BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bayramlar mı eskidi bizler mi yaşlandık

Bayramlar mı eskidi bizler mi yaşlandık

Adettendir her yazar ömründe en az bir defa “nerde o eski bayramlar” mevzuuna parmak basar. Atlıkarınca horoz şekeri muhabbetlerine girer nostalji yapar.



Adettendir her yazar ömründe en az bir defa “nerde o eski bayramlar” mevzuuna parmak basar. Atlıkarınca horoz şekeri muhabbetlerine girer nostalji yapar. Teamüllere uyalım ayrı gayrı olmasın. Efendim eskiden evler bir hafta önceden ziyarete hazırlanırdı, analarımız tahtaları bile ovar ağartır, oruç ağız halıları döver, perdeleri kırlentleri yıkarlardı. Baklava için kırk kat yufka açar, güveç için fırına haber salarlardı! Bayram günü tükenir, baş ağrısı ile boğuşurlardı. Bir ay bekler, tam arife günü traş olmaya, üst baş almaya kalkardık. Berberler kıldan tüyden bunalır, üfürmeye başlardı. Setre pantol satanlar parayı bulurlardı. Bayram sabahı beyler (küçüğü büyüğü) camiye gider, vaaz dinler, namazlarını kılar. Eve gelmeden kabristana uğrar, ölmüşlerin ruhuna okurlardı. Ki bu fasıl ayniyle vaki, şükür unutulmadı. Son otuz günün ilk kahvaltısı abartılı tutulurdu. Analarımız (nur içinde yatsınlar) uykuyu unutur, saatler evvelinden kalkar bazlama gözleme hazırlardı. Ve ziyaret faslı. Evin beyi kıranta giyinir, kravat iğneleri, kol düğmeleri filan. Yenge yeni mantosunu kuşanır, yeni eşarbını takar. Küçük hanım bayramlıklarını görünce sevindirik olur hem kendi ekseni etrafında hem de babasının etrafında dönmeye başlar. Fırfırlı fistan, kordelalar... Yastık altına papuç sokma olayı koca bir yalan, zira serttir ve teke gibi kokar. Küçük bey de takım elbise giy(diril)miştir. Kolalı yakalar, papyonlar, cam gibi parlayan ruganlar. Hangimiz süs böceği olmaktan hoşlandık ki, bu bi kere karizmayı bozar. Neyse ailecek Düzce tütün kolonyası ile yıkanır çıkarsınız yola. Olmadı lavanta, zambak, altın damla. Efendim o zamanlar hususi otomobil neredeee? Durağa çıkarsınız, tramvay, kaptı kaçtı ne bulunursa... Güzergah yeknesaktır, her bayram aynı hat turlanır. Aynı saatte aynı kapılar çalınır. İhtiyarlar ziyadesiyle hoşnud olur, gelenleri şekerle savmaz, limonata pasta çıkarırlar. Yemeğe kalın diye asılır, cebinize mendil çorap sıkıştırırlar. Elbette 2,5 lira verenin eli daha bi candan öpülür, 50 kuruş veren dudağın ucuyla. Bayram arifesinde sokaklar tebrik kartı satanlardan geçilmez. Ama siz vaktinize kıyar Sirkeci’ye inersiniz, aşağıya! Kart, Cağaloğlu yokuşundan alınır, Büyük Postaneden atılır. Ulen mahallede kart aynı para. Yollayacağın Galata köprüsü, Yeni Cami, Kızkulesi resmi değil mi? Hem değişik değişik seçsen ne olacak? Biri Hanya’ya gidecek biri Konya’ya... Posta pulu elli kuruştur bayram kartı 25. Zarf açık olacak ama, zamkı tükürüklersen elli kuruşunu alırlar. Biz de kartın arkasına bi mektupluk malumat yazarız, PTT’ye kazık atarız aklımız sıra. Kart, zarf, pul bayağı masraf, telefon ve bilgisayar mesajı sevimsiz olsa da daha mantıklı valla. Yalnız üç yüz kişinin tek tuşla halledilmesi ters biraz, kimsenin kimseye vakit ayırdığı yok aslında. O zamanlar bakkallarda çeşit bulunmaz. Keçiboynuzu, kırık leblebi, şekerleblebi dutkuru, pestil bisküvi arası lokum, ender şekeri filan... Düşünün Lalipop bile çıkmamış daha... Cebinde fülus mevcud olsa ne yazar, mal olmayınca. Şimdi mal var dert var. Cipsler çikolatalar kolalar... Adamı obez ediyorlar. Bizim nesil yazarlar bayram yerlerini pek ballandırır. Halbuki bir nevi batakhanedir her türlü melanete kapı aralar. Ruletçiler, penaltı attıranlar, iğne ile “şans talih” kazıtanlar, bul karayı al parayı, tombala Kent Palmall... Çocukları resmen kumara alıştırırlar. Ödül daima sigaradır, yeni yetme kopiller külhaniler gibi yakar, kostak kostak gezinir, sahilbent vapuru gibi duman savurttururlar. Bizim gibi saflar da parayı bisiklete yatırır. 5 dakkası yimbeş dee üç dakkası atan zinciri takmakla geçer, arkadaşların son ikiye girdiklerinde pedalın çıkacağı tutar. Fren filan yok tabii, gidon gövde kırk defa kaynaktan geçmiş, yamalı bohça... Bir miktar da mantara, maytaba, çatapata, kız kaçırana yatırım yaparsın ses olsun maksat. Koz helva, macun, lahmacun... Bunların pek özenli üretilmediğini bilirsin, sinekleri görmezden gelirsin. Deliler gibi yer mide fesadına uğrarsın sonunda. Üstün başın batmıştır tabii, bayramlıklar partala dönmüştür çoktan. Anan bayramın bitmesini bekler bunun hesabını soracaktır sana! Şimdi ziyarete gidiyorsun oturtuyorlar televizyonun karşısına. Bizi sorarsanız iyiyiz, çay getirin çocuklar, bak kurabiyeler de orada. Ekrana bakıp bakıp kalkıyorsun... Ben kime gelmiştim yaaa?
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT