

Şehadetlerini biliyorlardı

MUTE gazasına çıkan mücahidler “Ceyşü’l-ümer┠(kumandanlar ordusu) diye anılır. Zeyd bin Harise şehid düşer sancağı Cafer-i Tayyar alır, o da şehid düşer bu defa Abdullah bin Revaha... EfendimizİN işaret ettikleri komutanlar rahmet-i rahmana kavuşunca mücahidler Halid bin Velid’i emir seçer, şanlı sahabe ordusu yüze karşı bir olmalarına rağmen unutulmaz bir destan yazar. (Aleyhimürrıdvân)



Efendimiz’inizinde-29 M. SAİD ARVAS yazıyor msarvas@ihlas.net.tr ÜRDÜN SINIRLARI İÇİNDE Mute, Amman’dan otomobille iki saat çekiyor, yolları düzgün, insanları dost canlısı... Hicretin 8. yılı. Efendimiz (Sallallahü aleyhi ve sellem) Haris bin Umeyr ile Rum Kayserine bir mektup yollarlar. Hazreti Haris henüz Mute’ye (Ürdün) varmıştır ki, durdurulur, Şurahbil bin Amr el-Gassânî tarafından eziyet edilir, boynu vurulur. Elçiye zeval olmuştur, Server-i âlem Müslümanları cihada çağırırlar. 3 bin mümin silahlanıp gelir, ordugâhta toplanır. Fahr-i Kâinat “Kumandanınız Zeyd bin Harise’dir” buyururlar, “O şehit düşerse komutayı Cafer bin Ebu Talib alsın! O şehit düşerse Abdullah bin Revâha’nın etrafında toplanın. O da şehid düşerse, aranızdan münasip birini seçin, kendinize kumandan yapın.” İlk üç kumandanın son yolculuğa çıktıkları bellidir, gün gibi aşikâr. Abdullah bin Revâha şairdir. Duygularını mısralara döker “kanları fışkırtıp köpürten bir kılıç darbesi, yahut ciğer ve bağırsakları kasıp kavuran bir kargıyla şehit olmak isterim ki; kabrime uğrayanlar, ‘Allah, bu savaşçıya doğru yolu göstermiştir’ desinler!” Peygamber Efendimiz beyaz bir sancak bağlayıp Zeyd bin. Hârise’ye uzatırlar, bizzat Seniyetü’l-Veda’ya kadar gelip mücahidleri uğurlar. “Haydi, Allah’ın ismiyle gaza ediniz! Allah’ın düşmanlarıyla çarpışınız! Orada, Nasranîlerin kiliselerinde, halktan ayrılmış, kendilerini ibadete vermiş birtakım kimseler bulacaksınız. Sakın onlara dokunmayın. Siz, ne bir kadını, ne süt emen bir çocuğu, ne yaşlanmış bir pîr-i fanîyi öldürecek; ne bir ağaç yakacak veya kıracak, ne de bir ev yıkacaksınız!” * Vali Şurahbil Müslümanların gelmekte olduklarını haber alınca hayli asker toplar. Mücahidler, Vâdi’l-kurâ’da Şurahbil’in kardeşi Sedus’un 50 bin kişilik ordusunu bozarlar. Sedus öldürülünce, Şurahbil’i korku basar sırtını Bizans’a yaslar. Herakliyus 100 bin askerle takviyede bulunur. Arap Hıristiyanları da gider ona katılırlar. Sayıları 250 bini bulur ki talimli ve donanımlıdırlar. Mücahidler bir süre Maan’da durur, istişareye otururlar. Bazı sahabiler meydan savaşı yapmaktansa akınlarda bulunalım derler, “esir ve ganimet toplayalım, Bizans’ın gözünü yıldıralım”. Söz Abdullah bin Revâha’ya gelir. “Biz” der, “Yola ganimet toplamak için çıkmadık! Onlar sayıca, silahça üstün olsalar da çarpışalım! Ya zafer kazanır, ya da şehit oluruz. İkisi de bizim için hayırlıdır. Unutmayın Bedir’de sadece iki atımız vardı.” Zeyd bin. Erkam anlatır. “Ben, Abdullah bin Revâha’nın yanına sığınmış bir yetimdim. Mute seferine çıktığında, beni de devesinin terkisine bindirmişti. Gece giderken, beyitler okudu: “Ey devem! Beni ve yükümü, kumluktaki kuyuya vardıktan sonra dört konak daha götür, artık seni başka sefere çıkarmayacağım! Umarım ki, şehit olacağım! Sen sahipsiz kalacaksın! Artık, ne gümrah hurmalıklarım umurumda ne meyveli ağaçlarım...” Kendisinden bunları işitince, ağladım. * Mücahidler, Belka sınırına vardıklarında Herakliyus’un Rum ve Hıristiyan Araplardan mürekkep ordusuyla karşılaşırlar. İpek gömlekler atlas kaftanlar, altın kabzalı kılıçlar, yakut bezeli miğferler, gök renkli zırhlar... Kendilerinden emindirler, düğüne gelmiştirler adeta... Müslümanlar Mute köyünü mevzi tutar. Zira burada bitki örtüsü kesiftir, sayılarını ancak böyle saklarlar. Zeyd bin Harise çok sert savaşır. Bizanslı kurmaylar şaşırır kalırlar. Mübareğin vücudu mızraklarla delik deşik olur, çarpışmaktan geri durmaz. Şehit olduğunda elli beş yaşlarındadır. Sancağı Cafer-i Tayyar alır, Zeyd’in zırhını giyer, atına biner, düşman saflarını yara yara ilerler ve tam ortalarına dalar. İki eli kesildiği halde sancağı bırakmaz ki nurlu naaşında doksandan ziyade yara sayarlar. Otuz üç yaşındadır daha. * Abdullah bin Revâha ilk savaşı nefsiyle yapar. “Ben seni süründürmeye yemin ettim! Sen eski bir kırbadaki su damlasından başka nesin ki? Şimdi öldürülmesen de er geç öleceksin! İşte, özlediğin şey önünde duruyor. Sen de Zeyd ile Cafer’in yaptıklarını yap, bedbaht olma! Ey nefsim! Eğer seni şehitlikten sakındıran zevcem filanca hatun ise onu üç talakla boşadım. Yok, filan kölelerinden mahrum kalmaksa onları azad ettim. Şayet bahçeleri, bostanları özlüyorsan onları Allah rızası için vakfettim. Artık hiçbiri benim değil. Ve diğer iki arkadaşı gibi çarpışmaya girer. Vurur, vurulur ve düşman safları arasında şehid olur. Ebu’l-Yeser Ka’b bin Umeyr, sancağı alır, Benî Aclan’dan Sabit bin Akrem’e verir. Hazret-i Sabit sancağı yere dikip haykırır: “İçimizden birini kumandan seçelim!” - Sancak senin elinde. Biz dahi uyduk sana! - İşi ehline vermek gerek, (Halid bin Velid’e bakarak) Gel ey Ebu Süleyman! Sancağı sen al! - Siz buna benden daha lâyıksınız! Daha yaşlısınız ve üstelik Bedir’de savaştınız. Sabit bin Akrem: “Vallahi, ben onu sana vermek için aldım” der ve arkadaşlarına döner “Halid’in kumandanlığında mutabık mıyız?” Oy birliği ile Halid bin Velid’in emrine girerler. Hazret-i Halid savaşı güzel okur, nitekim daha o gün Rum topluluklarından birini bozguna uğratırlar. Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) o gün müteessirdirler. “Beni hüzün içinde bırakan şey eshabımın şehid olmaları idi. Hüznüm onları, Cennette karşılıklı tahtlar üzerinde oturmuş kardeşler olarak görünceye kadar devam etti” buyurur ve safha safha savaşı anlatırlar “Abdullah bin Revaha’dan sonra sancağı Halid bin Velid aldı. Ey Allah’ım! O, senin kılıçlarından bir kılıçtır, Ona yardım eyle” diye dua buyururlar. Savaşın 6 günü Ebû Katâde, Arap kumandanı Malik bin Zafile’yi öldürür, düşmanın sol yanı aksamaya başlar. Hava kararınca savaş durur, çekilirler ordugâha... Yeri gelmişken söyleyelim bu cenk tam 7 gün sürer. Karşılıklı saf tutan savaşçılar birbirini tanırlar. Halid bin Velid ertesi sabah önde bulunanları arkaya, arkada bulunanları öne geçirir, sağdakilerle soldakileri değiştirir. Rumlar başka başka çehrelerle karşılaşınca yardım geldi sanır, panik yaparlar. İşte o tereddüt pahalıya patlar, hiç yüzünden bozulurlar. Hazret-i Halid o gün tam yedi kılıç kırar. Sonunda eline enli bir yemen palası geçer onu da kana boyar. Düşman hayli zayiat vererek dağılır, Müslümanların sadece 14 şehidleri vardır. Bu arada yüklü ganimet toplar, huzur ve neşe içinde Medine yoluna vururlar. YARIN: HADİMUL HAREMEYN
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 104001
    % -1.26
  • 3.5061
    % 0.96
  • 4.1839
    % 0.36
  • 4.7509
    % 0.47
  • 145.618
    % -0.67
 
 
 
 
 
KAPAT