BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Olmazsa olmaz bir iş: ‘Yabancı dil’

Olmazsa olmaz bir iş: ‘Yabancı dil’

“Yoksa siz hâl⠑yabancı dil’ bilmenin önemini kavrayamadınız mı?” Bugün artık iyi bir işe sahip olmanın, işinde ilerlemenin temel şartlarından birisi en azından bir yabancı dile sahip olmak. Öncelikli olarak istenilen dil ise, İngilizce.



“Yoksa siz hâl⠑yabancı dil’ bilmenin önemini kavrayamadınız mı?” Bugün artık iyi bir işe sahip olmanın, işinde ilerlemenin temel şartlarından birisi en azından bir yabancı dile sahip olmak. Öncelikli olarak istenilen dil ise, İngilizce. Bu konuda ne kadar haklı olduğumuzu anlamanın en kolay yolu, gazetelerin “İnsan Kaynakları” eklerini incelemektir. İnceleyenler, (hatta sırf bu yüzden istediği işi alamayanlar) çok iyi bilirler ki; her 5 firmadan 4’ünün, “İş için aranılan şartlar” listesinde, bu madde yani “yabancı dil” şartı vardır. Unutulmamalıdır ki her şirketin kuruluş amacı; her gün biraz daha büyümek, globalleşen dünyada rakipleriyle mücadele edebilmek ve onlarla iletişim içinde olabilmeyi becerebilmektir. Bu da ancak kendini her yönden geliştirmiş kalifiye personelle mümkündür. Ancak maalesef 2000’li yıllara girdiğimiz şu günlerde, yaptığımız küçük bir araştırmayla gördük ki, bugün hâlâ birçok genç, bu konunun önemini kavrayamamış olsa gerek, okullarındaki yabancı dil derslerini ihmal ediyor, hatta bu dersi sevmediklerini söylüyorlar. Konunun önemini kavrayanlar ise; böyle bir eğitimi okullarında alıyorlarsa kendilerini şanslı sayıp, daha fazla gayret gösteriyorlar, imkânları sınırlı olanlarda çeşitli kurslarla, kasetlerle, kitaplarla bu, “olmazsa olmaz” işi başarabilmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Lafımız konunun önemini kavrayamamış olanlara.. Bakın bu konunun önemini fazlasıyla kavramış olan İ.Ü. İşletme Fak. İşletme Kulübü öğrencileri; yabancı dilin gerekliliğini bir kez daha ortaya koymak için değerli üniversite hocalarımızdan bazılarıyla görüşmüşler ve edindikleri bilgileri bizlerle paylaşıyorlar. Konu hakkında; İ.Ü. İşletme Fak. Organizasyon ve İşletme Yönetimi Bölümü Başkanı Prof. Dr. İlhan Erdoğan; “Sadece Türkçeyi bilerek uluslararası, platformda Türkiye’yi temsil etmenin zorluğuna değinerek, uluslararası rekabete hazır hale gelmenin, gerekli mesleki bilgiyi almış, bir yabancı dili yeterli düzeyde bilen gençlerle mümkün olabileceğini” söylemiştir. Yine İ.Ü. İşletme Fak. hocalarından Sayın Prof. Dr. M. Erdal Balaban da; “Yabancı dil bilmenin gerekliliği üzerinde önemle durarak, bunun temelinin çok genç yaşlarda atılması gerektiğini” söylemiştir. Hocalarımıza göre yabancı dil bilmek, ana dili öğrenmeye ya da kullanmaya bir engel değildir. Aksine yabancı dil, insanı daha da yetiştirici bir etkendir. Öğrenci olarak ya da bilim adamı olarak, olaya bakıldığı zaman, sadece Türkçe bilen birisi için 10 bin kaynağa ulaşma imkanı varsa bu dil bilen kişi için 100 binler demektir. O yüzden de yabancı dil, “olmazsa olmazlar” arasındadır. Boğaziçi Üniversitesi Tarih Bölümü öğretim üyelerinden Prof. Dr. Mim Kemal Öke’yle de görüşen kulüp öğrencilerine Sayın Öke şu bilgileri vermiştir; “Bizim sıkıntımız şurdan kaynaklanıyor. Öğrenciler ne İngilizce’yi ne de Türkçe’yi çok iyi konuşuyorlar. Ne Türkçe anlattıklarına hakimler, ne de İngilizce anlattıklarına. Bu çok büyük bir derttir. Ama aynı ölçüde şunları da söyleyebilirim ki, artık 21. yüzyılda globalizasyonun kol gezdiği bir ortamda ve üstelik de bilimin süratle ilerlediği ve çok kısa birimler içerisinde geliştiği ortamda İngilizce artık tamamen kültürden soyutlanmış, kültürle ilgisi kalmamış, bir esperanto haline gelmiştir. Onun için bugün bilimde olsun, ticarette olsun herkes İngilizce konuşuyor ve literatürde İngilizce. Bilgisayarların klavyeleri de, dilleri de İngilizce. Dolayısıyla artık bütün öğrencilerin, Türkçelerini unutmadan, İngilizce’yi öğrenmeleri şarttır. İşletme Kulübü öğrencilerinin akademik çevrelerden aldığı bu bilgilere, biz de iş dünyasının görüşlerini ekleyerek gençlerimizin ufkunu biraz daha genişletmek istedik ve değerli işadamımız Sayın Sakıp Sabancı’nın konu hakkındaki görüşlerini aldık. Sayın Sabancı Genç Türkiye’ye şunları söyledi; “Şimdi artık başarının ölçüsü, dünya ölçüsüdür. Dünya, devamlı bir değişim içinde. Yaşadığımız ülkede, yaşadığımız şehirde, etrafımızda her gün her şey değişiyor. Değişim demek, “fırsat” demektir. Değişim demek, yeni iş imkanları demektir. Türkiye’nin Avrupa Topluluğu’na kabul edilmesi demek, Türk halkının yaşam düzeyini, topluluktaki diğer üye ülkelerin yaşam düzeyine çıkartmak demektir. Bu çetin hedefe kısa sürede ulaşabilmek için gereken büyük çabayı, bilinçli, verimli, hızlı ve çok çalışmayı göze almak mecburiyetindeyiz. Bize düşen görev, kendi kalitelerimizi, kendi zenginliklerimizi ve potansiyelimizi iyi değerlendirerek, gücümüzü yabancılara kabul ettirmektir. Çağdaş dünyada ulusal varlığımızı ve itibarımızı ancak bu şekilde koruyabilir, yüzü gülen mutlu insanların Avrupa standartlarında yaşadığı Türkiyemizi daha çabuk geliştirebiliriz. Bunun için de gençler artık, en az bir yabancı dili çok iyi konuşmalı ve tüm teknolojik gelişmeleri yakından takip etmelidir. Lisan bilmek şarttır.” Haydi Gençler!.. Daha fazla gayretle bu işin üstesinden gelebilirsiniz. Sabah duâsı “Sen doğmana bak, güzel gün Gözümü alan aydınlık, Trenler seninle gider, Vapurlar seninle gelir Senden her beklediğimiz... Cahit Sıtkı Tarancı” Bazen insan kendini, kalabalığın içinde dahi; nasıl da mutsuz, yalnız, terkedilmiş hisseder öyle değil mi? O anda dünyanın bütün yükü omuzlarınızdadır ve siz ne yapacağınızı bilmez halde, bir akıntıya kapılmış yaşarsınız. İçiniz sıkılır, sevdiğiniz her şey anlamını yitirir ve hayatı sorgularsınız acaba ben niçim varım? Her şey boş, her şey anlamsız... Sabah olmuş, gece olmuş bana ne... Sabah sabah, bu karamsarlık da nereden çıktı demeyin. Ben masumum. Beni bu satırları yazmaya; okuyucularımızdan gelen ve “zaman zaman hayatın anlamını kaybediyorum, bir karamsarlık denizinde boğuluyorum” diye başlayan mektuplar sevk etti. Ancak yazılanlardan bir kez daha anladım ki hepimiz; memleketin bir köşesine dağılmış, kendi kurduğumuz dünyamızda yaşıyor, ayrı ayrı yerlerde birbirimizden habersiz gülüyor, ağlıyoruz. Kısacası sosyal konumumuz, yaşımız, cinsiyetimiz ne olursa olsun tüm insanların yaşadığı ortak duyguların etrafında sadece ölçüsü farklı ömrümüzü geçiriyoruz. Buradan çıkan sonuç da şu ki hayatta keder ve sıkıntı zaten var ve bunların sayısını artırmakta hiç zor değil. Ancak durum böyle diye etrafımızdaki, içimizdeki güzellikleri, umudu yaşamadan hayatımızı geçirmekte, en başta kendimize, sonra çevremizdeki kişilere karşı büyük bir haksızlık, aslında. Mesela bugün; Allah’ın bizlere, ondan yararlanalım diye yarattığı bir gün değil mi? “Eee ne olmuş yani, bunu bilmek işlerimi, sıkıntılarımı hafifletmiyor ki” demeyin. Herhangi bir sorundan dolayı üzülüyorsanız, kendinize sorun. “En kötü olasılık nedir?” Bu olasılığı kabullenmeye hazırlanın ve sonra telaşa kapılmadan zararı azaltmanın yollarını arayın. Belki zaten bu kötü olasılık hiç yaşanmayacak, ama ya olursa diye de kaygıya kaygı katmanın ne yararını görürsünüz ki? Biraz pozitif olmaya çalışın. Geçmişi düşünüp, geleceği kendinize zehir etmeyin. Kendinize acımak, şanssızlıktan yakınmak yerine kendinize güvenmeniz, engelleri aşacağınıza inanmanız size pozitif enerji yükler. Sağlığınızdan, aile fertlerinizin varlığına, arkadaşınızdan, işinize, okulunuza, dişinizin ağrımıyor olmasından, doğan güneşle uyanmış olmanıza, yolda yürüyebilir olmanıza kadar hayatınızdaki bütün pozitif şeyleri bir düşünün ve etrafınızda sürekli olarak negatif enerji veren insanlardan uzak durun, kendinizi koruyun. Rahat olun ve dinlenin. Kişiyi en çok rahatlatan şeylerin güçlü bir Allah inancı, dinlenme, çalışma ve gülümseme olduğunu unutmayın. Hikmet sahibi kişilerin dediği gibi “tebessüm bedavadır, alanı mutlu eder, vereni üzmez.” Bir okuyucumuz; “bizler yüreği sevgiyle çarpan, birbirine muhtaç ancak güzel düşüncelerle birbirine faydası dokunabilecek kocaman bir aileyiz” diyor satırlarında. Ona canı gönülden katılıyor, mektuplarınızı bekliyorum. Sevgi, umut dolu bir hafta sizlerle olsun. Sevgiyle kalın. Haftanın Sözü; Bu dünyada başarılı olan insanlar, gözlerini açıp istedikleri şartları arayanlardır. Aradıkları şartları bulamazlarsa kendileri sağlamak için çaba harcarlar. George Bernard Show
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT