BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Alex izni mi?..

Alex izni mi?..

Bugün Uluç Market, “ailece” bizim olacak galiba!.. Sevgili kuzenim Gürcan Bilgiç, hafta içinde, “Alex - Aykut Kocaman - Yönetim üçgeninde” Fenerbahçe’nin “efsane oyuncusu hâline gelmiş” Brezilyalısının, “kopuş” hikâyesini yazdı; tarihte verip, “3 Temmuz 2011’de başladı” diyerek!..



Bugün Uluç Market, “ailece” bizim olacak galiba!.. Sevgili kuzenim Gürcan Bilgiç, hafta içinde, “Alex - Aykut Kocaman - Yönetim üçgeninde” Fenerbahçe’nin “efsane oyuncusu hâline gelmiş” Brezilyalısının, “kopuş” hikâyesini yazdı; tarihte verip, “3 Temmuz 2011’de başladı” diyerek!.. Alex’in, Spartak Moskova maçında oynatılmamasının sebebini, bir Brezilyalı arkadaşına “kıskançlık” diye açıkladığı tweet’in, “kulüp tarafından zorlanarak sildirilmesinden” kinaye “Kıskançlığın ötesinde” başlığını taşıyan yazısında Gürcan Bilgiç, “özetle” şöyle diyor: “Alex ile hem Aykut Kocaman’ın hem de Aziz Yıldırım’ın arasındaki iplerin kopması yeni değil. İplerin koptuğunu ‘Alex’siz takım’ ortaya çıkardı ama işin başlangıcı 3 Temmuz’dur. Kocaman’ın 3 kaptanla yapacağı duyurulan basın toplantısına katılmadı. UEFA’ya gönderilecek ‘Alacağım yoktur’ belgesini imzalamadı. Hocaya başka konuşup, basına başka açıklamada bulundu. Yoğurtçu Parkı’nda Lefter’in heykelinin bulunduğu alana konulan heykelinin 4 Aralık 2011’deki açılışı ertelenmişti ancak bugüne kadar bir türlü gerçekleşmedi.” Yazıda, “yukarıda özetlediğim” hemen hemen her cümlesi “manşet olabilecek” çok enteresan tespitler ve “bugüne kadar spor sayfalarında görmediğim, okumadığım olaylar, gerçekler” var. Ama bu müthiş yazının arka plânında en az “bu yazıdaki gerçekler kadar” önemli bir “başka” gazetecilik sorusu yatıyor; “Neden o günlerden bugüne kadar değil de, bugün?..” Quaresma’nın, Beşiktaş’ın hocası ve yönetimi ile “görüşmeleri, pazarlıkları, neyi istediği, neyi istemediği” gün be gün yazılıyor, konuşuluyor, hatta medyanın internet sitelerinde saat ve saat işleniyor da, “aynı” gazetecilik kovalamacası, mesela Galatasaray’da “Melo - Fatih Terim - Yönetim” üçgeninde yapılıyor ve “her şey” an be an kamuoyuna duyuruluyor da, “Alex gibi heykeli dikilecek” bir futbolcu ile ilgili “Gürcan Bilgiç’in yazdığı gerçekler”, bugüne kadar Fenerbahçe’de nasıl “gizli” kalıyor, kalabiliyor?.. Soruyu açık açık soruyorum; Fenerbahçe medyasına; “Yoksa bugüne kadar Aziz Yıldırım’dan izin mi çıkmamıştı?..” >> Trabzonspor’un açmazı!.. Futbol bütün dünyada, Ekvator’dan Japonya’ya, Çin’den, Kuzey Kore’ye kadar (Bilmem, Perşembe günü “20 yaş altı” Kadınlar Dünya Şampiyonası’nda Kuzey Kore - Arjantin (9-0; evet 9-0) maçını seyrettiniz mi?..) “sanayileşmenin de ötesinde endüstrileşmiş”, bizde hâl⠓amatör, duygusal, öfkeli ya da tutkulu kafalar” tarafından yönetiliyor!.. İşte, “Biz Galatasaray artığı futbolcu almayız” komikliğine düşerek, “Baros” gibi bir golcüye, hem de “nohut çekirdek parasına gelebilecek” bir golcüye, Türkiye’yi, takımları, futbolcuları, defans oyuncularını, kalecileri çok iyi tanıyan, geçen sezon bile “sakatlıklarla boğuşmasına rağmen”, oynadığı sayılı maçta “onca gol atan, penaltılar yaptıran, maçlar kurtaran” bir forvete kapılarını kapatan Trabzonsporlu yöneticiler, bakın Perşembe gecesi Avni Aker’de, “seyirci tarafından” ne hâle getirildiler; gördük!.. O takımın “ilerideki golcüsü”, mesela “Halil yerine Baros olsa idi”, acaba o maç “0-0” biter miydi?.. Herkes soruyor; “gol atamayan” bir Trabzonspor, Süper Lig’de, Avrupa Kupaları’nda “ne yapar?..” Avrupa Kupaları maçları başladı; ligler başlıyor, Trabzonspor’un hâl⠓gol adamı” yok; aranıyor!.. Ama “beyler” manşetlerde, ekranlarda; “Galatasaray artığı futbolcuyu almayız!..” Bir defa, “insanlığa aykırı, vicdanları yaralayan” bir söz bu; “Çek Milli Takımı’nın santrforu”, hemen her sezon oynadığı takımlar hesabına “en az 15-20 gol yazan” bunca yılın Baros’u için “Galatasaray artığı” demek, ne demek?!.. Zaten, “her yanlış ve hatalarında”, hemen başkalarına “lâf” kondurmayı âdet hâline getirdiler; “Burak öyle, Selçuk böyle, Umut şöyle, Engin desen, Yattara desen, Jaja desen of aman of!..” Aynaya bakıp, “Bu çocuklar yıllarca bordo-mavili forma için mücadele ettiler, nice başarılı maçlara imza attılar, sonra neden kaçıp gittiler, acaba bizlerde hiç hata yok mu” diye sormadılar, kendilerine; “Bir zamanlar yere göğe koyamadıkları futbolcuları” suçladılar da suçladılar!.. Trabzonspor’u “bu kafalar yönettikçe”, Trabzonluların işi zor, hem de çok zor!.. >> Kime ne?.. Sevgili kardeşim Hıncal Uluç, “büyüklerin maçlarında deplasmana giden takımın taraftarlarının maçlara alınmaması” konusunu yıllardır yazıp geliyor; zaman zaman bazılarımız da yazıyor ama, o, “bu konuda alınan her karardan sonra”, çok ağır yazılar kaleme alıyor, TV programlarında da “salvoya devam ediyor”; haklı, hem de çok!.. “Aynı yöndeki” son karara da gene çok kızmış, döşenmiş de, döşenmiş; “bu konudaki” öfkesini “biraz azaltır” diye yazıyorum: Sevgili kardeşim, bu ülkede iki yıldır, hem de Federasyon kararı ile “kadın seyirciler insan sayılmaz ve ‘seyircisiz’ cezası olan maçlarda tribünlere doldurulurken” ve “bu garip ama çok açık ‘kadın - erkek ayrımcılığı’ olayına kimseler ses çıkarmazken”, büyük takım taraftarlarının “sadece takımlarının deplasmana gittiği büyük maçlarda insan yerine konmamaları”, bilmem ki kimin ve nasıl umurunda olabilir?.. Sporun en büyük suçlarından biri olan ve de demokratik her ülkenin Anayasalarına da aykırı olan bu çok açık “kadın - erkek ayrımcılığı” ile, “feministlerin derneklerinin ve feminist yazarların bile ilgilenmediği” bir ülkede yaşıyoruz; boşuna kızma, kendini de üzme; böyle gelmiş, böyle gider; kime ne?.. >> Çiftlikte seçim!.. Basketbol camiasında panik, öfke birbirine karıştı; Turgay Demirel’in “baskın seçim kararı”, üstelik Doğan Hakyemez’in “Ben adayım” açıklaması ile tam bir “danışıklı dövüş” senaryosuna dönüştü!.. “Turgay’ın Çiftliği” hâline gelmiş Basketbol Federasyonu’nda “yıllar boyu onun kahyalığını yapan” Hakyemez’in adaylığı, Basketbol camiasını “kâbuslar arasında tercih” ile karşı karşıya bırakıyor; “Kırk katır mı, kırk satır mı?..” Vah benim, “güzelim” basketbolum!.. >> İşte Bursaspor!.. Yıllardan beri Bursaspor’u Avrupa Kupaları’nda “böyle bir futbolla görmek istiyorduk”; helâl olsun!.. Hollanda Ligi’nin 2 maçta 5 gol atıp 1 gol yiyerek 6 puanla ve en yakın rakibinden 2 puan önde olan lideri Twente önünde oynanan “mevsim başı” futbolu ve alınan 3-1’lik galibiyet tek kelime ile; müthiş!.. Ne var ki, “düşüşte de olsa” Hollanda futbolu, Hollanda futboludur; rövanş hiç de kolay olmayacak!.. Dün sabah okuduğum yorumlar, “Bursaspor turu geçti” havasındaydı; aman!.. “Bu çok yanlış estirilen hava”, takıma ve futbolculara yansımamalı; Hollanda’daki maça “ilk maç 0-0’mış gibi” çıkılmalı ve “öyle” oynanmalı!.. Ertuğrul Hoca ve talebelerine binlerce teşekkür ve elbette Batalla’ya da!..
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT